İNGİLTERE’NİN KARABASANI ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOR

Boris Johnson’ın siyasi emellerine engel gördüğü Avam Kamarasının çalışmalarını geçici olarak dondurma girişimi, Muhafazakar Parti hükümetinin bugüne dek attığı en kutuplaştırıcı adım oldu. Muhalefeti de en çetin sınavlarından biriyle karşı karşıya getirdi.

Yeni başbakanın, Avrupa Birliğinden çıkış için belirlenen 31 Ekim tarihi giderek yaklaşırken Parlamentonun bütün faaliyetlerini 5 haftaya kadar uzayabilecek bir dönem için askıya alması, kimilerince ‘darbe’, kimilerince de demokrasiyi zedeleyen anayasal bir skandal olarak tanımlandı.

Başka ülkelerde askeri darbelere ve siyasetin altüst oluşuna tanık olan bizler, ‘darbe’ tanımını abartılı bulsak da, ülkenin geleceğinin kararlaştırıldığı böylesine canalıcı bir zamanda parlamentonun işlevsiz hale getirilmesinin sinsice bir manevra olduğuna kuşku yok.

Yazılı anayasası olmayan, gelenekler ve emsal oluşturan kararlar temelinde yönetilen bir ülkede bu tür ayak oyunları pek nadir görülürdü. Partisinin başında genel seçime gitmemiş, üstelik azınlıktaki bir hükümetin başına yarı yolda atanmış bir başbakanın siyasi gelenekleri bu kadar fütursuzca çiğnemesi, İngiltere’de oyunun kurallarının değişmeye başladığının göstergesi.

Siyasette uzlaşma ve görüş birliği, hakkaniyet, hoşgörü ve şeffaflık gibi kurumsallaşmış ilkeler üzerinde ayakta durduğuna inanılan İngiltere demokratik sisteminin altı, en azından modern zamanlarda  hiç böylesine oyulmamıştı.

Canalıcı anayasal bir konuda parlamentonun sesini kısmak, cüretkar olduğu kadar müstehzi de bir adım. Birleşik Krallık’ta varolan sistemin boşluklarını ve belirsizliklerini istismar etmekle kalmıyor, muhalefetin zayıflıklarından da yararlanıyor.

Siyasi yaşamı boyunca Avrupa karşıtı olarak tanınan Jeremy Corbyn’in liderliğindeki ana muhalefet İşçi Partisi,  Brexit konusunda baştan beri tutarsız bir çizgi izledi. Avrupa Birliğinden çıkışı hedefleyen Brexit yanlılarının kararlı ve kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta söylemleri ve eylemlerine karşılık, Avrupa yanlıları, her geçen gün sabırsızlaşan kitlelere ciddi bir seçenek sunamadı. Genel olarak muhalefet partileri, yasama organı ve mahkemelerde Brexit’e set çekmeye çalışmak dışında bir politikaları olduğu izlenimi yaratamadı. Özel olarak da Corbyn’in İşçi Partisi, popülizme daha fazla popülizmle karşılık vermeyi denedi.

Boris Johnson şimdi, birleştirmek yerine kutuplaştırmayı, denetlenme ve dengelenme yerine kurumları etkisiz hale getirmeyi tercih eden dünya liderleri arasındaki yerini almış görünüyor.

Makul ve meşru siyasi davranış modellerini kendince yeniden kesip biçiyor, kamuoyunun parlamenter demokrasiye olan güvenini sarsıyor. Kısacası, ‘biz bu filmi daha önce görmüştük’ dedirtiyor.

Boris Johnson’ın liderlik tarzı, zedelenmiş demokrasilerde kitlelerle yasama organını karşı karşıya getiren, müsesses nizama karşı halkın yanında olduğunu ileri süren, kamuoyunda yaygın yabancı düşmanlığını körükleyen otoriter liderlerin denenmiş yöntemlerini çağrıştırıyor.

Financial Times gazetesi, ‘Boris Johnson’ın parlamentoyu askıya alması, demokrasiye saldırıdır’ başlıklı  başyazısında, “Johnson’ın parlamentonun faaliyetlerini dondurma girişimi başarılı olursa, İngiltere’nin başka ülkelere demokrasi ihlalleri konusunda söz söyleme hakkı kalmaz” demekte.

Brexit tartışmaları arasında başka bir konuya bakmaya fırsatı kalmayan, Avrupa Birliğinden ayrılınca kaybedeceği pazarlar yerine yenilerini bulmaya çalışırken hep dilini ısıran İngiltere, zaten uzun süredir sessizdi.

Demokratik hak ve özgürlükler konusunda sesini yükseltmeyi öncelikli işi olarak görmüyor olabilir tabii ama bu, başkalarının deneyimlerinden ders çıkarmaya ihtiyacı olmadığı anlamına gelmiyor.

Akılda tutması gereken ilk ders, demokratik kurumların sadece sert vuruşlarla yıkılmadığı. Tam tersine, daha çok , yavaş yavaş, sinsice aşındırıldıkları.

Gözden kaçırmaması gereken bir başka önemli etken, o mevkiye oturmayı hak ettiği kuşkulu  bireylerin partileri içinde hızla yükselip, iktidarı ele geçirerek ülkenin geleceğini nasıl değiştirebildikleri.

Sözünü esirgememekle, halkın dilini konuşmakla, sağı solu olmamakla övünen liderler, kendilerini iktidara taşıyan kitlelerin iradesini, bedeli ne olursa olsun yerine getirme sözü verirler.

Siyasi gelenekleri, yerleşmiş normları çiğnemeyi adet edindikleri halde,  söylemleri hep geçmişe, törelere hasretle doludur. Yitirilen itibarı yeniden inşa etmeye yöneliktir.

Demokraside gerileme de iktidarları üzerinde denge ve denetimi zayıflatmalarıyla başlar. Hükümetleri, hep hesap vermemenin yollarını arar. Bağımsız medya düşmanlaştırılır.

Alışılmışın, kurumsallaşmışın dışına çıkan her girişimlerinin hukuku çiğnediği de söylenemez. Hukukun özüne değil sözüne bağlı kalmanın yollarını herkesten iyi bilirler.

Toplumu ayrıştırırlar. Kutuplaşmayı,günlük siyasetin gerçeği haline geltirirler.

Venezuela’dan Türkiye’ye, Macaristan’dan Trump’ın Amerika’sına demokrasiler, bu türden uygulamalarla gerilediler, sarsıldılar.

Hiç yabancı gelmiyor mu? Belki de İngiltere için ders almanın zamanı çoktan geçti.

Birleşik Krallık şimdi, başkalarına, dünyanın en eski ve oturmuş demokrasilerinden birinin nasıl ligden düşürebileceği konusunda  ders vermeye hazırlanıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.