İNGİLTERE… Türkiye ve AB barışma konusunda samimi mi?

Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinde fırtına epeydir sürüyor. Bir zamanlar dillerden düşmeyen ‘çıpa’ sözünü de bu yüzden neredeyse unutmuştuk.Batı limanından demir alıp, meçhule gider görünen Türkiye’nin yolu üstünde  hala bir deniz feneri kalmış anlaşılan.

Avrupa karşıtı ateşli söylemleriyle tanınan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 26 Mart’ta, Karadeniz’in liman kenti Varna’da, Avrupa Komisyonu başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Birliği Konseyi başkanı Donald Tusk ve Avrupa Birliği dönem başkanı Bulgaristan’ın başbakanı Boyko Borissov’la görüşecek.

Türkiye, Birliğin üç kurumunun başıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Brüksel’de bir doruk toplantısında biraraya gelmesi için uzun süredir girişimde bulunuyordu. Ancak, Avrupa Birliği bu türden bir üst düzey toplantıya yanaşmıyordu.

Türkiye’de sivil toplum ve medya üzerindeki ağır baskılar ve siyasetçilerin Avrupa’ya düşman söylemleri, Birlik ile yakınlaşma olasılığını yokediyordu.

Komşu Bulgaristan’ın, Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenmesi, 2018 yılında böyle bir doruk toplantısının yapılmasını mümkün kıldı.

Ancak doruğun Brüksel’de değil de Varna’da yapılacak olması, Avrupa Birliği tarafından toplantıyı düşük profilli tutma isteğinin göstergesi. Buna rağmen, her iki tarafın da ilişkileri onarma niyetine işaret etmesi bakımından önemli.

Bulgaristan başbakanı Boyko Borissov’un Türkiye’ye ziyareti sırasında tutuklu gazeteciler, özellikle de yabancı ülke vatandaşı medya çalışanlarının durumunu gündeme getirdiği ve ifade özgürlüğü üzerindeki ağır baskılar sürdüğü müddetçe Avrupa Birliği’nin Türkiye ile ciddi bir müzakereye girmeyeceği mesajını ilettiği biliniyor.

Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, Varna’da yapılacak doruk toplantısına büyük önem atfettiklerini, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerine 2018 yılında yeni bir ivme kazandıracağına inandıklarını söyledi.

Bulgaristan’daki doruk öncesi, AB Nezdindeki Daimi Temsilci Büyükelçi Faruk Kaymakçı tarafından, Birliğe,  2016 yılından beri rafa kaldırılmış bulunan vize serbestisi anlaşması için bir çalışma belgesi sunuldu.

Türkiye vatandaşlarının Schengen alanına vizesiz seyahatine olanak tanıyacak anlaşmanın yürürlüğe girebilmesi için, 72 ayrı kriterin yerine getirilmesi gerekiyor. Bu kriterlerin başında, “Organize Suçlar Ve Terörle Mücadale”ye ilişkin mevzuatın Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi var. Ayrıca yolsuzlukla mücadele, Avrupa Birliği’nin kolluk birimi Europol ile Operasyonel İşbirliği Anlaşması’nın uygulanması, kişisel verilerin korunması yükümlülüklerinin de yerine getirilmesi lazım.

Türkiye’nin en çok zorlandığı kriter, gazeteciler ve muhaliflere uygulanan baskıların aracı olan terörle mücadele yasalarında terör suçu tanımının değiştirilmesi isteği.

Türk yetkililer, terörle mücadele kapasitesini zayıflatmadan ve ilgili yasanın özünü değiştirmeden bir değişiklik yapmanın yolunu bulacaklarından emin görünüyor. Hürriyet Daily News’ün  haberine  göre, Türkiye’yi sıkıntıya sokmayacak ancak Avrupa Birliği tarafından da kabul görecek şekilde değişiklik yapılacak.

Cumhuriyet gazetesine göre ise, kanuna, “eleştiri amacıyla” ya da “habercilik sınırını aşmayacak” biçimde düşüncenin ifade edilmesinin suç teşkil etmeyeceğine dair bir ifade eklenecek.

‘Habercilik sınırı’, son derece yoruma açık ve tartışmalı bir kavram. Türkiye’de hapis tutulan gazetecilerin mesleklerini yaptıkları için değil, terör ya da adi suçlardan dolayı tutuklandığı şeklindeki resmi açıklamalar gözönünde tutulduğunda, yasada yapılması öngörülen teknik değişiklerin Avrupa Birliği’nin beklentilerini karşılamayacağını tahmin etmek zor değil.

Yolsuzlukla mücadele, Europol’la işbirliği, kişisel verilerin korunması kriterlerine  ek olarak Avrupa Birliği üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınmamasının da sorun yaratacağı kesin.

Avrupa Birliği Nezdindeki Büyükelçi Faruk Kaymakçı, Birliğin Türkiye’ye olumlu sinyaller vermesi durumunda Türkiye’nin de reform konusunda daha büyük adımlar atacağını söylüyor. Ancak hem Avrupa’da hem de Türkiye’de, Avrupa Birliği’nin, geçmişte olduğu gibi gelecekte de çıpa vazifesi görebilme olasılığını sorgulayanlar az değil.

Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi alanında hızlı gerileyişi, uluslararası ilişkilerin her alanında en büyük sorun olarak ortaya çıkıyor.

Avrupa değerlerinden ve standartlarından tamamen uzaklaşıldığını düşünenler, Birlik ile Türkiye arasındaki ilişkilerin onarılmaz hale geldiğinden, bağların belki de artık kopartılması gerektiğinden sözediyor.

Geçen yılın sonlarında, Avrupa Birliği liderleri, üyelik görüşmelerinin kesilmesini değerlendiriyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan da gereğinin yapılmasını ve Türkiye ile yola devam edilmek istenmiyorsa bunun açıkça dile getirilmesini istiyordu.

Fakat Cumhurbaşkanı, geçen hafta Vatikan’a ziyareti için Roma’ya vardığında ülkesinin hala Avrupa Birliği’ne üye olma niyetini dile getirdi ve tam üyelik dışındaki seçenekleri kabul etmeyeceklerini bildirdi.

Öyle görünüyor ki, her iki taraf da ilişkilerin yeniden inşaa edilmesinden yana. Hemen her gün dile getirilen  karşılıklı eleştiri ve suçlamalara rağmen, henüz yolun sonuna gelinmemiş.

Otoriter rejimin pekişmesini önleyecek her adımı olumlu bulmak ve teşvik etmekle birlikte, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin bu son barışma girişiminin samimiyeti ve kalıcılığı konusunda ikna olduğumuz söylenemez.

YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − six =