İNGİLTERE… İki film, iki kadın ve iki vicdan öyküsü…

Merhaba dostlar, bu hafta size iki film, iki kadın ve iki vicdan öyküsünden söz etmek istiyorum. Trevor Nunn’ın yönettiği 2018 yapımı “Kızıl Joan- Red Joan” ve Gavin Hood’un yönettiği 2019 yapımı “Resmi Sırlar – Official Secrets”… Her iki filmin kahramanı kadın gizli görevlerindeki sırları vicdanlarının sesini dinleyerek sızdırıyor. Her iki filmi de sevecek ve empatiyle vicdanı olan herkesin aynı şeyleri yapabileceğini düşüneceksiniz. Hazırsanız filmleri tanıtmaya başlıyorum…

İlk filme adını veren kahraman Kızıl Joan, II. Dünya Savaşı sıralarında başarılı genç bir kimyagerdir. Londra’da gizli bir görevde işe başlar. Bilim adamlarından oluşan bir ekip atom bombası geliştirmeye çalışırlar. Joan ekibin başındaki Max’ın çalışmalarına ciddi katkısı olur. Çalışma sürecinde ikili sevgili olur. Eski okul arkadaşı ve sosyalist sevgili Leo Galich, müttefik SSCB’ye bu gizli bilgileri sızdırması için Joan’ı ikna etmeye çalışır fakat Joan buna sert tepki gösterir. Ekibin geliştirdikleri atom bombasının ABD tarafından Hiroşima ve Nagazaki’ye atılmasıyla 360 bin insanın ölmesi Joan’da şok etkisi yaratır.

Joan atom bombası bilgilerini SSCB’nin eline geçmesini sağlar. İngiliz gizli servisi MI6 köstebeğin varlığını farkeder ve Max’ı tutuklar. Cezaevi ziyaretinde Max’a köstebeğin kendisini olduğunu itiraf eden Joan, mahkemede gerçeği söyleyip Max’ı kurtaracağını belirtir. Max, kendisinin nasılsa aklanacağını söyleyerek Joan’a konuşmamasını ve Avustralya’da yeni bir hayat kurmayı teklif eder. Geri dönüşlerle anlatılan öykünün sonunda ise Joan 87 yaşında jasusluk ve vatana ihanetten gözaltına alınır. Yaşlı Joan ülkesini çok sevdiği için vicdanını dinleyip bu gizli bilgileri SSCB’ye verdiğini böylece iki blokta aynı bombanın olmasının yeni bir Hiroşima’yı önlediğini savunur. Kanıt olarak da bir daha böyle bir savaşın olmamasını gösterir. Hakkındaki dava düşürülen Kızıl Joan 6 yıl sonra 2005’te 93 yaşında da yaşama veda eder.

İkinci film Resmi Sırlar’a gelirsek… Geçen Kasım’da vizyona giren Keira Knightley’in başrolde olduğu filmde 2003’te, İngiliz istihbaratında çevirmen olarak çalışırken “Irak Savaşı”na ilişkin ABD ve İngiltere’nin kirli oyunlarını içeren gizli bir belgeyi vicdanının sesine uyarak basına sızdıran Katharine Gün’ın hikâyesi anlatılıyor.

Londra’da sığınma talebinde bulunan Yaşar Gün ile evli olduğu için soyadı Latin harfleriyle “Gun” diye yazılan tercüman, ABD’nin Irak’a müdahale için BM Güvenlik Konseyi’ndeki bir kaç ülkenin temsilcisinin telefonunu dinleyip açığını bulma planını basına sızdırır. Gün işten atılır ve mahkemeye verilir fakat Başbakan Tony Blair hükümeti “Ulusal Güvenlik” gereği davadan çekilmesiyle beraat eder. Yaşar’a oturum hakkı verilmemesi üzerine de İstanbul’a taşınan Gün ailesinin bir de kızları olur.

Gün, film dolayısıyla yıllar sonra tekrar gündeme geldiğinde basına şunları söyler:

“O zaman 27 yaşındaydım, çok seyahat etmeme ve Tayvan’da büyümüş olmama rağmen özellikle politik değildim. Afganistan’ın işgali çok dikkatimi çekmemişti. ABD ve İngiltere gözlerini Irak’a çevirdiklerinde nedenini anlayamadım. Irak’ın ‘terörle savaş’ ile hiçbir ilgisi yok gibi görünüyordu ve Irak’ın daha önce ABD tarafından hedeflendiğinin ve 10 yıldan uzun bir süredir yıkıcı yaptırımlarla karşılaştığının farkındaydım. Bu yüzden araştırma yapmaya ve haberlerle yakından ilgilenmeye başladım. İşte bu ortamda, bilgisayarıma gelen ve dezenformasyon içeren e-postayı gördüğümde bu, benim için kırmızı bir bayraktı.

ABD ve İngiltere hükümetinin yalan söylediğini ve savaşın gündemde olduğunu anladım. O zaman sadece yasadışı bir savaşa ve savaşın tüm korkunç sonuçlarına odaklanmıştım ki, bana neler olabileceğini hiç düşünmedim. Anonim kalmayı amaçlamıştım, ama sonunda, herhangi bir katılımı inkâr ettikten sonra, o organizasyonda çalışmaya devam edemeyeceğimi ve hayatım boyunca bu konuda yalan söyleyemeyeceğimi fark ettim. Ben usta bir yalancı değilim ve vicdanım bunu kaldıramazdı.

2003 yılında yaptığım şeyden pişman değilim. Eğer tekrar benzer bir seçimde bulunmam gerekirse, tekrar yaparım. Ancak bugün bir kızım var ve karar vermek çok daha zor olurdu, çünkü sonuçlar sadece beni etkilemez.”

Önceki haberİNGİLTERE… 2020 VİZYONU
Sonraki haber“Berlin’deki Libya Zirvesi’ne katılacak”
Faruk ESKİOĞLU
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.