İNGİLTERE… Kim demiş seçimlerin sonucu şimdiden belli diye?

Nisan ayında, baskın seçimlerin ilanından hemen sonra, Londra’da bir seminere davetliydim.Bizden, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin olası sonuçlarına dair tahminlerde bulunmamız istendi.

Kampanyanın ilk günlerine rastlayan seminerdeki katılımcıların çoğu, Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kez daha zaferle çıkacağından kuşku duymuyordu.

Ben de dağınık bir muhalefetin Cumhurbaşkanı ve güçlü propaganda organları karşısında başarı şansını zayıf görenler arasındaydım ama asıl vurgulamak istediğim nokta biraz farklıydı.

“Bence, iktidar partisinin, 16 yıllık yönetimi boyunca sergilediği kibir, aç gözlülük ve vurdumduymazlık alışkanlığıyla kendini tökezletme ihtimali, muhalefetin başarı kazanma ihtimalinden daha yüksek” demiştim o gün.

Son haftaların gelişmeleri gözönünde tutulduğunda, aslında tamamen haksız da değilmişim.

Ama bugün, değişen tabloda asıl belirleyici unsurun, iktidar partisinin başarısızlığından çok muhalefetin başarısı olduğunu düşünüyorum.

24 Haziran’da yapılacak seçimlerde muhalefetin zaferi, her zamankinden daha güçlü bir olasılık olarak karşımızda duruyor. Temel nedeni de, muhalif güçlerin, tam olmasa da, nihayet elele vermeyi başarması ve seçmenin ufkunu açan, umut aşılayan liderlerle yarışa katılıyor olması.

Bu iyimserliği de esas olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin 54 yaşındaki cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye borçluyuz.

Olağanüstü Hal altında, eşit olmayan  koşullarda mücadele eden eski fizik öğretmeni, yılların deneyimli milletvekili İnce, hayranlık uyandırıcı bir azimle, etkili bir kampanya yürütüyor.

Cumhurbaşkanının faaliyetleri ve kampanyasının ayrıntılarından başka bir şeyi gözü görmeyen medyada şu ana kadar çok az yer bulmasına rağmen, katıldığı iki televizyon programında izlenme rekorları kırdı.

Diğer adayların ise pek sözü edilmiyor. Meral Akşener’e boykot, Selahattin Demirtaş’a yasak uygulanıyor.

Resmi kaynakların siyasi parti çıkarları için kullanılması, devlet memurlarının ve askeri yetkililerin kampanya aktörleri arasında yer alması ise, seçimin ne kadar eşit ve demokratik olabileceği konusunda zaten epey bir fikir vermekte.

Bütün bu engellere rağmen,  Muharrem İnce, meydanlarda devasa kalabalıklar tarafından çoşkuyla karşılanıyor.

Zaman zaman karşılaştığımız cinsiyetçi, dışlayıcı, dini unsurlar içeren dil sürçmelerini bir kenara koyarsak, genelde temel hak ve özgürlükler, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne vurgu yapan bir söylem benimsiyor. Eğitime, bilime önem veriyor. Dış ilişkilerde tutarlı ve barışçı bir politika vaadediyor.

İYİ Parti adayı Meral Akşener de seçim konuşmalarında ciddi rağbet görüyor. Son günlerde, aşırı milliyetçi söylemini yumuşattığı izlenimi veriyor.

Seçim faaliyetlerini, avukatları aracılığıyla yaptığı kısa açıklamalar ve sınırlı sosyal medya olanaklarıyla hapishaneden yürüten HDP adayı Selahattin Demirtaş ise, neredeyse imkansızı başararak,  kampanyada ciddi bir alternatif isim olmaya devam ediyor.

Seçime bir aydan kısa süre kala, bundan sonraki kritik adım, oylama ve sayıma hile karıştırılmasını önleyebilmek olmalı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçim kurallarında öngördüğü değişiklikler ve sandıkların taşınması gibi tartışmalı kararları, muhalefet partilerini ciddi şekilde endişelendiriyor.

Şu ana kadar HDP ile yan yana görünmemek için elinden geleni yapan CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi bile, sandık güvenliği sözkonusu olunca, ortak bir platformda birarada çalışmaya razı oldu.

Sensiz Olmaz Hareketi”  gibi sivil toplum örgütlenmeleri de “Her İlde, Her Okula Bir Avukat” gibi kampanyalarla seçimin güvenli ve şeffaf bir şekilde yapılmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor.

“Hepimiz ayrı ayrı katkı koymaya çalışıyoruz” diyen hareketin öncülerinden Eser Başaran, herkesi oyuna sahip çıkmak için elinden geleni yapmaya çağırıyor.

Siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin yanısıra, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT)  bünyesindeki Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Dairesi (ODIHR) da seçimin uluslararası standart ve yükümlülüklere uygunluğunu gözlemlemek üzere bir heyet gönderdi.

Gözlemciler, oy kullanımı ve sayımının yanısıra, kampanya sırasında medyanın tutumunu da izleyecek.

Nisan 2017 referandumunu gözlemleyen AGİT ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi heyetleri tarafından açıklanan raporda dile getirilen eleştirilere, Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl ‘haddinizi bilin’ diyerek tepki göstermişti.

Yüksek Seçim Kurulu’nun bu seçimde gelen gözlemci heyete ilişkin tutumu, pek farklı bir tepkiyle karşılaşmayacağımızın ipuçlarını veriyor.

Zira, 24 Haziran seçimlerini gözlemlemek için Türkiye’ye gelen AGİT gözlemci heyetiyle YSK’yı ziyaretleri sırasında görüşmeyi reddeden Kurul başkanı Sadi Güven’in  “Boşa çene yoruyoruz” dediği kayıtlara geçmiş durumda.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve + eight =