İNGİLTERE… Üniversitelerde son durum

Salı sabahı Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi’nde üniversiteleri ve akademiyi zorlayan güncel konular üzerine bir konuşma yapacağım. Sizinle de bunun üzerine notlarımın bazılarını paylaşmak istedim. Bu konferans, 1995 yılında Bilkent’te asistanlık yaparak başladığım akademik maceramın 25. yılında bir adım geriye çekilip ne oluyor diye düşünmek için de iyi bir fırsat oldu.

Malumunuz yakınmak milli spor, detaylı ve sürekli yakınmak da mesleki mecburiyet. Üniversitelerdeki değişimden de çoğu zaman şu veya bu nedenle yakınıyoruz. Ancak sistematik olarak ne olduğunu düşünmek önemli. Hangi etkenler kurum olarak akademiyi ve üniversiteyi nasıl etkiliyor? Burada sadece bir iki konuya değineceğim.

Birinci büyük mesele hızlı değişim. Yaşadığımız ve çalıştığımız ortam hızlı iletişim ve esnek üretim teknolojileri üzerinden ışık hızıyla değişiyor ve üniversiteler de aynı hızla bu değişimin ardında kalıyor. Bu neyi nasıl nerede öğreniyoruz sorusunu etraflıca yeniden düşünmek gerekiyor.

İkinci büyük problem genel kanaatin aksine üniversitelerin elit olmaktan çıkmış olması. Örneğin Türkiye’deki öğrenci sayısı 1931 yılında 2 bin 167 üniversite öğrencisi, 1984 yılında 332 bin 320’ye ve 2018’de 7 milyon 200 bin dolayına çıkmış. Aynı dönemde üniversite sayısı da 1960’da 7 iken, 1982’de 27’ye, 2001’de 76’ya ve AKP döneminde de 2018 itibariyle 186’ya çıkmış.

Benzer istatistiklere İngiltere için baktığımızda da aynı eğilimleri gözlemleyebiliyoruz. 1930’da toplam 6 bin 494 kişinin mezun olduğu Birleşik Krallık’ta üniversite öğrenci sayısı 1970’de 621 bine, 2018’de ise 130 kadar kurumda 2 milyon 343 bin civarına çıkmış durumda.

Burada elitizmi savunmuyorum ama böyle elit bir talebe karşılık oluşmuş olan üniversite ve üniversite eğitim kültürü bugün geldiğimiz noktadaki taleplerle uyuşmuyor. Üniversite entellektüel bir gelişme, kendini keşfetme alanından meslek edinme ve kariyer yapma aracına dönüşmüş durumda. Dolayısıyla sınıflar entelektüel açlığı olan ekonomik olarak pek de sorunu olmayan seçilmiş elitlerle değil, çoğu zaman gerçekten aç olan ve ‘okulu bitirmek’ için ciddi biçimde borçlanmış ve ‘bir an önce bir iş’ derdinde olan öğrencilerle müteşekkil.

İlginizi çekebilir: Düzeltmenler düzeltmezse…
Bunun yanına okul ücretleri ve özel üniversiteler üzerinden gelişen ‘tüketici-müşteri olarak öğrenci’ nosyonunu da eklerseniz ortaya tamamen uygunsuz bir ürün çıkıyor. Pek çok ülkede bu tarz bir talebe karşılık gelen ve iş odaklı kurulmuş olan ‘politeknik’ ya da ‘meslek okulu’ türünden kurumlar üniversiteye dönüştürüldü. Bu süreçte bu kurumların ‘üniversite’ olmasından ziyade genel olarak üniversitelerin meslek okullarına dönüşmesi hızlandı.

Müşteri öğrenci en kısa ve en acısız şekilde diplomasını alıp işine koyulmak isterken entelektüel olan her şeyi atlamaya eğilimli hale geldi. Maalesef, özet ve slogan eğilimini güçlendiren internet teknolojileri de bu süreci hızlandıran teşvik eden bir rol oynuyor.

Bunun yanında bütçe kısıntısı ve ekonomik baskılar kurumları ölçmesi gayet zor olan öğrenme ve entelektüel gelişimden ziyade ‘müşteri memnuniyeti’ odaklı davranmaya zorluyor.

Bu müşteri memnuniyeti vurgusu ve özet-slogan karakteri üniversiteleri bir yandan demokrasi karikatürü haline getirirken bir yandan da akademik içeriğin yüzeyselleşmesine ve derinliksiz, pek yaratıcı da olmayan ortalama bir yere kaymasına neden oluyor. Aynı zamanda üniversitelerin faaliyet alanları ve daralan bütçelerin harcandığı kalemler de ‘beyin’ faaliyetlerinden turizm ve misafirperverlik alanına kayıyor.

Buradan kaliteli bilimsel üretim ve gelecek kuşaklar bilim, inovasyon gibi kavramlara nasıl geçeceğiz kestirmek zor ama üniversiteler ve akademi ciddi bir dönüşüm sürecinde ve bu sürecin sonunda varılacak hedefi henüz tahmin edebilecek durumda değilim.

İyi haftalar ve bol şanslar.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.