İNGİLTERE… Krizden sonra “kurban mafiş” olmasın

İnsan ertesi gün ne olacağını bilmediği bu günlerde ileriye dönük planlarını, hayallerini rafa kaldırır, bu badireyi atlatmaya yoğunlaşır. 

Ama tehlikeyi atlatırsa neler yapacağına, nasıl değişeceğine dair kendisine vaatlerde bulunmaktan geri kalmaz. 

Akla o meşhur fıkra gelir bunları düşünürken.

Bilgimi tazelemek için araştırdım. Karşıma fıkranın birçok farklı versiyonu çıktı. Ben belleğimde kalan şeklini anlatayım.

Arap ülkelerinden birinde bedevinin canı hurma çeker. Hurmanın en üst kısmına çıkar. Hurmaları atıştırdıktan sonra aşağıya inmek üzere davrandığında müthiş bir paniğe kapılır.

Başlar duaya. “Allahım bana bu ağaçtan inmem için yardım et, bir dana kurban edeceğim. Yavaş yavaş inmeye başlar. Biraz inince “Allahım bu ağaçtan inmeme yardım et, bir koyun kurban edeceğim” der.

Ağaçtan indik sonra bedevinin vadettiği kurban küçüldük sonra küçülerek tavuk olur. Ayağı yere basınca “Arap fakir, mafiş kurban” deyip yürür. Kurban yok manasında. 

Geçen haftaki yazımda İngiltere’deki toplumumuzun koronavirüs savaşında çok güzel bir dayanışma içerisinde çalıştığından söz ettim. 

Dileğim bedevi gibi bu badireyi atlatınca biz de “dayanışma, birlik berberlik mafiş” demeyiz.

*** *** ***

Yaşam kavgası içerisinde koşup durmaya ara verip eve kapanınca düşünecek epeyce vaktimiz oldu. Gerçi ben kısmen de olsa emeklilik dönemine girdiğimden bu konuda oldukça antremanlı idim.

Düşünmek. Ne kadar hafife alıp üzerinde zaman harcamadığımız bir olgu. 

“İnsan ne kadar çok konuşursa o kadar az düşünür” demiş ünlü Fransız filozof Montesquieu. Bu zor günlerde bile çok konuşan ama az düşünen özellikle siyasetçileri bol bol ekranlarda esefle izliyoruz.

Esasında bu Koronavirüs krizinin en önemli öğretisi siyasetçilerin ne kadar boş teneke olduğunu bize hatırlatması oldu. Hepsinin değil tabi. Şu an bizi yönetenlerin. “Bizi” kelimesini nereye isterseniz çekmeniz serbest!

Evde kaldığım haftalarda çok kitap okumak fırsatını da yakaladım. Bütün gün arpacı kumrusu gibi düşünecek değilim ya! Krizi fırsata çevirme örneklerinden biri bu olsa gerek. 

Düşünmek kadar okumak için de bol bol vaktimiz oluyor bu günlerde. Bu iki şey arasında ilişki kuran bir söze rastladım yazım için araştırma yaparken. “Düşünmeden okumak, hazmetmeden yemeye benzer” demiş Edmund Burke. 

Montesquieu gibi hukuk geçmişi olan İrlanda’lı filozof Burke ne güzel ifade etmiş düşünmenin önemini. 

Şu an Elif Şafak’ın “Sanma Ki Yalnızsın” kitabını büyük bir beğeni ile okuyorum. Yazar “Roman okumak beynimizi geliştirir mi?” isimli makalesinde Liverpool Üniversitesinde yapılan bir araştırmaya değiniyor.

“Roman ve şiir okurken beyin gündelik hayatta kullanmadığı bölgeleri harekete geçiriyor, kapasitesini geliştiriyor. Üstelik okuduğumuz metin bizi ne kadar zorluyorsa beynimiz bundan o kadar besleniyor” diyor Şafak makalesinde, Liverpool üniversitesi bulgularına değinerek.

Ben de bu makaleden esinlenerek beni oldukça zorlayacağını bildiğim, birkaç yıldan beri kitaplığımda tozlanan Descartes, Spinoza kitaplarını, Osman Türkay’ın şiir kitaplarını nihayet okumaya karar verdim. Spinoza kitabının 10uncu sayfasındayım. Kendimi devam etmek için çok zorluyorum ama bitirmeye kararlıyım.      

Esasında tüm bahsettiklerim eğitim ile ilgili. İnsanın kendini eğitmesi ile. O zaman yazımı her zaman kullandığım şu sözlerle sonlandırayım:

“Eğitimin amacı, ne düşünmemiz gerektiğini değil, nasıl düşünmemiz gerektiğini öğretmek, beynimizi başkalarının düşünceleri ile doldurmak değil, beyin gücümüzü geliştirmek ve böylelikle kendi kararımıza ulaşmamιzı sağlamak olmalıdır”.  Bu çok anlamlı sözlerin sahibi de endüstri ve personel alanlarında ün yapmış bir Amerikalı Bill Beattie.

Krizi fırsata çevirip beyin gücünüzü geliştirmeniz dileğiyle.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.