İnsanı değiştirmek

Gençlik yıllarımda ben de azçok duygucuydum her genç gibi. Duygucu denen adam dünyayı tozpembe gören adamdır, zaman zaman da dünyayı tozpembe görüşünü ağır ödeyen adamdır. Ben o zamanlar dünyayı tozpembe görüşümü ne ölçüde ağır ödedim ya da daha doğrusu dünyayı tozpembe görüşümü ağır ödediğim oldu mu bilemiyorum. Ufak tefek ödemeler olmuştur elbette ama sanırım ağır ödediğim olmamıştır. Herkes gibi ben de çok zaman insan seçiminde bazı yanlışlar yaptım. Birini görüyorsunuz, doğru dürüst adam sanıyorsunuz. Kokusunu kolay kolay dışarıya vermiyor. Nice sonra kötü kokular duymaya başlıyorsunuz: yalanlar yavaş yavaş ortaya dökülüyor, kötüye kullanmalar ağır ağır kendini gösteriyor, üçkağıtçılıklar usul usul eyleme geçiyor, egemen olma çabaları ince ince belirmeye başlıyor derken yanlış yaptığınızı anlıyorsunuz ama iş işten geçmiş oluyor.

Bu gibi durumlarla yalnız gençliğimizde karşılaşmadık, daha sonra da, şu yaşlılık yıllarımızda da bol bol karşılaştık. En azından insan ilişkilerimizde zaman zaman bir düzey düşüklüğü görüp üzülmüşüzdür. Artık olgunlaşmış olması gereken bu adam, yaşıyla başıyla toplumda belli bir yer tutmayı başarmış bu adam nasıl olur da bu kadar hafif davranabilir. Kendini gülünç ederken bir arkadaş olarak size de sıkıntılar veriyor. Genç yaşlarında pırıl pırıl diye nitelendirdiğimiz birçok insan yaşlandıkça hırt olup çıktı. Olgunlaştıkça hamlaşmak gibi bir şey olmalı bu. İnce beğenileriyle tanıdığınız birinin zamanla odunlaşması, toplumda belli bir ağırlık kazandıkça bir hamşoya dönüşmesi neresinden bakarsanız bakın insan olmak adına çok acı bir durum. Bunlar nasıl olabiliyor diye düşündüğümde bilmem doğru mu şu görüşe varıyorum: gelişmeyen insan geriler.

Ne yazık ki çevremiz gelişmemiş insanlarla doludur. İnsan denen bilinçli varlık kendini geliştirmediği zaman düpedüz çöküntüye uğruyor. Kendini sürekli yenilemek diye bir durum olmadığında kendini sürekli yinelemek durumu ortaya çıkıyor. Çok zaman şaşarak izliyorum. Dostumuz 1960’larda bıraktığımız yerde kalmış ve belli ki bundan hiç rahatsız olmamış ve bugün de olmuyor. Yaptığı işler söylediği sözler ortaya koyduğu tavırlar aklaşmış saçlarına yakışmıyor. İlerici olduğunu pek güzel gösteriyor hatta söylüyor ama varlığında ilerilikten iz yok. Ağzıyla eleştirdiği düzene gönlüyle pek güzel yerleşmiş. Uzlaşmalarını yapmış sözleşmelerini imzalamış dünyalığını edinmiş, daha ne istesin.

Kendini geliştirme kaygısı duymadan dünyanın iyice bir yerine yerleşme başarısını göstermiş olan ve bunun gösterilerini yapmaktan da geri kalmayan her çeşit insandan ya da her kesimin insanından nefret ediyorum. Keneye sülüğe sivrisineğe benzetiyorum onları. Bir başka bedenin yaptığı hazır kanla beslenme bayağılığı kanımı donduruyor. Bereket dış dünyayla ilişkim sınırlı ya da yok denecek kadar az. Onları görmemek mutluluğunu hiçbir mutluluğa değişmem doğrusu. Ancak bu tür insanların var olması ve çok sayıda olması sinir bozucu. Bol bol beslendikleri meyvelere el uzatmamış olmamıza alınıyorlar belli ki. Şu geçici dünyada bizim yürüdüğümüz yollar onlarınkilerle kesişmez. Biz her zaman bir şeyler elde etmekten çok bir şeyler vermeyi düşünmüşüzdür.

Evet genç yaşlarımızın duygululuğu ya da iyimserliği içinde bu verimsiz insanları değiştirmeyi çocukça öngörmüşüzdür. Bunun olmayacak bir iş olduğunu bir çıkmaz sokak olduğunu zamanla yani aklımız başımıza geldikçe gördük. Sevdiğim her kadın kendisini bırakıp bir başka kadına gittiğimde beni suçladı biliyorum. Bense süslerin gizlediği yalanları ve yapmacık tavırların örttüğü boşlukları somut olarak görmenin verdiği ürküntüyle ve hiçbir şeyin değişmeyeceğini anlamanın kırıklığıyla ayağı yanmış ayı gibi oradan gürültüsüz patırtısız uzaklaşıvermişimdir.

Doğrudur bir ömür boyu daldan dala atlamışımdır. Onlar kısa yollardan gelecek mutluluğu arıyorlardı, tam anlamında hesap içindeydiler, kendileri için iyi yani verimli bir yaşam kurmaya bakıyorlardı. Mutluluk dedikleri şey maddi olanakların sağlayacağı dural ve sorunsuz bir yaşamdı, böyle bir yaşam olurmuş gibi. Okuduklarını anlamayacak kadar, küçücük bir düşünceyi bile üretmek istemeyecek kadar, hiçbir şeyi merak etmeyecek kadar, kimsenin elinden tutmak istemeyecek kadar düzleşmişlerdi. Mutlu olmak için gerekli gördükleri koşulları sağladılar ve gene de mutlu olamadılar. Ben onlara mutlu olmak diye bir şeyin olmadığını, mutluluğun çalışıp çabalarken ara sıra duyulan bir sevinçten başka bir şey olamayacağını, bu sevincin de ancak insana adanmakla yaşanabileceğini anlatamadım. Mutlu olmak istiyorsanız insanı araştırın dedim ama dinlemediler. Ne bileyim belki de yalan söylüyorum sandılar. Bana deli gözüyle baktıklarını biliyorum. Bense deli olmanın güzelliğini yaşadım hep.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three + one =