İNGİLTERE… EŞİTŞİZLİK GAYRİ MEŞRU İSE, NEDEN AZALTILMIYOR?

Thomas Piketty’nin bir milyon satan 600 sayfalık kitabında yukarıdaki soruya cevaplar arıyor. Sermaye ile gelir dağılımındaki ilişkileri araştırırken Marx gibi eşitsizliği sömürü dinamiğinde aramaz. muhasebe teknikleri, matematik yüzdeleri kullanarak ve ağırlıklı olarak vergi sistemi üzerinden eşitsizlik kanserinin nedenlerini araştırır.

‘Sermaye ve İdeoloji’ kitabı ile bundan önceki ‘Yirmi Birinci Yüzyılda Sermaye’ yapıtında araştırdığı gelir dağılımı eşitsizliğini dünya gündemine taşıyacak kadar başarı sağladı. Artık bu sorun hemen hemen her hükümetin gündemindedir diyebiliriz.

Her iki yapıtında Piketty, son 200 yıldır batı kapitalizmindeki eşitsizliğe neden olan süreçlerin tarihini, ve feodalizme ve diğer modern öncesi ekonomilere geniş açılı bir projeksyon tutuyor.

Marksistler, “Şimdiye kadar var olan tüm toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir” diyerek Komünist Manifesto’nun ünlü açılış satırına referns yapar. Fakat Pikkty Fransız Marksist Annales Okulunun etkisiyle farklı bir yol izliyor.

Sermaye ve İdeolojide sunulan yirmi birinci yüzyılda zenginliğin gelirden neden daha hızlı büyüdüğü ve neden eşitsizlik bu nedenle zamanla arttığını detaylandırıyor, Piketty. “Ancak, mevcut verilerin taranmasından sonra herhangi bir yasa formüle edemiyor . Piketty bize motor olmadan tarih tekerinin dönebileceğini söylüyor. “( The Guardian) Marksist yazarlara göre Piketty teorik bir açılım getirmediğinden eşitsizliğin kaynağını anlatamıyor.

Eşitsizliğe neden olan normlar Piketty’e göre ahlaki niteliktedir: eşitsizlik gayri meşrudur ve bu nedenle yönetilmek için ideolojiler gerektirir. İnsanlık tarihi boyunca, insanların çoğunluğu için kabul edilebilir bir zenginlik dağılımı arayışı her dönemde ve tüm kültürlerde tekrarlanan bir amaçtır.Toplumlar geliri, zenginliği ve eğitimi daha yaygın bir şekilde dağıttıkça, daha müreffeh hale gelirler. Bu nedenle gerici ideolojilerin devrilmesi ekonomik ilerlemenin temel koşuludur.”        (The Guardian)

Piketty çalışan insanların yarattığı ulusal gelirin eşit bölüşülmemesinin sorun yarattığını söylüyor.  Eşitsizliğin mülkiyet- üretim – bölüşüm paradigmasının sadece üçüncisinden kaynaklandığını kanıtlamaya çalışıyor. Marks gibi eşitsizliğin kapitalist mülkiyet koşullarında üretimde elde edilen artı-değerin kapitalist mülkiyet aracılığıyla sahiplenilmesi gerçeğini bir yana bırakarak kapitalist sistemin her durumda adil bölüşümden kaçamayacağını yazıyor.  

Geçmiş bin yılda eşitsiz dağılımı uygulayan rejimleri sıralayan Piketty sınıfları yaratan mülkiyeti değil eşitsizliğin nedenlerini araştırıyor. Feodalizmde din adamları, askerler ve işçi sınıf gibi ayırımlar yapıyor. 18. yüzyılda gelişen “mülkiyet toplumları”, 19. yy “Köle toplumları” eşitsizliğin en aşırı modelini sunduğunu, (Haiti yaklaşık 1780’lerde en eşitsiz toplum olarak ortaya çıkıyor). “Sömürge toplumları” askeri güç, burjuva mülkiyeti ve köleliğin çeşitli kombinasyonlarına sahipti diyor. Komünist ve komünizm sonrası toplumlar, ütopik tam eşitlik idealinin yoksulluk, durgunluk ve çağdaş oligarşik Rusya’nın yaygın eşitsizliğine örnek olarak veriyor. (The Guardian)

Eşitsizliğe liberal batının gözlükleriyle bakan Piketty Batının en kötü tarihsel suçlardan bazılarıyla yüzleşme konusundaki ısrarı takdir edilmeli. Ayrıca Élysée Sarayı’ndaki liberal Macron’a Fransız Devrimi’nin  sadece özgürlük ve kardeşlik için yapılmadığını eşitliğin de devrimin hedefleri arasında olduğunu hatırlatması önem taşıyor.

Ama piketty’nin ölümcül olarak gördüğü eğitime eşitsiz erişimdir. Eğitim eşitliğinin ekonomik kalkınmadaki en büyük etken olduğunu (mülkiyet haklarından daha fazla), eğitimli ve eğitimli olmayanlar arasındaki keskin bölünmenin, 1990’lara gelindiğinde işçi sınıfını zayıflatan siyasi bölünmelere neden olduğunu savunuyor.

Haklı olabilir: iklim krizi ve diğer faktörler göz önüne alındığında, mevcut eşitsizlik seviyeleri uzun süre sürdürülemez.(The Guardian)

Komünizmin başarısızlığı eşitsiz bölüşümde önemli bir rol oynadı ve siyasetin eşitlik sağlama kapasitesini iyice zayıflattığına inanıyor, Piketty. Küreselleşme ulusal sınırları aşındırırken, “hiperkapitalizm” 1914’ten beri zenginliği inanılmaz boyutlarda merkezileştirdiğini vurguluyor.

Sermaye ve İdeoloji’de Batı liberal demokrasilerin artık iki rakip politik elit tarafından yönetildiğini ve bunun ancak global açık pazarları tercih eden finans oligarşik elite, kültürel çeşitliliği temsil eden elite, ve sosyal adaletin temeli kabul edilen kademeli vergilendirmeye olan inancını yitirmiş eğitim elitine yaradığı vurgulanıyor.

Piketty, planladığı politik programda her vatandaş için eşit eğitim bütçesi yer almakla birlikte, çoğunlukla katılımcı yönetim, kademeli vergilendirme, AB’nin demokratikleşmesi ve gelir garantileri gibi radikal liberal solun on yıllardır yaydığı fikirleri sıralıyor. Diğer faktörler arasında iklim krizi göz önüne alındığında, mevcut eşitsizlik seviyelerinin uzun süre sürdürülemeyeceği yönündeki ısrarında haklıdır. Eşitsizlik rejimlerinin” asla uzun sürmeyeceği varsayımına dayanan öngörüleri de doğrudur.  Ancak katılımcı sosyalizm için belirlediği unsurlar fazla etkileyici değildir. (The Guardian)

Sermaye ve İdeoloji şaşırtıcı genişlikte bir karşılaştırma mantığına dayanıyor, karmaşık düşünce sistematiğinden oluşuyor ancak Marx’in teorik paradigmasından uzaktır. Adaletin doğasından gelen genellemeler sonuçta eşitsizlik haklı değilse, neden değiştirilmiyor? Sorusuna indirgeniyor.

Piketty’nin temel politik ve metodolojik anlayışı kamusal verilerin özgürce kullanılması üzerine kuruludur. İnsanlara toplumun yapıları hakkında yeterli kanıt verildiğinde, kendilerine verilenden daha fazla eşitlik talep edebileceklerini kanıtlamaya çalışıyor. -William Davies, The Guardian, 19 Şubat 2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.