İNGİLTERE… Tangolara gelesin

Aylin (Aybek) bizim tango konserimiz var dediğinde olur demiş̧tim ama bir türlü gidemedim. Deniz’le Ahmet tango konserine gidelim deyince üstüne atladım hemen. Ama ben bizim hanımın bu fırsatı kollayıp benim üzerimde tango ve salsa dersleri almam iç̧in baskı kuracağ̆ını nereden bilebilirdim? Hayır, davul eş̧liğinde bir halaya yok demeyeceğ̆imi bilir ama hala benden bir Latin dansının kıvraklıını beklemesini hayata çok pozitif bakmasına yoruyorum.

Aaaa! Aylin’in de çello çaldıı grup bu diye tepki verdim. Deniz hafif burnu havada “Aylin’i sana ben mi tanıştırdım“ diyerek Aylin’e sahip çıktı. Gerç̧i bunu telefonda sö̈yledi, burnunu kaldır mı görmedim ama kız hem senarist hem yönetmen. Hep sanatçılarla oturup kalkmış̧, mutlaka burnu hava söylemiş̧tir deyip anında “sanırım Aylin’i ben sana tanış̧tirdim” diye attım havamı. Koca Tango geldi Aylin’i kim kiminle tanış̧tırdı noktasında düğümlendi. Madem ki konserine gideceğiz Aylin’i ben denize tanış̧tırmış olmalıyıdım. Davasında ısrar eden bir avukat küstahlığıyla Deniz’e çıkıştım. İ̇nce ruhlu kız, sustu ses etmedi.

Ahmet (Katıksız) ve Deniz (Akçay Katıksız) hem yönetmen hem de senarist olan iki özgecan dost. İ̇nsanı ruhuyla saran cinsinden; ki bu aralar nadir bulunanlardan. Birlikte zaman geç̧ırmek için iyi bir fırsat. Zerrin’le atladık teklifin üstüne. Öyle ya hem birlikte zaman geç̧irecektik hem de Londra’da Arjantin’de doğmuş̧ Tango’nun İ̇stanbul versiyonunu dinleyecektik. Tam bizim hayatımız gibi.

Zerrin Çankıran, Deniz Akçay va Ahmet Katıksız ile yazarımız Muhammet Çankıran

Ahmet ve Deniz’in Çiçek’ini, biz özlem giderelim diye Mine’yle Sinan aldılar. Üstelik bu hizmetleri iç̧in hiç̧bir rüşvet de istemediler. Düştük tangolara…

Nedense bir araya gelince acıkıyoruz. Konser yeri Earls Court istasyonuna yakın. Bu bölgede fazla restoran da bilmiyoruz. Kendimizi yemeğin kokusuna doğru bıraktık. Bir ara Ahmet Nandos’un kapısında attı kendisini yerlere ama Zerrin’le Deniz onu sürükleyip bir Thai lokantasına soktular. İ̇zmir’den getirtip Londra’nın sokaklarını ölçme görevi verdiğimiz Baş̧ak da kendini zor attı restorana.

Bir lokanta ki daracık bir çıkmazda, özel yerini bilmiyorsanız bulamazsınız. Tam da o bulunmaz olanı biz bulduk. Giriş̧i daracık küçücük sokağı olan, rengarenk çiçeklerle bezenmiş bir giriş̧. Bu kadar gü̈zel bir girişten sonra ne yediğimizin hiçbir önemi yok artık; doyduk. Ruhumuz, yüreğimiz ve tabii ki gözümüz doydu. İ̇çeri girdikten sonra hala Nando’s sayıklayan Ahmet’i Spring Roll’larla boğma girişimimiz baş̧arısız oldu. En son, tabakların dibini parmağıyla yalarken sürükleyerek çikarttık restorandan; konsere geç kalıyorduk.

Tango nedir diye google teyzeme sordum. Nedense Google’a hep teyze diyeşim gelir, en hoş̧uma giden cevap Barbara Garvey’den geldi; “Tango stilleri adeta bir evliliğin aşamaları gibi… Amerikan tangosu, aşkin ilk baş̧ladığı, her iki tarafın da romantik olduğu ve en iyi taraflarını çikardığı aş̧amadır. Arjantin tangosu ise, tutku, öfke, mizah gibi duyguların tavan yaptığı zamandır. Uluslararası tango da evliliğin sonudur; bitse bile çocuklarınız için birlikte kalma çabasıdır.’’

Tango Avrupa’lı genç̧lerin büyük hayallerle gittikleri Güney Amerika’daki Rio de la Plata kıyılarında kendi kültürleri ile yerel kültürün harmanlanması ile oluş̧muş bir dans türü.

Tango ilk ortaya ç̧iktığında bölgedeki seks işçileri ile onları pazarlayan satıcıları arasında kadının pazarlanması için yaptıkları bir dans olduğu da iddia edilir. Gerçi bazı tarihçiler bu tezi kabul etmiyormuş̧ ama ne fark eder ki. Galiba bu dansın daha çok burjuva sınıfa ait olduğunu göstermek istiyorlar, onun için bu tezi kabul etmiyorlar.

Biz Tango’yu Londra’nın göbeğinde bir kilisede dinleyeceğiz. Yolda aklımda kilise, Tango ve seks işçileri var. Etkinlik Earls Court’ta bulunan muhteşem bir kilise olan St. Cuthbert’s’te yapılıyor. Kilise 1883’te £11,000’lik bir bütçe ile yapılmış̧ Öyle ucuz yere gitmişsiniz diye düşünmeyin o tarihte iyi para.

Kilisede tango

İ̇çeri girdiğimizde nefes kesen bir kilise olduğunu farkediyoruz. Salon hemen hemen dolu. Aylin karşiliyor bizi. Biz Deniz’le hala Aylin’i ilk kim tanıştırdı iddiası ile atıyoruz kendimizi Aylin’in o hep gülümseyin bakışlarının önüne. Ben Deniz’in önüne gövdemi koyup bütün tatlılığımı Aylin’in dikkatini ç̧ekmek iç̧in kullanıyorum. Koca gövdemi çiğneyip Deniz’e gidecek hali yok ya. Gitmiyor Deniz’e Aylin. Bulutların üzerindeki senaristi haksız çikaracağım için çok mutluyum. Ama bana da gelmiyor. Ben şefkatine sığınacak bir rahip ararken Aylin gidip Ahmet’e sarılıyor. Meğerse Aylin’i bize Ahmet tanıştırmış. İ̇kimizde sustuk. O kilisenin tavanını mı fazla yüksek yapmışlardı yoksa biz mi yenilmenin dayanılmaz hafifliği ile koca mekanda kaybolduk bilemedim.

Salonu dolduranlar bir kutsal mekanın gerektirdiği kadar sessiz ve ruhani bir vücut diliyle bekliyorlar. Herkes birbirini fısıltıyla şüzüyor. Belli ki salonu İ̇ngiltere’de ruhunu doyuramayan Ankara Antlaşmalılar dolduruyor.

Böyle bir mekana gelipte kutsal şaraptan iç̧meden o Tango o kiliseye sığar mı? İ̇çtık biz de o kırmızı şaraptan. Zerrin’in ortada bir rahip ile bir rahibenin ateş̧li bir tango yapacağına dair beklentileri o sessizlikte kayboldu. Bırak rahip ile rahibeyi, Tanrılar bile koca şütunların ardına saklanmış̧lardı. Tango’nun ilk çıktığı dönemlerde Tango yaparak günah iş̧lemiş̧ dansçılar günah çikarmak istese bile ortada bu günahı Tanrıya ulaş̧tırıp af dileyecek bir aracı yok. Doğrudan Tanrı ile karşı karşıyasınız. Kilise burası şakaya gelmez.

Ben salonun büyüşü ile şarap bardağıma huzur dolduruyorum. Zerrin duvarları şüsleyen herbiri baş̧ka bir katliamı anlatan tablolara takıldı. Ne kadar da haklıydı. Niye dinler tarihi hep ölüm ve öldürülmeyi anlatır ki? Bütün program boyunca aklıma takıldı o tablolar. İ̇ki dansçı ateşli bir Tango yapıyor, oradan çarmıha gerilmiş İ̇sa “siz oynayın oynayın bunun bir de öbür dünyası var” tavrında. Baş̧ka bir tabloda kafası kesilen bir aziz “biz de çok güldük eğlendik ama bunun hesabı var” diye uyarıyor.

Konserin ismi bile gizemli: 1001 gece İ̇stanbul Tango’ları. Ethem Demir’in sesi eş̧liğinde, bir çift Tango yapıyor. Erkek ısrarla dans ettiği kadının peşinde, kadın ise gözlerini dikmiş̧ dans partnerinin gözüne, cilveli iş̧veli kaçıyor ondan.

1800’lerde Arjantin ile Uruguay sınırında baş̧layan tango, İ̇stanbul’da yeni bestelerle buluş̧muş̧, 2019 yılında Londra’da bir kilise salonunda kutsal şarabın eş̧liğinde ülkesinden göçmüş sanatçıların icraatıyla ruhumuza sızıyor. Avrupa’dan daha iyi bir hayat için Latin Amerika’ya göç edenlerin baş̧lattığı bir müzik akımını, ülkesine sığmayıp daha güzel bir hayat iç̧in İ̇ngiltere’ye göç eden bir grup sanatçı icra ediyor. Ama ben hala ısrarlıyım; Aylin’i Deniz’le ben tanıştırdım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.