İNGİLTERE… Türkiye’de gazetecilik hala suç

PAYLAŞ
Firdevs Robinson
Firdevs Robinson
Kafka’msı”, “Türkiye standartlarında bile gerçeküstü”, “tamamen saçma”ve “trajikomik” diye tanımlıyor. Kimileri de bağımsız medyayı sindirmek için eşine rastlanmamış bir saldırı olarak görüyor.
Nasıl tarif edilirse edilsin, Cumhuriyet gazetesinin 17 çalışanının beş gün boyunca yargılandığı duruşmalar, Türkiye açısından bir sınav oldu. Duruşmaları izleyen uluslararası heyet, yayınladığı ortak bildiride, mahkemenin vereceği kararın, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ülkenin geleceğinde tutacağı yeri göstereceğini vurguladı.

Mahkeme önüne çıkarılmadan önce dokuz ay tutuklu kalan 17 gazete çalışanı hakkındaki iddianame, kanıtlanamayan iddialar, delilsiz suçlamalar ve maddi hatalarla dolu, hukukun temel ilkeleri gözardı edilerek hazırlanan bir belge niteliği taşıyor.

60 yıla yakın süredir avukatlık yaptığını söyleyen savunma avukatı Alp Selek,  “Olağanüstü tüm durumlarda vekillik görevimi yerine getirdim ama ilk kez böyle iddianame gördüm. Böyle yoktan suç yaratan iddianame hayatımda görmedim” diyor.

Adil yargılanma hakkının çiğnendiği, siyasi saiklerle başlatıldığı açık olan bir davada, sanıkların savunmalarını hukuki olduğu kadar siyasi konuşmalarla yapmaları da kimseyi şaşırtmadı.

Nitekim, 267 gün tutuklu kaldıktan sonra hakim karşısına çıkartılan Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Yönetim Kurulu Üyesi ve Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Cumhuriyet yazarı Kadri Gürsel, savunmasında  yargılanın, kendisi kadar basın ve ifade özgürlüğü olduğunu ortaya koydu. “Burada karşınızda ‘üyesi olmamakla birlikte, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğim’ için değil, bağımsız, sorgulayıcı ve eleştirel bir gazeteci olduğum için, gazetecilikten taviz vermediğim ve mesleğimi bihakkın ifa etmekte sonuna kadar ısrarlı olduğum için bulunmaktayım” dedi.

‘İmamın Ordusu’ adlı yasaklanan kitabıyla Gülen hareketinin devlete sızma girişimini gözler önüne serdiği için 2011 yılında da hapse atılan, şimdi de hem Gülen hem de PKK’ya yardım etmekle suçlanan araştırmacı gazeteci Ahmet Şık ise ‘savunma değil itham’ diye nitelediği konuşmasında hükümeti sorguladı. “Gazetecilik faaliyetlerimin suç olarak gösterilmeye çalışıldığı bir operasyona karşı söyleyeceklerim bundan ibarettir. Ve hiçbir şekilde savunma değildir. Ki bunu gazeteciliğe ve mesleğimin etik değerlerine hakaret sayarım” diye de ekledi.

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinde, büyük bölümü sanıkların yazıp çizdiklerine dayandırılan iddianameyi değerlendiren mahkeme heyeti, Kadri Gürsel, Ahmet Şık  Murat Sabuncu ve Akın Atalay’ın tutukluluğunun devamına, yaptığı savunmadan dolayı da Ahmet Şık hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. 11 Eylül’de yapılacak gelecek duruşmanın yeri ise Çağlayan yerine gözlerden ve kalabalıklardan uzak Silivri Hapishanesi olarak belirlendi.

Adli control şartıyla tahliye edilen 7 Cumhuriyet çalışanı ve yakınlarının duyduğu sevinç ise, geride kalan meslektaşlarından dolayı buruktu.

Medya özgürlüğü ve insan hakları savunucuları, muhalefetten siyasetçiler ve gazeteciler, sanıkların hepsinin salıverilmesi ve hiç başlamaması gereken davanın son bulması çağrısı yaparken, Türkiye’ye uluslararası alanda yöneltilen eleştiriler de sertleşiyor.

Türkiye’de hükümet yanlısı medyanın görmezden geldiği davayı düzenli olarak, ayrıntılarıyla aktaran yabancı medya ve uluslararası gözlemcilerden dayanışma ve ilgiyi sürdürmeleri isteniyor. Ne var ki, deneyimli bağımsız gazeteci Ruşen Çakır’ın dikkat çektiği bir nokta da üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Çakır, “Kadri ve Ahmet dünyanın daha fazla tanıdığı gazeteciler oldukları için özellikle tahliye edilmediler” demekte.

____________

YAZARIN DİĞER YAZILARI
http://www.firdevstalkturkey.com/

CEVAP VER