İNGİLTERE – Günebakan ve aşkın öyküsü.

Bizde ayçiçeğine günebakan derler. Kim neden ayçiçeği demiş bilmiyorum ama bu güzelim sarı çiçeğe ayçiçeği ismi hiç yakışmıyor. Geçenlerde sosyal medyada paylaştığım bahçemde büyüttüğüm günebakanlarımın resminin altına bununla ilgili bir not düştüğümde Akşehir’in en muzip gazetecisi ve Kraliçenin Tottenham Dükü dostum Faruk Eskioğlu bizim orada ona ‘güneaşık” derler dedi. Ne kadar hoşuma gitti. Demek ki Akşehir’de bizim günebakanın güneşe olan aşkını yaşatmışlar.
Her şehirde günebakana ayrı bir isin vermişler. Örneğin Erzurum’da günçiçeği ya da gündöndü demişler. Kayseri’de günebakana Şemşamer derler. Biz günebakan deriz sarı çiçeğin güneşe olan tutkusuna saygımızdan.
Sizi hiç günebakan toplamaya gittiniz mi? Henüz ortaokul yıllarım. Kayseri’deyiz ve yaz tatillerinde aile bütçesine katkı için ufak tefek işler yapıyoruz. İki amcamın çocukları ve biz babalarımız gibi içiçe büyümüşüz.  Hafta sonları birbirimize yatıya gideceğimizde  nasıl mutlu olurduk bilemezsiniz. Küçücük evlerimizde birimizin ayak uçlarına sığınarak uyurduk.
Bir yaz bütün ‘emmioğulları’ topluca günebakan kesmeye gitmeye karar verdik. Oysa babalarımızın hiç toprağı olmadı. Ve hepimiz çok küçük yaşlarda köyden ayrıldık. İlk tarla deneyimiz olacaktı.  Günebakan kesme işi bize başından itibaren çok heyecanlı geldi. Ne güzel bütün gün hepimiz bir arada günebakan keseceğiz ve para kazanacağız. Ambarlı’da bir tarla sahibi ile anlaştık ve her gün ilin hemen Ankara yolu üzerinde çıkışında bir ilçe olan Ambarlı’ya kadar gidiyoruz. Oradan da bir at arabası ile bizi günebakan keseceğimiz tarlaya götürüyorlar. Bütün gün tarlada günebakanları kesip bir noktada biriktiriyoruz, saplarını kesiyoruz ve akşam olunca aynı at arabası bizi alıp Ambarlı’ya geri bırakıyor. Çok mutluyuz. Su gibi akıyor günler.
İçimizde en muzibimiz Hüseyin biz ona “Hançer” diyoruz. Her gün yaptığı şakalar ve oyunlarla güneş altında yaptığımız günebakan toplama işini adeta bir tiyatro şölenine dönüştürüyor. Bizi tarlaya götüren at arabasını süren çocuğun adı Hacı Ahmet. O köyden. Hüseyin her defasında Hacı Ahmet’in başka bir zayıf tarafını yakalayıp onun üzerinden espriler üretiyor.Tarlaya kadar at arabasındaki yolculuk ayrı eğlence oluyor.
Bir gün sabah yine  Hacı Ahmet bizi aldı at arabasıyla tarlaya gidiyoruz. Önümüzde bir traktör içinde genç kızlar doluşmuş muhtemelen bizim gibi başka bir tarlaya günebakan kesmeye gidiyorlar. Hacı Ahmet bizden biraz daha büyük. Hançer başladı Hacı Ahmet’e kızlarla ilgili laf atmaya. Hangi kızın Hacı Ahmet’e baktığını, neden saçını yana attığını ve bunun bir mesaj olduğunu anlatıyor. Hacı Ahmet heyecanlı. Doğru düzgün yola bakmıyor. Atlar gidiyor ama Hacı Ahmet’in hiç atlar üzerinde bir kontrolü yok. Köprü gibi bir yerden geçiyoruz yol ayrımına geldik. Traktör ayrıldı sola doğru gitti biz de bir köprünün üzerinden geçtik ve hafif doldurulmuş bir yükseklikte ilerliyoruz.  Sağımızda  üç metrelik küçük bir rampa. Hüseyin yine traktörde bize el sallayan  genç bir kızın Hacı Ahmet’e gönderdiği mesaj üzerine yorum yaparken Hacı Ahmet sol tarafta giden traktöre bakıp atların gemini sağa doğru çekince atlar at arabası ile beraber  bizi o küçük şarampolden yuvarladı attı aşağıya. At arabasının devrilmesi ve içinde bizlerinde ağırlığıyla atta düştü. Biz hepimiz çil yavrusu gibi dağıldık arabanın etrafına. Düşerken kahkahalarımız dudaklarımızda yarım kaldı. Neyse ki kimse arabanın altında kalmadı. Kazanın şokuyla kalktık yere dağılmış emmoğlularını toparlamaya çalışıyoruz. Küçük Hüseyin olayın şokuyla kalkmış tarlaların içine doğru koşuyor. Olayın şokunu biraz atlattıktan sonra bir fark ettik ki kimimizin kolunda çatlaklar var, kimimizin her tarafı kan içinde. Ben bileğimde iki çatlakla atlattım kazayı. Ama biz hala Hacı Ahmet’e gülüyoruz. O gün eğlence tadında yaşadığımız günebakan toplama maceramız malesef son buldu.
Her yaz bahçeme Günebakan dikerim. Ben ve bahçemin davetsiz konukları sincaplar sabırla büyümesini bekleriz. Ben daha çok onların güneşe olan sabırlı ve karşılıksız aşklarını izleyip huzur bulurken, sincaplar günebakanlar olgunlaşınca onları yere eğerek yemenin hayaliyle oyalanırlar.
Faruk’un Günebakan’lara ‘güneaşık’ demesi tesadüf değil. Gün içinde yüzünü güneşe döner, güneş batana kadar hayranlıkla güneşe bakarlar. Akşamları sevgiliden ayrılmış sevdalı gibi eğer başını ve yeni günü bekler. Ay doğduğu zaman günebakanlar mutsuzdur. Bu nedenle günebakana ya da ‘güneaşık’a ayçiçeği demek onun mutsuz ve umutsuz tarafını sevmektir.  Ben  Apollo’dan beri güneşe aşkı dillere destan olan Clytie’yi yani günebakanları bahçeme konuk eyliyorum.
Şu bizim Clytie’yi tanidiniz mi? Hani güneş tanrısı Aplollon’a aşık olan Clytie. Aşkı dillere destandı Clytie’nin. O zaman daha Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı henüz aşık değiller.
Clytie büyük bir aşkla her gün güneşi Apollon’a bakıyor.
Clytie öyle aşıktı ki Apollon’a her gün ona bakmaktan gözleri kör olacaktı. Clytie aşktan kahroluyor ama  bundan Appolon’un haberi yok. Mitolojik dönem bir dağ bulsa onu delip gelecek ve  tarihten Ferhad’ı silecek ama nafile. Bu dönemde şeytan boş boş ortada dolaşıyor. Bütün tanrılara gıcık zira onu melek olarak tanımıyorlar. Gidiyor Clytie’nin yanına ‘git aşkını söyle’ diyor. Mitolojik dönemde de en güzel fikirler yine ilk şeytanın aklına geliyor. Ki o şeytan daha sonra Âdem’in de aklını çelip ‘elmayı ye’ diye teşvik eden şeytan olarakta bilinir.
Clytie açıyor Uber’ni bir at arabası çağırıyor. Tabii o dönemde henüz motorlu araç yok. Gele gele Hacı Ahmet geliyor. Clytie ‘bak Hacı Ahmet araba sürerken başka arabalardaki kızlara bakacaksan ben başka araba çağırayım ‘ diye uyarıyor. Hacı Ahmet sürüyor Clytie’nin tanrısı güneş Appolon’un kapısına. Lazer ışıklarıyla tapınağın kapısına aşkını yazdıyor. Appolon sushi yerken askerler haber veriyor. Tabi daha yazıyı kimse bilmiyor. Bir tanrılar okuyabiliyor.  Son karidesli sushiyi de soya sosuna batırıp kalkıyor Appolon. O ki bir güneş, o ki bir tanrı. İsterse yakar küle döndürür bu zavallı aşığı. Güç onda; isterse  bütün evrendeki mitolojik tanrılara ‘siz kimsiniz ?’ der de kimse ses edemez. Clytie kim ki ona aşık olsun. Tabii alay eder Clytie’nin aşkıyla.
Clytie üzüntüsünden kendisini dağlara taşlara vurur. Sevdiceği güneş ona yüzünü göstermez günlerce. Günlerce yemek yemez. O kadar zayıf düşer ki artık aşkı güneşe bakarken başı dönmeye başlar. Ve bu büyük aşkın hasrete dayanamayıp ölür. Tarihe hem ilk red edilen hem de kavuşamayan ilk aşık olarak geçer.
Apollon aslında aşkı sevmiyordu ama kendisine tapınmasından çok memnundu.  Çünkü tanrıydı o. Clytie’nin cansız bedenini görünce çok üzüldü, kahroldu. Sanki Suudi kralı ölmüştü. Bütün bayrakları yarıya indirme emri verdi. Askerler tapınağın içinde ‘bayrak nedir’ diye birbirlerine sorup tanrılarını kızdırmamak için ortalıkta koşuşturdu. Appollon Zeus’a yalvararak, Clytie’nin tekrar hayata dönmesini istedi. ‘Kurban olim Zeus getir şunu geri’ diye yalvardı.  Tanrıydı ama nihayetinde sıcak bir yüreği vardı. Zeus da bu isteği yerine getirerek, boyu onun gibi uzun, saçları onun gibi sarı bir çiçeğe dönüştürdü Clytie’yi. İşte bizim günebakan dediğimiz çiçek o Clytie’dir.
O gün bugündür günebakanlar sabahtan akşama kadar güneşi takip ederler. Akşam olupta gün batınca, boynunu hüzünlü bir biçimde eğerek, tekrar güneşin doğmasını beklerler.
Ve gel zaman git zaman aşkından  güneşe bakan yüzü kapkara kesilir yanar, kavrulurmuş günebakanın.
İşte rengi kavrulup siyahlaşan günebakan artık yüzünü güneşe çeviremezmiş. Siyahlaşan günebakana çok kızan Appolon çağırmış cellatlarını ve emretmiş ‘artık bu bana aşık değil kesin kafasını’. demiş. Askerler emri yerine getirmek için mecburen gidip bıçağı icat etmişler. Hırsını alamayan Appollon ‘götürün bunu parçalara bölün çiğdem diye İzmir’lilere verin yesinler’ demiş. O gündür bu gündür İzmir’de çiğdem, Anadolu’da ayçekirdeği ve çitlembik diye Cleytie çitlenir akşam mahalle aralarında yere serilen kilimler üstünde veya çayı yan tarafında demlenen plastik bahçe masaları etrafında.
Ortaokul yıllarımda kararmış günebakanların kafasını kesmeye giden bir cellat olarak Appollon için çalışmam neyseki at arabası kazasında bileğimi iki yerinde çatlatmamla kısa sürmüştü. Cellatlığı değil, Cyletie’yi yaşatmayı seçmiştim, o gündem beri hep güneşe dönerim yüzümü. Bu nedenle sevmem karanlığı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.