İNGİLTERE… Senin adın “Barış” olsun…

1 Eylül “Dünya Barış Günü”, Varşova Paktı tarafından Almanya’nın 1939’da Polonya’yı işgal ederek II. Dünya Savaşı’nı başlattığı tarihi unutmamak ve barışın önemini hatırlatmak için ilan edilmişti. 1981’e gelindiğinde de BM tarafından “Uluslararası Barış Günü” kabul edildi. Bu amaçla her 21 Eylül’de, BM Merkezi’ndeki üzerinde “Yaşasın Mutlak Barış” yazan Japonya’nın hediyesi “Barış Çanı” çalınıyor. Dünyayı yok edebilecek nükleer bombalarla donatan ve kanla beslenen emperyalist ülkelerde bile 21 Eylül’lerde barış adına klişe ve samimiyetsiz konuşmalar yapılıyor. Sanırım Türkiye Komunist Partisi, Dünya Barış Günü’nü BM’den önce tanıttığı için olsa gerek diğer ülkelerin aksine Türkiye’de 21 Eylül yerine 1 Eylül’de kutlamalar yapılıyor.

Barışa ilişkin çoğumuzun ortak paydasına gelirsek… “Barış” ile ilkokulda “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle tanışmıştık. Mustafa Kemal, emperyalist bir işgalden savaşarak kurtulan bir ülkenin kalkınabilmesi için ihtiyacı olan barışı, 1931 seçimi öncesinde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın programında öne çıkarır.

SSCB; 1991’de dağılmasına dek son 40 yılında (karşı bloğun olası saldırılarını engellemek için), Türkiye’de de dahil kendisine bağlı komunist partileri barış derneklerine dönüştürmüştü. Bu dönem karikatürlerinde ağzında zeytin dalı taşıyan beyaz güvercinler çokça çiziliyordu.

Barış güvercinin öyküsü de Ressam Pablo Picasso’ya uzanıyor. Picasso’nun üyesi olduğu Komünist Partisi’nin siparişi üzerine 1949’da çizdiği ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin günümüze kadar barışın simgesi olur. “Paloma” İspanyolca “güvercin” demektir ve ressamın aynı yıl doğan kızına, Paris’te “Uluslararası Barış Konferansı” için çizdiği sembolün anısına verdiği isimdir. Zeytin dalının simgesel tarihinin ise Yunan mitolojisine kadar uzandığını da eklemeliyim.

1958’de Gerald Holtom’un İngiliz Nükleer Silahsızlanma Kampanyası (British Campaign for Nuclear Disarmament) için tasarladığı barış sembolü ise 70’li yılların “Çiçek Çocuklar”ı olan hippi kültürünün bir parçası olmuştu. Günümüzde popüler kültürün tokası, küpesi ve çanta süsü olsa da o sembolün adının “barış” olduğunun herkesçe bilinmesi sevindirici.

Dünya dillerinde barış kelimesi aslında savaşa kılıf olarak kullanıldığı için en çok kirletilmiş kelimeler arasında sayılır. Rusya’nın Afganistan işgali, ABD’nin Japonya’ya atom bombası atması ya da Ortadoğu operasyonları, Hıristiyan misyonerlerin Afrika çıkartması, devletlerin silahlanma yarışları bile gariptir ama hep “barış” adınadır. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs harekatının adı “barış” ve simgesi de zeytin dalı taşıyan beyaz güvercindi. Dönemin başbakanı nam-ı diğer Karaoğlan, Bülent Ecevit’in mitinglerinde beyaz güverinleri uçurtmak adettendi. 1974’te ve onu takip eden yıllarda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta doğan çocuklara en çok konulan isim de “Barış” oldu.

Bu konuda 12 Eylül 1980 faşist cuntasının kapattığı ve üyelerini cezaevine gönderdiği Barış Derneği Davası konusunda da iki kelam etmeliyim. Londra’da yaşayan akademisyen dostum Mehmet Ali Dikerdem’in sevgili babası Mahmut Dikerdem’in öncülüğünde 1977’de kurulan Barış Derneği’nin davası, cunta mahkemelerinde yılan hikayesine döndürülmüştü. Yurtdışından da izlenen dava, 1991’de 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmasıyla düşerek sonlanmıştı.

Antik Yunan da bile barış tanrıçası Eirene’ye ihtiyaç duyulduğuna göre günümüzde nükleer bombaların gölgesinde gerçek barışı aramak çok daha önemli sayılır. Uluslararası barışın sömürüsüz ve haliyle savaşsız bir dünya yaratmaktan geçtiği “2 kere 2’nin 4 etmesi” kadar bir gerçek. 1 ya da 21 eylüllerde barış adına yapılan hamaseti dinlemek yine de hoş oluyor. Bebeklere “Savaş” adları konulan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta sosyalizm özlemi olarak Barış isimlerine ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.