İNGİLTERE… Liderlerin iletişim tarzında çarpıcı benzerlikler

Bazı istisnalarla, Türkiye’de medya, sansasyonel ayrıntıların ötesinde, daha satışa sunulmadan en çok satılanlar listesinde birinci sıraya yükselen  kitabın içeriğiyle fazla ilgilenmedi.

Michael Wolff’un kitabının gelecek hafta Salı günü kitapçıların raflarında yerini alması planlanmıştı. Ancak, Başkan Trump’ın avukatları, dağıtımın durdurulmaması halinde dava açacakları uyarısında bulununca, yayınevi, tarihi öne alarak, kitabın hem basılı hem de elektronik kopyalarını,bu hafta Cuma günü dağıtmaya başladı.

Ben de aynı gün, kendime bir kopya aldım.

Kitabın içeriği hakkında yorumda bulunmadan önce okumam lazım ama bugün beni asıl ilgilendiren, bu kitap etrafında kopan fırtınanın ışık tuttuğu ‘başkanın Beyaz Saray’dan yürüttüğü iletişim’ konusu.

Donald Trump’ın kitabın yayınlanıp dağıtılmasına engel olma girişimlerinin başarı şansı hemen hemen yok gibi. Kendisinden önceki herhangi bir  başkan da böyle bir adım atmamış.  Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın Birinci Ek Maddesinin öngördüğü ifade özgürlüğünü ihlal edecek bir girişim olarak algılanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Tabii, Trump, kitabın yazarı ve yayıncısı hakkında, hakaret ve karalama gerekçesiyle dava açabilir. Ancak, İngiltere’den farklı olarak, Amerikan yasalarına göre, itham edilen değil, itham eden taraf, isnat edilen suçun işlendiğini kanıtlamak zorunda.

Amerikan mahkemeleri, sıradan bireylerle kıyaslandığında cevap şansı daha çok olduğundan, devlet adamları ve siyasetçilere yönelik eleştirilerde hoşgörünün sınırlarını daha geniş tutar.

Başkan Trump, devlet gelenekleri ve kurumsal kültürü görmezden gelme eğiliminde. Haber medyasını küçümsediğini ve karşısına almaktan çekinmediğini de defalarca gördük. Ancak, bu defa gerçekten bir mayın tarlasına yaklaşıyor olabilir.

Trump’ın sosyal medyada son derece etkili olan kurnazca, ayrıştırıcı taktikleri, Amerikan mahkemesinde ifade özgürlüğüne tehdit oluşturacak bir girişim olarak değerlendirilirse, dava ettiği görüşlerin aksini ispatlamak zorunda kalırsa, Başkan,  hiç beklemediği sonuçlarla karşılaşabilir.

Michael Wolff’un kitabı etrafında koparılan fırtına, aslında bir bakıma, Trump’ın uzun süredir tartışılan iletişim tarzını, hiç olmadığı kadar yakından incelememize olanak sağladı.

Kaliforniya Universitesi Berkeley’den emekli Bilişsel Bilim Dalı  Profesörü George Lakoff, Trump’ın sosyal medyayı nasıl ve neden kullandığını en iyi açıklayanlardan biri.

Profesör Lakoff, MSNBC televizyonuna verdiği  mülakatta , medyanın saflığından yararlanan Başkanın temel olarak dört metodla gündemi değiştirdiğini, kamuoyunu istediği gibi yönlendirdiğini anlattı.

Profesör Lakoff, “Trump, üstün zekalı biri değil. Ama çok başarılı bir satıcı. Hayatı boyunca en iyi başardığı iş bu oldu. Gelin, elinden bu gücü alalım” demekte.

Sözünü ettiği “çerçeveyi, konu daha tartışılmaya başlanmadan çizip, gündemi belirlemek;  dikkatleri kendisini zor durumda bırakan konulardan uzaklaştırmak; ‘en iyi savunma saldırıdır’ ilkesini benimsemek ve halkın tepkisini ölçmek” gibi taktiklere Türkiye’deki okuyucularım hiç de yabancı değil.

Ama Amerika Birleşik Devletleri’ndekinden farklı olarak, bu tür taktikleri gözler önüne serip, sorgulayan, tartışan gazeteciler ve medya kuruluşları susturulmuş durumda.

Bu yöntemlerin Anayasa’ya uygunluğunu değerlendirecek yargıçlar da kalmadı.

Liderlerin iletişim tarzlarına bakınca pek çok çarpıcı ortak yan görüyoruz ama iş ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğüne gelince, benzerlikler işte orada son buluyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

19 − 15 =