İnsanı yücelten bilgi

İnsanı yücelten bilgi

0
PAYLAŞ

Paylaşma duygusunun bittiği yerde zorbalık başlar. Bir yerde demokrasi inancı yoksa zorbalık vardır. Bilginin olmadığı yerde demokrasi inancı yoktur. İnsan saygısı ancak bilginin aydınlığında ortaya çıkar. Bilginin önemsenmediği ortamlarda insanlar demokrat olduklarını söyleseler ve demokrat görünmeye çalışsalar da gönüller zorbalığa adanmıştır. Zorbalığın panzehiri demokrasidir, demokrasinin dayanağı da bilgidir hatta bilgeliktir. Kültür düzeyi aşağı toplumlarda insanlar baskının düzenleyici hatta yaratıcı gücüne inanırlar ve buyurucular ararlar. Bu bir güdülenme istemidir. Bilinç yetmezliği çekenler için bu doğaldır. Onlara göre demokrasi düşten başka bir şey değildir. Onlar kısa yoldan düzene sokulmuş bir dünya öngörüsünü zavallı kafalarında bir ülkü gibi gezdirirler. İnsanın insana güvenmediği ya da insanın kendine güvenmediği zamanlar zorbalık inancının güçlendiği ve yasallaştığı zamanlardır. Gelişmemiş ussallık çoğuldan tekile doğru, çokyönlüden tekyönlüye doğru çalışır. O zaman yapay ve kaba bir düzen fikri her şeyin üstünde değer kazanır.

O zaman sözde kültür adamları doldurur ortalığı, sözde filozoflar sözde sanatçılar sözde bilginler çıkar. O zaman yalan yanlış sanılar bilgi gibi işlem görmeye başlar. O zaman bir çokbilmiş şöyle diyebilir:“Thomas Hobbes ‘Homo homini lupus’ yani insan insanın kurdudur dedi. Bu da insanların durmadan çıkar için birbirilerini yedikleri anlamına gelir. İnsanlar doğaları gereği her zaman birbirleriyle dövüşürler.” Yarım bilgiyle işe koyulmak yarım pabuçla yola çıkmak gibidir. Sorun başkadır. Bu sözün kaynak kişisi latin edebiyatının büyük ustalarından Plautus’dur. Plautus (M.Ö. 254-184)“Lupus est homo homini” demişti. Hobbes bu görüşü siyaset felsefesinin çıkış noktasına koydu. Hobbes demek ister ki doğal durum’da yani uygarlık öncesi dönemde (böyle bir dönem varsa) insanlar birbirlerine acımasız davrandılar, ancak uygar duruma yani yasa düzenine geçişle bu tablo değişti, insan insanın düşmanı olmaktan çıktı. Hobbes’dan yarım yüzyıl kadar sonra Spinoza “Homo homini Deus” diyecek, insanı insanın Tanrı’sı yapacaktır. Demek ki Hobbes’unki sonsuz bir kargaşık yaşam saptaması değil düpedüz bir yasal düzen savunusudur ya da inancıdır. Beyimiz bu insan insanın kurdudur muhabbetini duymuş ya, kolay yoldan bilgiçlik taslayacak, koca Hobbes’un da adını anarak bir kurt masalı uydurur ve bilgisiyle bazı insanları ya da kitleleri kendine hayran bırakır. Bu arada bir Molla Kasım çıkar da benden hesap sorarsa diye bir telaşı da yoktur.

Bilgiyi yaşamda egemen kılmak için demokrasiye ve demokrasiyi yaşama geçirebilmek için bilgiye gereksinimimiz vardır. Bilgisizliğin egemen olduğu yerde demokrasi barınamaz. Demokrasi duygusunun silindiği yerde bilgi bir safsatadan başka bir şey değildir. Ağzı kalabalık insanlar orada burada bilgiçlik taslayınca kültür yaşamımız aldı başını gidiyor sanırız. Gerçek bilgi toplumda kökleşmeye başladığı zaman demokrasinin verimli ışığı da parlamaya başlayacaktır. Sokaklarında gerçek bilginler gerçek filozoflar gerçek sanatçılar dolaşan bir ülkede yaşayanlar pırıl pırıl gönülleriyle seçilirler, o gönüllerde en küçük bir zorbalık inancı ya da duygusu barınmaz. Bugün yalan yanlış bilgilerle doluyor belleklerimiz. Her yandan bilgi saldırısı altındayız yazık ki. Doğruyu yanlıştan ayırabilecek durumda da değiliz.

Demokrasi bilinci toplumun bütününde bir çırpıda gerçekleşmez elbette. Bu öyle üç beş aydının öngörüsü ve emeğiyle ha deyince yaşama geçirilebilecek bir şey değildir. Gene de bu dile kolay dönüşüm için gerçek anlamda bilge aydınların öngörülerine ve çabalarına gereksinimimiz var. O aydınlar yaşama ağırlıklarını koyarlarsa bir çırpıda olmasa bile belli bir süre içinde birçok şey değişecektir. Ben böyle söyleyerek zaman zaman birilerini öfkelendirdiğimi biliyorum. Kendilerinde ve bazı “büyük” insanlarda hatta bazı dostlarında dehalar vehmedenlerin bu konudaki duyarlıklarını anlamayacak kadar aptal değiliz. Efendim bizde sağlam aydınlar yok mu deyip topluma sağlam aydınlar listesi sunmak gibi çocukluklar edenlere söyleyecek sözümüz olamaz. Herkes kendi büyüklüğüyle çok yaşasın, ne var ki gündelik bilinçle gündelik siyaset üzerine bilgiçlik taslayanlar bize bir şey söylemezler. Biz gene gerçek bilim adamlarını gerçek felsefe adamlarını gerçek sanat adamlarını özleriz ve bekleriz. Çünkü yaşamın en doğru ölçülerde, en tutarlı ve ussal ölçülerde kendini yeniden yaratmasına önayak olacak olanlar onlardır. Onlar inançlı demokratlardır, demokrasiyi her şeyden önce bir çocuk oyuncağı olarak değil insanın insana inanmasının temel belirleyeni olarak anlarlar.

 

BİR CEVAP BIRAK