İNGİLTERE… Türkiye’ye mektup: Bizi düşünmeyin*…

Mektubuma “Bizi düşünmeyin. Biz çok iyiyiz, aman kendinize iyi bakın” diye başlayayım. “Bizim memleket oradan nasıl görünüyor” diye sorardınız hep… Ben de Financial Times ve diğerlerinden “genellikle treni patlamış kamyon”a benzetilen Türkiye yorumlarını anlatırdım size. Nedense “Ya bizim buralar nasıl görünüyor oradan?” diye sormazdım size. Sahi bizim buralar nasıl görünüyor? Hani “bir elimiz yağda, diğeri balda” sanmıyorsunuz değil mi? Ya da “ağaçlardan sterlin topladığımızı” düşünmüyorsunuzdur umarım? Eğer böyleyse Ken Loach’ın filmlerini hiç mi izlemediniz diye gönül koyarım inanın ki. Bizim halimiz öyle içgüveysinden hallice falan değil. Hani yazları düğüne gider gibi takıp takıştırıp ellerimiz dopdolu memlekete geliyoruz ya… Aramızda kalsın inanın ki o görüntümüz kovalıklığımızdandı. Memlekette sizin gül cemalinizi görüp, memleket havasını kokladığımız yaz keyfinin borcunu bütün bir yıl ödüyorduk. Bunların lafını etmiyorsak da “Zaten derdiniz başınızdan aşkın bir de bizi düşünmeyesiniz” deyüydü…

Bizim buralardaki işyerlerinde epeydir “sıfır saat” uygulaması yapılıyor “resmen”. Hani işveren bizi sıfır ücretten işe başlatıyor, iş oldukça saati çalıştırıyor, hiç yoksa da “Hadi evinize” diyor. Sosyal haklar falan hak getire tabii. Bir de bizim toplumun yoğunlaştığı restoran-kebap ve adına “market” denilen iri kıyım bakkaliye sektörü var ki sormayın gitsin. Buralarda asgari ücretin yarısına razı çalışmak zorunda kalanların halini “bir sorarsanız bin ah işitirsiniz” valla. Hele haftanın 6 günü 12 saati bulan günlük çalışmayla yaratılan artı ve artık değeri rahmetli Karl Marks görse, “o kadar mı sümsük kaldınız” diye yüzümüze tükürürdü.

Bu aralar korona salgınından evlere kapandı çoğumuz. Muhafazakar iktidarların iğdişleştirdiği Ulusal Sağlık Sistemi’nin daha salgının ilk haftasındaki “İmdat yetemiyoruz!” feryadı, sizin oralardan da duyulmuştu. Bizim burada hükümetin salgın destek paketinin de çalışandan ziyade patronu gözettiğini belirtmeliyim. Salgında üretim düşünce ilk işini yitirenler bizim kayıtsız çalışan uşaklar oldu. “Hani virüs herkese eşit” diyorlar ya, Allah canımı alsın ki külliyen palavra. Korona burada en çok işçi, yoksul, yaşlı, engelli, yalnız anne ve göçmenleri vurdu. İki hafta önce üşenmeyip oturup hesaplamıştım, bizim toplumdaki korona ölümleri ülke çapına kıyasla tam 6 katıydı. Siz hiç düşünmemiş olmalısınız ama buralara gömülmek de ben dahil çoğu göçmene ürkütücü geliyor şart olsun.

Bu arada Türkiye’nin Londra Büyükelçiliği’nin topluma yönelik çabalarını da eklemezsem dilim şişer. Sağolsunlar facebook’taki sayfalarından “Biz bize yeteriz Türkiyem” sloganıyla yardım isteyip İBAN numaraları verdiler. Türkiye’nin İngiltere’ye sağlık ekipman yardımını “Biz belki çok zengin değiliz ama en cömert ülkeyiz” sözüyle duyurdular. Bir de Temsilcilik, “Aramızdan ayrılanlara Allah’tan rahmet, tedavi görenlere de acil şifalar diliyoruz” mesajını yayımladı. Kendilerine “Allah razı olsun” diyoruz.

İnanmayacaksınız belki; burada salgının ikinci ayına girmemize karşın, 550 bin sağlıkçıdan henüz yüzde 10’una korona testi yapılmış. Bu salgın elek gibi, çakalları da süzdü sanki. Salgın paniği başladığında bizim topluma ait bazı marketlerde ürün fiyatlarının üçe beşe katlanması beni ziyadesiyle kızdırdı, şaşıracaksınız ama okkalı küfürleri ilk kez o günlerde salladım. Ülkede sağlık ve eğitimde kesintilerine karşı bağırıp çağıranlar var ya, onlar hemen dayanışma grupları kurdular. Bizim toplumda da Türk Kürt Dayanışma Merkezi (DAY MER), Britanya Alevi Federasyonu (BAF), Göçmen İşçiler Derneği (GİK DER) ve Kıbrıs Türk Toplum Merkezi (TCCA) yüzümüzü ağarttı doğrusu. DAY MER, BAF ve TCCA; evde kapalı kalan, işini ve aşını yitirenlere dost eli uzatıyor, GİK DER de salgına karşı koruyucu maske diktirip dağıtıyor. Yani, sizin oralardan görünen “sosyal devlet”te kendi göbeğimizi kendimiz kesiyoruz. Hele DAY MER’in götürdüğü yiyecek içecekleri alan North Middlesex Hastanesi’nin hemşirelerinin mutluluğunu görmeliydiniz. Canlarım ya, sizlerin haklarına oldu bitti sahip çıktığım için huzurluyum. DAY MER ve BAF’ın gıda destek paketlerini ihtiyacı olanlara ulaştıran Londra Bisiklet Kulübü’nden Özgür Korkmaz’ın geçenlerde WhatsApp dayanışma grubunda paylaştığı mesajını, buradaki ahvalimizi iyi anlattıyor deyü aktarıyorum:

“BAF ve DAY-MER’in gıda dağıtımlarında karşılaştığım insanların ilginç bazen de hüzünlü hikayelerini biriktiriyorum… 52 yıllık eşini geçen hafta korana virüsünden kaybedip cenazesini komşusunun cep telefonundan izlemek zorunda kalan ingiliz teyzeyle gıda yardımı yaparken ayaküstü konuşmamız, Türkiye’den buraya geldikten bir zaman sonra ağır şizofreni rahatsızlığı yaşayan evden çıkamayan arkadaşın dramı, Stratford bölgesinde kalan yaşlı ve özürlü bir teyzenin gıda yardımı alırken gözünden akan yaşlar, Romanyalı eşi ve 4 çocuğuyla iki ay önce Londra’ya gelmiş henüz hiçbir yardım hakkı olmayan Trakyalı abinin mahçup bakışları, Londra’nın güney bölgesinden kalkıp Enfield’e gelmiş muhtemelen hayatında hiç yardım almamış çok eğitimli ve kültürlü bir abinin gıda yardım paketini aldıktan sonra bir köşeye çekilip hüngür hüngür ağlaması… Özellikle de son iki gündür yazıya dökemeyeceğim kadar üzücü manzaralarla karşılaşıyorum. Lütfen çevrenizde evden çıkamayan yaşlı, engelli, Ankara Anlaşmalı ya da öğrenci olup hiç geliri olmayan birileri varsa DAY MERE’e, BAF’a yönlendirin, en azından gıda konusunda o insanlara bir yardım ulaştırabilelim…”

Mektubumu bitirirken hepinizi hasretle kucaklıyorum. Bizi düşünmeyin. Biz çok iyiyiz, aman kendinize iyi bakın. Kalın sağlıcakla…

_________________

*Bu yazı Evrensel ve Gerçek’te de yayımlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.