İNGİLTERE… SOSYAL MESAFE VE YARATICI İYİMSERLİK

Koronavirüs’le darbeler arasında benzerlikler az değil. Yaşamakta olduğumuz bu virüs salgınında olduğu 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde de insanlar sokağa çıkamadı, market ve fırınlardaki yiyecekler raflardan evlere taşındı. Fakat halkın büyük çoğunluğu şimdiki gibi uzun zaman evlere kapanmadı. Yalnızca, 65 yaş üstündekiler gibi risk kategorisndeki ilerici devrimciler sokağa çıkmamışlardı. Sosyal mesafeyi uzun zaman yaşamıştı. O zaman polis koronavirüsten daha tehlikeliydi. Gizlendiğimiz evlerde ses çıkaramıyor nefes bile alamıyorduk.  

Kişisel karantina ve izolasyonu birlikte uygulayarak kendimizi ve partimizi koruyorduk. Polise veya aileden ve yoldaşlardan birine yakalanmamak amacıyla sokağa az çıkarken bile şimdiki gibi dikkatli çıkıyor, tebdili kıyafet yapmak zorunda kalıyorduk. Bilinen kalabalık alanlara uğramıyor, kapıcı ve muhtarlardan köşe bucak kaçıyorduk. O zaman polise, şimdi ise virüse yakalanma riskimizin yüksek olduğundan, loş veya karanlık mekanlarda buluşmak zorundaydık. Kişisel izolasyonu şimdilerde  hastalık belirdiği anda başkalarına bulaştırmamak için uygulanan yöntem ancak o zamanlar işkenceye maruz kalmamak ve başkalarını yakalatmamak için aldığımız bir önlemdi.

Salgının hız aldığı bir çok ülkede uygulanan sıkıyönetimler darbelerde olduğu gibi çok sayıda insanın bulunduğu yerlerden uzak durmayı, insan kalabalığından uzaklaşmayı; diğer insanlarla yaklaşık iki metrelik bir mesafe tutmak; birine dokunmamak, fiziksel teması sınırlamak. Yani, el sıkışma, sarılma, öpüşme, sevgi, dostluk, dostluk ifadeleri mevcut salgın ve darbe koşullarında kaçınılması gereken insani alışkanlıklardır. 

Geçmişteki gibi sevdiklerimizle aramıza mesafe koymak zorundayız. Torunlarımızdan, hastalarımızdan, çocuklarımızdan uzağız. Ayrılıp uzaklaşmak sadece bir anlık duygu değil aynı zamanda etik bir tutum ve insani ilişkidir. Uzaktan sevmeye, telefon, mektupla, video veya mesajlarla yetinmeliyiz. García Márquez’in sözleriyle. “Mesafe sorun değil. Önemli olan insanın dokunmadan, görmeden ve işitmeden sevmeyi bilmesidir….” Eşlerimizi cocuklarımızı ve yoldaşlarımızı uzaktan böyle sevmeye alışmalıyız.  

Sosyal mesafe gözden uzak olanı gönülden uzaklaştırmasına izin vermemeliyiz. Ne kadar farklı biçimlerde ifade edilirse edilsin, öz  aynı kalabilmeli. Sevginin özü, onu motive eden duygu ve değerlerde saklıdır, bu zor günlerde onları çeşitli yöntemlerle korumanın yollarını bulmalıyız.

Sosyal mesafe nedeniyle herkesin evlere kapatıldığı bu günlerde öpücüğü, kucaklamayı ve el sıkmayı hissettirmenin zorluğundan bahsediyorum. Duyguları katlayarak ifede edecek yöntemler bulmalıyız. Hapislerde yaşayanlar, göçmenler mesafenin insan üzerinde bıraktığı izleri derinden hissediyorlar. Galeano’nun sözleriyle güzel ve derin insani duygular engellenemez. Eğer, bu yoldan kendilerini ifade edemezlerse, mutlak başka bir yolunu bulur filizlenirler. Onları durdurmaya çalışmak stresin artmasına, salgın hastalığın daha da yayılmasına neden olabilir. Videolar, filmler paylaşmak, telefonla görüntülü sohbetler yapmak, güzel romanları paylaşmak, filmleri seyredip tartışmak insan ilişkilerini zenginleştirir, sosyal mesafeyi kısaltır. 

Hatırlıyorum en çok romanı iki darbe dönemlerinde evden dışarı çıkmadığım günlerde okumuştum. Eskiden klasiklere zaman ayırmamıştım, eksiğimi gideriyorum. Mehmet Uzun’unun kitaplarından sonra Balzak’ın Vadideki Zambak’ını okuyorum. 

Sevgiyi yansıtan duygu ve davranışlar sosyal dayanışmalarla teklemeden yürütülebilmeli. Farklı anlamı olsa da “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” belirlemesi burada da geçerlidir. Belirlenen koruyucu tedbilere bağlı kalarak yardıma muhtaç olanların yanıbaşında olabilmeliyiz. Doktorlara, sağlık personeline ve polislere destek vermeği ve alkışlamayı unutmamalıyız.

Kritik önlemlerin alındığı bu zamanda insanın özü her ne olursa olsun zayıflatılmamalıdır. Her zaman daha güçlü ve daha iyi olanları başarmalıyız. Aşırı iyimser olmakla suçlansak bile, şiddetli ve yıkıcı bu felaketten daha esnek ve daha güçlü çıkmayı başarmalıyız. Yani, sosyal mesafeyi uygularken oluşacak  inasani zararlar ancak akıllı ve yaratıcı iyimserlik giderilebilir.

Kendimizin ve ötekilerin sağlığını korumak sadece kişisel değil, aynı zamanda insani bir sorumluluktur. İnsani özümüzü, insan olarak varlığımızı korumaya ve geliştirmeye kararlı olmaya ısrarlı olmalıyız. Sosyal mesafeyi yaşamış insanlar olarak aydınlık alanlarımıza odaklanmalıyız, bizi herkesle kardeş ve arkadaş yapan değerlerimize bağlı kalmalıyız.  Bizi katılımcı, proaktif, ve kucaklayıcı yapan yolda pozitif ve üstün bir morelle yürümeliyiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.