İNGİLTERE… KANAL İSTANBUL- ÖNGÖRÜSÜZ VE DUYARSIZ MEGA PROJENİN YENİ BİR ÖRNEĞİ Mİ?

Kanal İstanbul diye anılan ve İstanbul’un Avrupa yakasında 45 km uzunluğunda, 400 metre genişliğinde yapay bir boğaz etrafında iki yarımada oluşturacak olan proje, sadece çevre ve su kaynakları üzerindeki etkileri yüzünden degil, uluslararası hukuk ve askeri alandaki olası sonuçları  nedeniyle de son derece tartışmalı.

Böylesine devasa ve karmaşık, milyonlarca kent sakinin yaşamını değiştirecek bir projenin planlanma ve gerçekleştirilme sürecinde, tüm paydaşlarla  geniş kapsamlı bir diyalog ve danışma yürütülmesi, bağımsız bilim insanlarının görüşlerinin değerlendirilmesi ve tartışmaların şeffaf ve özgürce yapılabilmesi beklenir.

Ancak Türkiye’de, diğer alanlarda olduğu gibi proje yönetiminde de etkili ve şeffaf diyalog, güvenilir risk analizleri,  kamuoyunun her aşamada aydınlatılması ve halka hesap verme geleneği yok.

Geçen Aralık ayında çevresel etki değerlendirmesi tamamlanıp yayınlandığında, binlerce kişi, itiraz dilekçelerini sunmak üzere İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü önünde uzun kuyruklar oluşturdu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul’a ihanet diye tanımladığı projenin halk oylamasına sunulmasını istedi.

10 Ocak’ta, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da katıldığı bir çalıştayda, bilim insanları, çevreciler,akademisyenler ve siyasetçiler, karşılaşılabilecek sorunları ve öngörülmeyen sonuçları değerlendirdiler.

Ne var ki, Cumhurbaşkanı itirazları dikkate almayacağını “Kanal İstanbul’u isteseler de istemeseler de yapacağız” diyerek ortaya koydu.  “Kanal İstanbul konusu bu şahsın konusu değil” sözleriyle de İstanbul’un ezici çoğunlukla seçilmiş başkanını projede paydaş görmediğini ilan etti.

Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul’un milli bir proje olduğunu ve Büyükşehir Belediye Başkanını ilgilendirmediğini söylüyor ama ‘çılgın projem’ dediği İstanbul’a kanal yapma hayalinin  1990’lı yıllarda aynı görevde kendisinin bulunduğu günlerden beri varolduğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, proje hakkında ilk olarak ayrıntılı şekilde 2011 yılında konuşmuştu. Yıllarca rafta kaldı ama Ekrem İmamoğlu’nun tekrarlanan seçimdeki zaferi ardından yeniden gündeme geldi.

İktidar, Kanal İstanbul’un  İstanbul Boğazı’ndaki trafiği ve bağlantılı riskleri azaltacağını ve ülkeye ciddi manada maddi getirisi olacağını savunuyor. Ayrıca kanalın iki yanında modern yerleşim alanları kurulacağını vaadediyor.

Muhalifleri ise, bunun bir rant projesi olduğu görüşünde.

Ülkenin en iyi araştırmacı bağımsız gazetecilerinden Çiğdem Toker, Sözcü gazetesindeki köşesinde şimdiden yüzbinlerce metrekare arazinin el değiştirdiğini yazdı. Kanal güzergahındaki alanlara en fazla ilgi ise aralarında kraliyet ailesi üyelerinin de bulunduğu Körfez ülkeleri vatandaşlarından.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan, Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, kanalın projelendirmeden sonraki yapım maliyetini 15 milyar dolar olarak belirlediklerini bildirdi. Kanaldan geçecek gemilerden alınacak parayı ise asgari yıllık net 1 milyar dolar civarında diye açıkladı.

Projeye yönelik eleştirilerden biri, ekonomik rasyonaliteden uzaklığı ve gerçek maliyetinin belirtilenin çok üstünde olacağı.

Ama asıl endişe yaratan yanı, çevreye ve su havzalarına vereceği düşünülen geri döndürülmesi olanaksız zararlar.

10 Ocak’taki çalıştayda uzmanlar, Kanal İstanbul’un içinden geçeceği alanlarda su havzaları ve yeraltı su kaynaklarını olumsuz etkileceği, tuzlanma riski yaratarak hem su kaynaklarını hem de tarım alanlarını tehdit edeceği, Marmara ve Karadeniz’de balık ve su ürünlerine zarar vereceği uyarısında bulundular. Ormanlar, doğal yaşam ve arkeolojik alanlar üzerindeki olumsuz sonuçları ile  de bir tür ekolojik kırım olarak gördüklerini söylediler.

Doğal, insani ve ekonomik maliyeti bu kadar yüksek bir projeyi, tüm itirazlara kulak tıkayarak hayata geçirme inadı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu tarafından ‘insan hayatına öncelik tanımama’ siyaseti olarak eleştiriliyor.

Kılıçdaroğlu, çalıştayda, İstanbul’un önceliğinin Kanal İstanbul olmadığını, ciddi deprem riskiyle başedecek önlemlere neden hemen başlanmadığını sordu.

Kanal İstanbul’un uluslararası hukuk açısından statüsü ise bir başka tartışma konusu. İktidar, Kanalın bir iç suyolu olduğunu ve Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından geçiş rejimini ve  bölgenin güvenliğini düzenleyen 1936 Montrö Sözleşmesinin kapsamı dışında kalacağını savunuyor.

Sözleşme, Boğazlardan geçen yabancı bandralı ticaret gemilerinin geçiş haklarını ve Karadeniz’e geçiş yapmak isteyen savaş gemilerinin hukuki durumlarını düzenliyor.

Montrö Sözleşmesini Lozan Antlaşması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan en önemli belgelerden biri diye tanımlayan CHP İstanbul milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı,  eski büyükelçi Ünal Çeviköz ise, Meclis’te yaptığı konuşmada, İstanbul Boğazına alternatif bir suyolu inşa etmenin boğazların statüsünü değiştirmeyeceğini, Montrö’yü ortadan kaldırmanın ise Türkiye’nin kendi egemenlik haklarından vazgeçmesi sonucunu doğuracağını söylemekte.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, İstanbul Boğazı’nda tehlikeli madde taşıyan gemilerin oluşturduğu riski azaltmayı amaçladıklarını belirtirken, gemi trafiğinin bir bölümünün kanala yönlendirileceğinin de işaretini veriyor.

Ancak, Montrö Sözleşmesi uyarınca parasız geçiş hakkına sahip ticari gemilerin gönüllü olarak paralı geçiş yapacakları yeni kanala yöneleceklerine ihtimal verilmiyor.

Bu yönde atılacak adımların ve getirilecek sınırlamaların da Montrö Sözleşmesinin  çiğnenmesi anlamına geleceği açık.

Çevresel, hukuki ve ekonomik kaygıların dikkate alınmaması karşısında bundan sonra atılacak adım, hukuki yollara başvurmak.

İstanbul halkının direneceğine inanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ÇED Raporu’nun onaylanmasının ardından yaptığı açıklamada, kişilerin hukuku çerçevesinde, mahkeme açma hakkının kullanılması çağrısında bulundu.

Geçmişteki deneyimler ışığında bunun kolay bir süreç olmayacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Yeni İstanbul havaalanının proje ve inşaa sürecinde de sivil toplum temsilcileri, çevreciler, bilim insanları ve siyasetçiler, benzer itirazları ve uyarıları dile getirmişlerdi.

İstanbul havaalanı için seçilen alanın iklim, rüzgar, kuş göçü ve ulaşım açısından sakıncalarına dikkat çekmişler ancak seslerini yetkililere duyuramamışlardı.

Son haftalarda şiddetli rüzgarlar nedeniyle uçuşları iptal edilen, faaliyetleri ciddi şekilde aksayan İstanbul havaalanı, iyi hesaplanmayan, öngörüsüz, kaynakların kötü kullanıldığı, çevresel, insani ve tarihi zararlara duyarsız mega projelerin nasıl yapılmaması konusunda örnek oluşturmalı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
https://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.