İNGİLTERE… Genco ve Nazım Kilisede

İNGİLTERE… Genco ve Nazım Kilisede

0
PAYLAŞ

Soğuğun iliklere kadar işlediği dondurucu bir Londra akşamı.

Görkemli kiliseye doğru yürürken bir taraftan da ayaklarım gerisin geriye yitiyor beni.

Çünkü aşina olduğum bir yer orası. Çok defalar sendika toplantılarında bulundum orada biraz ötedeki işyerimde çalışırken.

Sorun değil ama. Çünkü emin olduğum bir şey var.

Birazdan izleyeceğim coşkulu olay fazlasıyla ısıtacak ta derinliklerini içimin.

Nitekim öyle de oldu.

Koca çınar yıllar önce aynı soğukluktaki başka bir Londra gecesinde yaptığını tekrarladı.

Yirmi yılı aşkın bir süre önce Genco Erkal’ı ilk defa Londra’nın prestijli Royal Festival Hall’da izlemiştim.

Nazım’ı doğru dürüst yeni okumaya, Zülfü Livanelli’nin ölümsüz şarkılarında onunla yeni tanışmaya başladığım yıllardı o yıllar.

Birçok tanıdık yüzler hep orada soğuk Perşembe akşamında. Upuzun kuyruğun sonuna giderek kaplumbağa hızıyla giriş kapısına doğru ilerliyoruz giderek çoğalan kalabalıkta.

Salondaki atmosferi şöyle bir içime çekip upuzun tahta kanepenin kenarına ilişiyorum. Bir veya iki saat bu sert cismin üstünde oturmanın vereceği rahatsızlık, soğuk gibi vız geliyor bana. Heyecan dorukta çünkü.

25 dakikalık bir gecikmeden sonra üstad alışageldiğimiz siyah giysileri ile, alkış tufanı içerisinde sahnede görünüyor.

Yanında ödüllü tiyatro sanatçısı Tülay Günal, piyanoda gecenin Müzik Direktörü Yiğit Özatalay.

Yıllar önce gördüğümden çok fazla farklı görünmüyor Erkal. Biraz daha yaşlanmış yalnızca.

Ama enerjisinden zerre kadar kaybetmemiş. Sahne boyunca sola, sağa gidip geliyor, mihrabı andıran yapıta inip çıkıyor.

Karakteristik gür sesi ile Nazım’ın eşi Piraye Hanıma Bursa, Varna cezaevlerinden yazdığı mektupları seslendiriyor. Nazım’ın Piraye hanım için endişelerini bizler de kalbimizin ta derinliklerinde hissediyoruz.

Karlı kayın ormanında Nazım’la birlikte yürüyoruz geceleyin. Türkiye’den 70li, 80li yıllarda bu ülkeye siyasi iltica edip sığınanlar, kendilerini sürgünde hissedenler, belki de Nazım’ın sorduğu soruyu soruyorlar kendilerine:

“Memleket mi, yıldızlar mı, gençliğim mi daha uzak”.

Tülay Günal su gibi akan berrak sesiyle, Yiğit Özatalay nefis aranjmanları ile ona çok başarılı bir şekilde eşlik ediyorlar. Sarhoş olup nerede olduğumuzu unutuyoruz. Ne soğuk, ne rahatsız kanepeler.

Hep birlikte vatan haini olmanın gururunu yaşıyoruz Nazım’la. Türkiye’nin o zamanki durumu ile bugünü arasındaki paralelleri düşünüp hüzünleniyoruz.

Genco Erkal. Nazım Hikmet Ran’ı sokaktaki adamın (kadının) yakından tanımasına neden olan kişilerin önde gelenlerinden. 1959 yılından beri sayısız sanatsal çalışmalar yapmasına rağmen en fazla Nazım’la ilgili çalışmaları ile tanınan bir Nazım tutkunu.

“Ne ben Nâzım’ı bıraktım, ne de Nâzım beni bıraktı. İlk tanıştığımızda o benim babam yaşındaydı. Sonra aynı yaşa geldik. O 62 yaşında öldü ve şimdi ben neredeyse onun babası yaşındayım. Hâlâ beraberiz sahnede” diyor Erkal geçen yıl Serdar Nazım Yüce ile yaptığı söyleşide.

Genco Erkal’ın siyasete değinmemesi olanaksızdı. Performansının sonunda “bir kez daha HAYIR diyelim, Türkiye’den duyulsun” sözlerini söylerkenden 900 kişinin bir ağızdan hakırdığı sözlerle salon inliyor.

Çok soğuk bir Londra gecesi koca çınar, Genco Erkal ve arkadaşları görkemli kilise salonunda bulunma şansını yakalayanlara muhteşem saatler yaşattılar.

Teşekkürler.

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

                       bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

                       yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

 

Nazım Hikmet Ran (1947)

BİR CEVAP BIRAK