İNGİLTERE… Türkiye’nin yanıbaşında gene katliam, gene kriz

İNGİLTERE… Türkiye’nin yanıbaşında gene katliam, gene kriz

0
PAYLAŞ
Suriye halkının çilesi dolmak bilmiyor.

Suriye’de altı yıldır süren çatışmada, en ağır savaş suçlarından biri daha, Salı sabahı erken saatlerde, Türkiye sınırına yakın İdlib’in Han Şeyhun beldesinde, kimyasal silah kullanıldığı düşünülen saldırıyla işlendi.

Henüz kim tarafından nasıl gerçekleştirildiğini kesin olarak söylemek mümkün değil.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü, Suriye hükümeti ya da Rusya’ya ait savaş uçaklarının sorumlu olduğunu iddia etti. Bölgedeki görgü tanıkları, jetlerin attığı kimyasal maddelerin insanların nefes borularını tıkadığını, çok sayıda sivilin kimyasal madde zehirlenmesi belirtileriyle can verdiğini ya da yaralandığını söylüyor.

Suriye rejimi, sorumluluğu kesin dille reddetti ve muhalif grupları suçladı, ancak şu ana kadar edinilen bilgiler, saldırının, Suriye yönetiminin izlerini taşıdığına işaret ediyor.

Esad kuvvetleri, bundan önce, 2013 yılında da Şam’ın iki bölgesinde yüzlerce sivilin ölümüne yol açan benzer bir saldırıdan sorumlu tutulmuştu.

Kimyasal silah kullanımı iddiaları, geçmişte, Suriye iç savaşında muhalif gruplara da yöneltildi ancak Salı sabahı yapılan saldırıda, Suriye rejiminin stoklarına sahip olduğu bilinen sarin gazı kullanıldığına inanılıyor.

Suriye’de şu sıralar Rusya’dan habersiz kayda değer bir askeri eyleme girişmek mümkün görülmediğinden, Moskova’nın tepkisi dikkatle izlenmekte. Rusya Savunma Bakanlığı, İdlib’de Salı sabahı Rus uçaklarının herhangi bir operasyonda görev almadığını açıklayarak, iddiaları sert bir dille reddediyor.

Birleşmiş Milletler’in savaş suçları uzmanları, soruşturmalarına başladılar bile. Eğer gerçekten de sarin gazı kullanıldıysa, bu maddenin izleri yıllarca yok olmadığından, iddiaların doğru olup olmadığını kısa süre içinde belirleyebilmeleri lazım.

Amerika Birleşik Devletleri de sözü edilen zaman dilimi içinde kimin ne yaptığından haberdar olsa gerek.

Şimdi gözler, Çarşamba günü acilen toplanacak olan BirleşmişMilletler Güvenlik Kurulu’nda ortaya çıkacak tabloya çevrili.

Aynı gün, Brüksel’de, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, İngiltere, Norveç, Katar ve Kuveyt’in katıldığı bir Suriye konferansı daha toplanıyor. Barış sürecine destek ve mültecilere yardımı amaçlayan bu önemli toplantıya, Suriye krizinin üç önemli oyuncusu, Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya, sadece teknik düzeyde katılıyor.

Pazartesi günü Saint Petersburg kentinde bir metro istasyonuna, Orta Asyalı bir kişi tarafından yapıldığı düşünülen intihar saldırısının yasını tutan Rusya, İdlib’deki katliam konusunda, ilgisi olmadığını vurgulamak dışında fazla bir şey  söylemedi.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ise, Beyaz Saray sözcüsü Sean Spicer, saldırıyı, ‘Beşar Esad rejiminin nefret uyandırıcı eylemi’ diye tanımladı, ancak suçu Obama yönetimine attı ve İdlib’de yaşanan olayın, kendilerinden önceki başkanın zayıf ve kararsız tutumunun sonucu olduğunu ileri sürdü.

Bu arada, Beyaz Saray’ın bir kaç gün önce dile getirdiği  ‘siyasi realiteler ışığında, Suriye’de rejim değişikliğinin artık ciddi bir seçenek olarak görülmediği’ görüşünü de bir kez daha tekrarladı.

Türkiye için ise, siyasi realite Beyaz Saray’ınkinden ister istemez farklı.

Yanıbaşındaki İdlib’de olup bitenin, milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’yi de derinden etkilemesi kaçınılmaz. Nitekim, kimyasal maddeyle gerçekleştirildiğine inanılan saldırı ardından Türkiye, 30 ambulansla, yaralıları kendi hastanelerine taşıdı.

Türkiye yetkilileri, doğrudan herhangi bir ülkeyi suçlamaktan kaçınmakla beraber, saldırıyı ‘savaş suçu’  ilan ederek sert dille kınadılar ve Rusya ile birlikte öncüsü oldukları Astana görüşmelerini tehlikeye sokacağı uyarısı yaptılar

İdlib, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu ve aralarında El Nusra Cephesi’nin de bulunduğu çok sayıda cihatçının da  üslendiği kent. Esad rejimi ve Rusya’nın Halep’in denetimini ele geçirmesi ardından binlerce İslamcı muhalif savaşçı da son aylarda aileleri ile birlikte İdlib’e akin etti.

Han Şeyhun’da gerçekleştirilen katliam, herşeyden önce Suriye halkına karşı işlenmiş bir insanlık suçu. Ama aynı zamanda, Türkiye açısından da daha büyük güvenlik riski ve diplomatik problemlerin  habercisi.

Üstelik, tam da Türkiye’nin tartışmalı bir sistem değişikliği uğruna kendi kendini yiyip bitirdiği bir zamanda…

BİR CEVAP BIRAK