İnsanın kendini gizlemesi

İnsanoğlunun açıklarını boşluklarını eksiklerini yanlışlarını küçüklüklerini gizlemek gibi bir alışkanlığı vardır, dünya yıkılsa bu alışkanlığını bırakmak istemez. Yalancılıklarımızın asıl kaynağını da burada aramamız gerekir. Dünya güçlü insanların bol bol bulunduğu bir dünya değildir ama onda herkes güçlü görünmek için elinden geleni yapar hatta bu yolda canını dişine takar. Güçlü olmaya çalışmaz da insan, çünkü bu külfetli bir iştir, güçlü görünmeye çalışır. Gerçekten güçlü olan insanın şöyle ya da böyle görünmek gibi bir amacı yoktur. Şiire yıllarını vermiş bir kişi şairliğini allayıp pullayıp insanlara sunmayı düşünmez. O berbat şiirlerini bir tiyatro oyuncusu edasıyla insanlara sunmaya çalışan sözde şaire gelince, onun gösteri yapmaktan başka dayanağı yoktur.

İnsan ille güçlü olmak zorunda mıdır? Elbette değildir. Gideremediğimiz zayıflıklarımızın bilincine varmamız ve belki de o zayıf yanlarımızla yaşamayı öğrenmemiz önemlidir. Kendimden örnek verebilir miyim? Toplumcu dünya görüşüne çocukluğumdan bu yana bağlı olmakla birlikte toplumsal yanı güçlü bir insan değilim. Birileri beni toplumsallığa yöneltmeye kalktığında tedirgin oluyorum. Kendimi bir şeylere zorlayabilirim de dıştan zorlanmayı kesinlikle kaldıramam. Topluluklara girmek durumunda kaldığım zamanlar değil de kendi kendime kaldığım zamanlar mutlu duyuyorum kendimi. Bunun marazi bir çekiniklik olduğunu ve bana bazı sıkıntılar yüklediğini biliyorum. Ne olur ben de toplum içinde rahat olabilsem, en azından eşle dostla bir araya geldiğimizde onlar gibi yapabilsem, gülüp konuşabilsem, kendimi ona buna göstermeyi bilebilsem, ne gezer. Hele birileri benimle ilgili konuşmaya başladığı zaman düpedüz bunalıyorum, boğulacak gibi oluyorum, oradan kaçmak istiyorum.

Ballandıra ballandıra kendini anlatmaktan hoşlanan ve bundan hiçbir rahatsızlık duymayan sanatçı ve bilim adamı dostlarımın rahatlığına gıpta ederim. Bire yirmi beş katarak anlatırlar kendilerini. Bizim arkadaş dünyanın en büyük şairiymiş de haberimiz yokmuş dersiniz. Kimse dostumuzun bir dizesini ya da bir görüşünü anımsamaz ama o kendi gözünde şairlerin en hasıdır, daha doğrusu kendini böyle göstermek için çırpınır. Gösteriye ve içki sofralarına verdiği emeği sanatına vermiş olsaydı kendisi için de bizim için de daha hayırlı olurdu, en azından şiirde belli bir düzeyi tutturmuş olurdu, ama yapmıyor. Kendini birilerine büyük adam diye yutturdun diyelim, ne geçecek eline. Bu toplum öyle bir toplum ki birçok büyük adamını unutuşun çukuruna gömmüştür. Sana gelince sen öldüğün günün hemen ertesinde unutulup gideceksin. Değer mi bu pozlara bu yakışıksız havalara…

Beni bazı sevdiklerimden soğutan nedir? Zayıf görünmemek adına bin türlü oyunu hiç yorulmadan hiç sıkılmadan denemeleridir. Doğallık yapaylıktan daha zor görünüyor gözlerine. Ne kadar iyi oynarlarsa oynasınlar oyunlarını, bir işe yaramıyor. Yapaylaştıkça sevimsizleşiyorlar, yapaylaştıkça itici oluyorlar. Zayıflıklarının üstünü örtmekle bir yere varamıyorsun. O zaman canım kadar seviyor da olsam seni, ister istemez senden uzaklaşıyorum. Sevdiğinizden uzak düşmek ister misiniz? Sevdiğinize bir yabancıya sarılır gibi sarılmak ister misiniz? Kaldı ki birçok yanıyla da sevmeden edemediğiniz kişidir o. İşte dostlarım ben bu çelişkiyi kaldıramıyorum. Doğrusu bu gibi duygusallıklarda hırpalanmak da istemiyorum. O zaman dostumla sevdiğimle arama bir uzaklık koyuyorum. O zaman da kendimi kırılmış ezilmiş bırakılmış duyuyorum. Genelde duyduğum en belirleyici duygu yalnızlık duygusu değilse bile kimsesizlik duygusudur. Tutmaya kalktığım bütün dallar kırılmış olunca kötü oluyorum. En büyük sıkıntım da yakası açılmadık yalanlardan kaynaklanıyor. Bir bilinmezi sevmek durumunda kalınca iyiden iyiye kendime kapanıyorum.

Yetersiz insanın zayıf yanlarını örtme için çabalarını gene de anlamaya çalışmalıyız. İnsan denen iki ayaklı memeli böyle garip bir varlık işte: güçlü görünmek ona güçlü olmaktan daha kolay daha anlamlı geliyor. İnsanı örtmeye çalıştığı zayıflıklarıyla sevmeye çalışmak bana göre iş değil. Hiç yalan söylemeyen adam bir yalancıyı benim güzel yalancım diye sevebilir mi? Senin zayıflıkların yok mu diyeceksiniz. Benim zayıflıklarım ortada. Zayıflıklarımızı ne bayrak yapalım ne de yokmuş gibi göstermek adına sevimsizleşelim. Geçmişte birileri kendilerini gizlediler benden, ortada sevgi kalmayınca da beni suçladılar. Tembelliklerin kolaycılıkların umursamazlıkların gevşekliklerin yarattığı içi dışı belirsiz insanları sevemiyorum. Eskiden de sevemezdim, şimdi hiç sevemiyorum.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 − two =