İnsan düşüne düşüne

İnsan düşüne düşüne

0
PAYLAŞ

İnsan konuşa konuşa köpek koklaşa koklaşa derler. Köpek koklaşa koklaşa sözü doğru olabilir. İnsanın konuşa konuşa insanlığını gerçekleştirebileceğini düşünemiyorum doğrusu. Konuşma bilgi alışverişi düzeyinde olursa ne güzel, o zaman zaten saatlerce konuşmaz insan. Konuşma çene çalma anlamına geldiği sürece hiçbir işe yaramadığı gibi nice kafa karışıklığına yol açar. Çalçene diye nitelendirilen insanlar yeni hiçbir şey söylemeden konuşup durdukları gibi genelde karşıdakini dinlemek zahmetine de katlanmazlar. Onların işi söylemekledir dinlemekle değildir. Bir sürü sözde bilgi ve bir yığın bilgisizlik daha çok kendini göstermek adına ortaya serilir. Siz beni cahil belliyorsunuz ya durun ben size kendimi bir güzel göstereyim de ne biçim bilgili olduğumu anlayın. Sorun bu kadar basittir.

Bizim toplumumuz kadar konuşma tutkunu bir başka toplum var mıdır? Pek sanmıyorum diyecektim ama sözümü geri aldım.  Vardır sanırım. Neden olmasın! Özellikle akdeniz insanlarının çene çalmak ve birbirlerine durmayıp söz yetiştirmek konusunda epeyce yatkınlıkları olmalı. Soğuk toprakların insanları konuşmaya sıcak toprakların insanlarından daha az meraklı oluyorlar belki de. Bir yerlere gittik geldik vaktiyle ama gene de bu konuda bilgi sahibi olacak kadar yoğun deneyler yaşamadık. Başka toplumları bir yana bırakalım, bizim insanlarımızda konuşma merakı sanki bütün merakların önüne geçiyor. Bir toplum düşünün ki onda hemen herkesin her an eli kulağındadır, her yaştan insan yürürken otururken dinlenirken çalışırken büyük bir hazla telefon konuşması yapmaktadır. Bana kalırsa şu koca yeryüzünde hiçbir toplum konuşma konusunda toplumumuzun eline su dökemez. Böyle olduğu içindir ki konuş konuş altında üstünde bir şey yok. Telefonla konuşmak insanımızın dünyasında bir zevk oldu. Ama konuşma gereksinimini karşılamak için ille telefon gerekir mi? Ah yazın o çay bahçelerinin güzelliği, göğe yükselen beyaz dumanlar, sigara ya da nargile eşliğinde bitmez tükenmez muhabbetler, içtenlikle ilgisi olmayan içtenlikler… Komşu ya da dost ziyaretlerinde ne olur biraz daha oturun dayatmaları… Dedikoduları süsleyen ahlakçılıklar ve ahlakçılıkları süsleyen gülüşmeler bakışmalar dokundurmalar derken gün sona eriverir. Ne olur arayı çok uzatmayalım. Yarın gene görüşeceğiz, en iyisi sen yengeyi de al, cumartesi akşamüstü bize gel, oturur konuşuruz, burada vakit başka türlü nasıl geçecek…

“Oturmaya buyurun” sözü bir başka toplumun sözlüğünde var mıdır bilemiyorum. Oturmanın bir çeşit iş olduğunu duyuruyor bu söz bize. Oturmak ve konuşmak. Çok oturduk der biri, daha ne kadar oturdunuz ki canım diye karşı çıkar öbürü. Bu oturup konuşmaların herkese her zaman iyilikler getirmediğine bendeniz zaman zaman tanık olmuşumdur. Hele hısım akraba arasındaki oturmalar uzadıkça bir takım anlaşmazlıklar hatta kavgalar çıkabilir. İnsanlar kurtlarını dökerken karşılarındakini incitiverirler. Ondan sonra küsmeler başlar. Çoktandır şu adama şu sözü söylemek isterim de bir türlü söyleyemem, şimdi şu ortamda cesaret edip giydirivereyim derken çıkan patırtı uygarlıkla çokça ilgili olmayan bu toplumda cinayetle bile sonuçlanabilir.

Cinayetlerin işleniş koşullarına bakın, o bana bunu dedi ben ona bunu dedimden öte ciddi bir neden bulamazsınız çok zaman. İnsan daha iki saat önce tanıdığı birini dünyada varlığı gereksizdir kaydıyla iki buçuk lira için iki bıçak vuruşuyla öldürebilir. Çok pişmanım dediği de olur hazretin, artık nasıl uygun gördüyse, gelsin bir kere daha öldüreyim dediği de olur. Bana öyle geliyor ki bizim toplumumuzun insanı kadar hapiste yatmaya yatkın ya da kolay katlanan bir başka insan yoktur. Bunu söylerken biraz ağır bir yargıda bulunduğumu biliyorum ama bu yargımın abartılı olduğunu da düşünmüyorum. Bir inanç uğruna ama sağlam bir inanç uğruna kırk yıl da yatarsın ama bir hiç için bir gün bile yatmak düpedüz insan ziyanlığıdır. Adam hapishaneye oturmaya gelmiş gibidir. Gittikçe alışır oradaki yaşama. Çıkma günü yaklaştıkça kötü olur, yüzünü allar basar, içi kararır, hele baba baba diye çevresinde dolaşıp türlü türlü gürültüler koparmaya yatkın veletleri düşündükçe.

Keşke atalarımız köpeği işe karıştırmadan doğrudan doğruya insan düşüne düşüne deseydi. Köpeğin koklaşması bizi bağlamaz. Keşke kitap okumuyor olmakla böbürlenen insanların değil de düşünmenin önemini kavramış insanların toplumu olsaydık. En azından cinayetler yok denecek kadar az olurdu o zaman, bütün bir toplumun insanları namusun ne anlama geldiğini bilmenin ve tabancayla bıçakla namus temizlenmeyeceğini de bilmenin dinginliği içinde başkalarının yaşamına karışmamaya özen gösterirlerdi. O zaman hapishanelerin yerinde belki spor salonları tiyatrolar kitaplıklar olabilirdi.

______________

AÇIK GAZETE: DEĞERLİ YAZARIMIZIN ÇARŞAMBA YAZISINI, İSTEMEDEN GECİKTİRMİŞ OLDUĞUMUZ İÇİN ÖZÜR DİLERİZ

BİR CEVAP BIRAK

3 × three =