İNGİLTERE… Memurluk zor zenaat

Doksanlı yılların başında Türkiye’den gelen büyük bir göç dalgası ile beraber, Londra’da fazlasıyla Türkçe tercüman ihtiyacı doğmuştu. Ben de bu dönemde bazı hukuk bürolarında, kamu kurumlarında, mahkemelerde tercüman olarak çalıştım. Bu vesileyle de bir çok insan hakları davasını takip etme fırsatı buldum. Tercümanlık ve avukatlık dönemlerime ait oldukça ilginç hikayeler biriktirdim. Ancak müşteri gizliliği nedeniyle bu alanlarda maalesef çok şey yazamayacağım.

Ancak bir dönem kamuda çalıştım ve kamuda çalıştığım alanla ilgili birkaç tane not düşmek isterim.

İngiltere’de 80’li yılların başında Thatcher’in liberal politikaları ile beraber devlet sosyal konut yapımını ve yönetimini yarı kamusal yarı özel Housing Association adlı şirketlere devretmeye başladı. Burada temel amaç, hem belediyelerin sosyal konut alanından çekilmesini sağlamak hem de varolan konut stokunun yönetimini sürece yayarak bu şirketlere devretmekti. Bu şirketler aslında kar amacı gütmeyen, devlet tarafından denetlenen vakıf niteliğinde kurumlardır. Bu şirketler kiraları belediyelere göre biraz daha yüksek tutarak ek gelir yarattı. Ayrıca bu şirketler konut yatırımı için bankalardan borç alabilecelerdi. Ama belediyelerin konut bölümleri borç alırsa kamu borcunu artıracağı için böyle bir şansı yoktu.

Sosyal konut stokunun eritilebilmesi için 1980’den sonra belediyeler sosyal konutlarda oturan kiracılara konutlarını belli bir indirimle satın alma hakkı verdiler. Bu yolla 3 milyon‘un üzerinde sosyal konut kiracılara belli bir indirim karşılığında satıldı. 1980’lerde belediyelerin elinde 6.5 milyon sosyal konut varken bu rakam şimdi 1.6 milyona düşmüş durumda. Şirketlerin elindeki stok ise 2.4 milyon civarında.

İngiltere’de sosyal konut verilen kişiler kira sözleşmesinin koşullarını ihlal etmedikleri sürece, özellikle kiralarını ödedikleri sürece bu evlerde ömür boyu oturma hakkına sahip. Sadece ömür boyu oturma hakkı değil ama aynı zamanda evlerindeki tamir ihtiyaçlarının da belediye tarafından karşılanma zorunluğu var. Genellikle, belediye evine taşınan kesimler, düşük sosyal gelir gruplarına ait olduğu için de bu kişilerin büyük bir kısmı zaten kiralarını yine belediyenin Ev Yardımı Bölümü’nden talep ediyorlardı ve dolayısıyla sosyal konutlarda oturmanın maliyeti çok çok düşüktü.

Bu nedenle sosyal konut edinebilmek İngiltere’ye gelen yabancılar için çok önemli bir adımdır. Tabii ki yıllar içerisinde bunun şartlarında belli değişiklikler yapmaya başladılar ancak bu konutların temel prensipleri hala korunur. Şu anda da belediye evinde oturan kişi oturduğu evi satın almak isterse belediye onlara 100 bin sterlinin üzerinde bir indirim yapmaktadır.

Tabii uzun vadede belediyelerin sosyal konut satma politikası, sosyal konutları özelleştirme politikasının başka bir ayağıdır. Çünkü kiracı düşük kirayla o evde kaldığı sürece, belediye o binanın bütün tamir masraflarından sorumludur. Ama evi kiracıya satarken, depozit mahiyetinde ona 100 bin sterlin üzeri indirim yaptığında kiracı fiyatın diğer farkını bankadan mortgage alarak ödemek zorundadır. Bu da bu kiracının çalışmasını zorunlu kılmakta olup, devlet yardımı almasına da engeldir. Çünkü mortgage alabilmenin şartı belli bir gelir elde edebilmesini zorunlu kılar. Buna bir de ömür boyu tamir sorumluluğunun kiracıya devredilmesini de eklersek, uzun vadede aslında belediyeler evlerin kiracılara satılmasından oldukça yarar görmektedir.

Westmister Üniversity’de Konut Hukuku ve Konut Politikaları alanında master yapınca bazı kamu kurumlarında bu alanda çalışmaya başladım.

Kamu kurumlarında çalıştığım dönemlerde oldukça değişik deneyimler edindim.

Bir dönem Chelsea, Westminster ve Brent gibi üç belediyenin kesiştiği kavşakta bulunan Harrow Road bölgesinde bir kurumda yönetici olarak çalıştım. Chelsea Westminster gibi Londra’nın en ünlü, pahalı ve prestijli belediyelerinin buluştuğu noktada Harrow Road gibi bir yoksul bölge bulunmaktadır. Bu bölgede oldukça yüksek miktarda sosyal konut bulunmaktadır. Fakat sosyal konut o bölgede sadece yüksek binalardan oluşmuyor. İki katlı, oldukça pahalı evler yüzyıllar önce sosyal konutlar için ayrılmış. Örneğin 1 milyon sterline aldığınız çok güzel bir evin yan tarafındaki kişinin bir uyuşturucu bağımlısı sosyal konut kiracısı olması çok yüksek olasılıklı bir bölgedir.

Durum böyle olunca da bölgenin ihtiyaçlarının giderilmesi açısından Westminster belediyesi, Chelsea belediyesi, polis, sosyal servisler, değişik sosyal kurum ve kuruluşlar bir koordinasyon grubu oluşturmuşlar, dönem dönem toplanıp bölgenin sorunları ve çözümleri üzerine toplantılar yapıyoruz.

Ben de bölgede yeni yöneticiyim ve bu toplantılara katılmam istendi. Toplantı çok ciddiye alınıyor ve kurumların üstdüzey yöneticileri katılıyor. Oradan alınan kararları da her kurum kendi nezdinde uygulamaya çalışıyor.

Toplantıya gittiğimde koca koca adamların gündemindeki ilk maddenin bölgedeki ‘köpek pislikleri’ olmasını hayretle karşılamıştım. Belli ki bu konuda çok şikayet vardı ve bunun çözümü için de koordinasyon belli kararlar almak zorundaydı. Bölgede yaşlı ve engelli insan sayısı çok fazla olduğu için, onlar genellikle köpekleri yürüyüşe çıkartıklarında arkalarından pislikleri toplamadıkları için de çok şikayet alınmıştı. Gündemde tabii ki yaşlıların sosyalleşmesi için gerekli alanların az olması, bu konuda az fon olması, evde yalnız yaşayan yaşlıların ve engellilerin de ziyaretlerinin arttırılması, bazı bölgelerde alkole dayalı suç oranının artması gibi bir çok gündem maddesi de vardı. Ama tabii ki asıl önemli olan köpeklerin pisliklerinin sokaklarda temizlenmemesiydi.

Kapitalizmin insan için yıkım olduğuna dair yüzlerce tez ileri sürebilirim. Hatta onu nasıl yıkılıp yerine nasıl bir sistem kurulacağını anlatabilirim. Ancak kapitalizmin nasıl işlediğini anlamak biraz onun kurumsal yapısını tanımayı gerektirir. Bu toplantılar benim için bu yönüyle çok ciddi bir eğitim alanı olmuştur.

Her belediyenin elinde 10 binin üzerinde sosyal konut bulunmaktadır. Bizim kurumumuzun sadece o bölgede 5 bin civarında sosyal konutu, ayrıca dementia merkezleri (bunama rehabilite merkezi), yaşlılar için günlük merkezler, yaşlılar için konutlar bulunmaktadır. Aslında toplantıya katılan her kurum buradaki toplumla doğrudan bağı olan kurumlar.

Nihayetinde, bölgede köpeğin arkasından pisliğini temizlemeye verilecek ceza miktarını belirten tabelaların arttırılması, sokaklarda bu tür durumlarda anında cezaları yazarak, bunun yaygınlaştırılmasını sağlamak, yaşlı ve engelli olan kişilerin köpeklerinin gezdirilmesi konusunda köpek gezdirme projesi başlatmak, bu servislerin köpek sahiplerini ziyaret etmesi ve boşalan evlerin köpeksiz aileler ile doldurulmasını sağlayarak köpek yoğunluğunu azaltmak, köpekli ailelerin tamamına konunun ciddiyeti üzerine bir mektup yazıp bu konuda dikkat etmeleri, eğer köpeklerinin arkasında toplayacak naylon ihtiyaçları varsa ücretsiz karşılayabileceğimizi önermek gibi bir dizi kararlar aldık. Aylar sonra sorunun da çözüldüğünü gündemden düştüğünü gördük.

Bu bölgelerde sokak köpeği olmadığını da ayrıca belirtmek gerekir.

Kapitalizmin, yüzyılların verdiği tecrübe ile böyle her kurumunda kendisini nasıl yenilediğini, sorunları nasıl çözmeye çalıştığını, kadroların nasıl etkinleştirildiğini bu bir kaç küçük örnek üzerinden görmek mümkün. Biz kapitalizmin teorisini yapıp ve onun nasıl kendisini yok edeceğini ve onun yerine ne koyacağımızı, kapitalizme alternatif olarak önerdiğiniz sistemlerde, emekçilerin günlük hayatlarında bunu nasıl göreceklerini, bunu nasıl uygulayacağımızı genel çerçevesi ile ortaya koyarız. Tabii ki kapitalizmin deney ve tecrübelerinden emekçilerin lehine olanlar örnek alınacaktır. Ancak detayda bunu teorik olarak uygulamak iyi bir örnek olabilirdi. Örneğin gelişmiş bir Kapitalist şehrinin belediye programlarını “sosyalizm’de alternatif böyle olacak” gibi bir başlıkla yeniden yazmak iyi bir deneyim olabilirdi.

Bir bölgedeki sokak temizliği hakkında şikayetlerin toplanma biçimi, çözüm üretme yöntemleri, kurumlararası çalışma, planlama, uygulama, bu noktalarda yeniden müdahale ve sonuç alma çalışmaları bizim günlük hayatımızda olması gereken refleksler olmalıdır.

Kurumlarda, kadroların eğitimi çok önemli bir rol oynar. Kapitalist toplumlarda yaşlanan nüfusun emeklilik dönemlerinde ihtiyaçlarını karşılamak için nüfus artış hızı düşük olduğundan sürekli göçmen alma zorunluluğu vardır. Göçmenlik, kapitalizmin bir tercihi değil zorunluluğudur. Bizim kurumlarımızda da çalışan üst düzey yöneticilerin büyük çoğunluğu beyaz orta sınıf İngiliz kökenli olsa da hizmet verdikleri müşterilerin ezici bir çoğunluğu değişik kültür gruplarından gelen insanlardan oluşuyordu. Bu nedenle de, kendi kadrolarının, başka dünyadan gelmiş insanların kültürleri konusunda eğitilmesi birlikte yaşayabilmek için hayati derecede önemliydi.

Kamu kurumlarında yöneticilik yaptığım dönemlerde, bu alanlarda sürekli liderlik yapmaya çalıştım, son çalıştığım kurumda ‘Diversity şampiyonu’ olarak görev yaptım. Temel olarak kurumun azınlık, engelli, yaşlılık gibi politikalarını ve uygulamalarını, hizmet ettiği değişik din ve mezhep gruplarının ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendirilmesi gerektiğini, onların kültürlerine saygı duyulması gerekliliğini takip ederdim. Ayrıca engellilerin ihtiyaçları ve ev içi şiddet konusunda da bölgede çok çalışma yapma fırsatım oldu.

Yöneticilik yaptığım kurumda, sosyal konutların dışında birkaç tane de demantia merkezi de vardı. Belediyelerin sosyal servislere talep halinde bu tür hastaları kendi kaldıkları evlerde barınamayacak durumdalarsa bizim bu merkezlere yönlendiriyorlardı. Bizim merkezlerdeyse aslında hepsinin bir yatak odalı dairesi vardı. Alt katta onlara servis memurları, ortak oturma alanları, televizyon odası, mutfak ve bahçe gibi insan ihtiyacı olan her şeyi karşılanmış oldukça da iyi merkezlerdi. Tekerlekli sandalyeli bir kişi yardımsız bina içinde isteği bölüme girip çıkabilecek durumdadır. Bu merkezlerde kalan kişiler kendi daireleri olduğu için ihtiyaç duydukları kadar servisi talep edebilirlerdi; kimisi sadece yemekte yardım isteyebilir, kimisi ilaçlarla iligi yardım, kimisi fiziksel engelleri varsa banyo temizlik gibi işlerde yardım isteyebilirlerdi. Ama onun dışında ek ihtiyaç yoksa talep etmek zorunda değillerdi. Ancak oradaki görevliler onları sürekli denetleyip iyi olduklarından emin olmak zorundalar.

Bu merkezlerden birisine belediye yeni bir kiracı gönderdi. Memurlar bu yeni gelen kiracının her gün sabah 7:30 civarında takım elbisesini giyip aşağı geldiğini ve işe gitmek için kapıyı açmalarını talep ettiğini söylediler. Çok ısrar ediyordu. Buna bir çözüm bulamamışlardı. Sonra başka kurumlarla da oturup konuştuğumuzda, ailesini de sürecin içerisine katarak buna bir çözüm üretmek için kendisine, kendisinin evinde bir emeklilik partisi verdik. Bu partiye iş yerinden birkaç arkadaşını da çağırdık. Daha sonra evinin duvarlarına iş yerinde emekli olduğunda kendisi için düzenlenen partinin birkaç tane resmini astık. Bu partiyi yaptıktan sonra, artık her sabah kalktığında o resimleri gördüğünde emekli olduğunu hatırlıyor ve alt katta kapıyı açmak için zorlamıyordu. Bazen insanların hayatına küçük müdahalelerin yaşamlarını ne kadar kolaylaştırdığını gördüm.

Çalıştığım kurumda bana bağlı çalışan birden fazla proje vardı ve bu projelerin yönetilmesi, bütçelerinin yapılması, sürekliliğinin sağlanması, personel temini ve eğitimi, değişik kurumlardan fon talep edilmesi oldukça karmaşık işlerdi.

Ama projeler için önemli olan şeylerden bir tanesi de, geri döngüsünü sürekli kılabilmek için, kiraların düzenli toplanabilmesidir. Aslında bu tür projelerin, yaşayan kiracıların ezici çoğunluğu evlerin içinde yaşayan kiracılar kiralarını belediyenin kira departmanından talep ettikleri için bir sorun yaşanmaz ancak bazı durumlarda belediyenin kira departmanı kiracıdan ek belge istediğinde bunlar götürmezse bu durumda kirasını kesebilir ve bu da ciddi bir gelir kaybına neden olabilir.

Biz yöneticilerin de kira memurları üzerinde yoğun bir denetimimiz olurdu. Bu nedenle de onlardan haftalık raporlar alır ve kira istatistiklerine bakarak performanslarını değerlendiririz. 5 bin kiracıdan her kiracının yılda 4 hafta kira ödememesi durumunda kira gelir kaybı 3 milyon sterlin yapar. Bu kar amacı gütmeyen bir firma için büyük bir gelir kaybına tekabül ediyor.

Birgün, bir memurum sürekli kira borcu artan bir kiracının kira yardımı talebinde bulunmayı reddettiğini, kendisiyle görüşmediğini ve bir çözüm bulamadığını söyledi. Dosyasını incelediğimizde yaşlı bir kiracı ve bugüne kadar da kirasını hep kendi cebinden ödemiş devlet yardımı almamış olduğunu gördük. Sosyal servisin yardımıyla da bu adamla bir buluşma yaptığımızda anladık ki adamın kirasını bugüne kadar tasarruflarından ödediğini ve tasarruflarının artık bittiğini, son olarak hesabında küçük bir meblağ bıraktığını, bunu da kefen parası olarak ve cenaze masrafları için sakladığını ve parayı ödeyemeyeceğini söyledi bize. Güldüğümde kimseye yük olmak istemiyorum bu nedenle de lütfen parama dokunmayın diye rica ediyordu. Hayatında hiç devlet yardımı almamış bu adama devletten yardım talep etmek çok zor gelmişti. Nihayetinde kendisini ikna ettik. Yıllardır yaptığı çalışmanın, ödediği vergilerin bir karşılığı olduğunu bunun da şu an olduğunu ve devletten kira yardımı ve diğer yardım taleblerinde bulunabileceğini belirttikten sonra başvurularını yaptı ve belediye bütün kira borçlarını kapattı.

Kamuda çalışmaya başladığım ilk dönemlerde, Kuzey Londra’da Türkiye’lilerin de yoğun yaşadığı bir bölgede çalıştığım için bölgedeki Türkiye’li kiracılar aynı dili konuşmanın verdiği rahatlıkla daha rahat iletişim kurabiliyorlardı benimle. Ahmet (gerçek ismi değil) abi diye bir kiracı vardı. Sürekli evinin değiştirilmesini talep ediyordu. Normalde belediye ona ev vermişti. Evin standartları da oldukça iyiydi ama o daha iyi standartlarda, daha iyi bölgelerde, akrabalarına yakın, bir de ek yatak odası olsun istiyordu. Yasal olarak bunu benim gerçekleştirmenin hiçbir zemini yok. Bir dönem memurlar ısrarla seninle görüşmek istiyor dediler be bana bir randevu yaptılar. Randevuda oturduğumuzda Ahmet abi hanımı ile beraber masanın üzerine bir meblağ para bıraktı. Rüşvet ve ben göz göze geldik. Ben böyle çekici bir bakış görmedim. Miktarı bilmiyorum ama alsam hayatım kurtulurdu. Hep anlatılan rüşvet hikayelerinde gururlu insan, hayatını değiştirecek teklifleri reddedecek kadar erdemlidir ya. Ben de, o havaya bürünmek istedim biraz. ‘Biz’ dedi Ahmet Abi, ‘Bunu size uygun gördük ama yetmiyorsa yine de söyle lütfen.’ Neye uğradığımı şaşırmıştım. Ahmet abiye; ‘lütfen o parayı al ve sakın böyle bir şey bir daha deneme’ dedim. Aldı parayı cebine koydu; ‘Tamam’ dedi seni anlıyorum ‘bu yöntem doğru değil ama yenge gelsin hanımla kuyumcuya gitsin’ dedi. O hala meselenin yöntem olduğunu düşünüyor ve bu yolla sonuç üzerine düşünüyordu. Kibar bir şekilde Ahmet abiyi oradan uzaklaştırdım. Ancak Ahmet abinin evini değiştirme isteği bitmiyor ve her gün ofise gelip akşama kadar oturuyordu. Bir gün başka bir kurumda toplantıdayım, ısrarla ofisten beni arıyorlar. Toplantıdan müsaade istedim ve çıkıp ofisi aradım. Ahmet abi gelmiş resepsiyonda bir iki tane camı ve mobilyayı kırmış, ofisin ortasına uzanıyormuş. Birisi ona git rezillik çıkar mutlaka sana ev verirler diye akıl vermiştir.

Ofise döndüm. Aldım Ahmet abiyi evine götürdüm. Ona durumu izah ettim. Dedim ki, ‘Ahmet abi şimdi kurumun önünde sana karşı önce şiddet kullandığın için kira sözleşmesine istinaden dava açıp seni evden atmak, ikincisi ise; verdigin zararı tazmin için senden para talep etmek ve ayrıca seni polise verip işlem başlatmam gerekmektedir.’ Ama Ahmet abi uyanık; emin bir ses tonuyla cebinde bir rapor çıkardı ve ‘benim deli raporum var dolayısıyla siz bana bir şey yapamazsınız’ dedi.

Anlaşılan Ahmet abi doktordan aldığı psikolojik rapora gereksiz bir misyon yüklüyor ve bu rapora istinaden de dokunulmazlığı olduğunu düşünerek ve bu tür çirkinlikler yaparak kurumu zor durumda bırakıp ev almak istiyordu. Ona ‘haklısın Ahmet abi senin raporundan dolayı polis seni alıp cezaevine götürmez ancak senin raporundan dolayı çevrene zarar vermeye başladığın için seni muhtemelen psikolojik tedavi merkezine yönlendirir ve o psikolojik tedavi merkezi de sen topluma artık zararlı olduğun için seni orada tedavi etmek için tutar. Orası da zaten psikolojik tedavi raporu olan insanların tedavi merkezidir’. Ahmet abi işin bu boyutunu hiç düşünmemişti. Şok oldu, aslında benim de herhangi bir dava açma niyetim yoktu, ikinci gün ofise çikolata getirip özür diledi ve konuyu kapattık. Ahmet abi bir daha deli raporuna güvenerek iş yapmadı.

Bu tür kurumlarda hiyerarşik yapı da oldukça önemli dersler içerir. Öncelikle Türkiye’deki kurumlarda var olan çay ve kahve servisi gibi gereksiz bir servise ihtiyaç yok. İhtiyacı olan herkes gider mutfaktan çayını alır. Buna müdürler de dahildir. Genel Müdür dahil kimsenin makam aracı yok. Şirketin araçları var ve her memur işi gereği rezervasyonunu yapar ve arabayı kullanır. Kişisel iş için kullanamaz ve eve götüremez. Şirketin Genel Müdürü ile mutfakta kahve yaparken karşılaşıp sohbet etmek mümkün.

Bir gün toplantıdan çıktım genel müdürün sekreteri uğradı ve ‘bir gün sonra bir toplantı için rezerve ettiğim arabayı, genel müdüre verip, yerine taksi ile gitmemim mümkün olup olmadığını sordu. Hemen ‘hayır’ dedim. ‘Genel müdür kim ki?’ dedim… Şakası bir yana bu bile kurum içerisinde size verilen değerin önemli bir göstergesidir.

Bu çalışma dönemim, aynı zamanda hukuk diploması almak için part-time eğitimime devam ettiğim yoğun bir dönem olarak da yerini aldı.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.