İnsanın zayıf yanları

İnsanın zayıf yanları

0
PAYLAŞ

İnsanın nice zayıflıkları, buna bağlı olarak nice sorunları nice zorlukları var. İnsan ne çekiyorsa kendinden çekiyor. “Bana benden olur her ne olursa” sözü boşuna söylenmemiştir. İnsanın zayıflıklarını mı sayalım? Saymakla biter mi? En sıradan zayıflıklardan en köklü zayıflıklara doğru bir liste yapmaya kalksak kim bilir nasıl verimli bir sonuç elde ederiz. Hoşgörülesi zayıflıklarımız vardır, bunlar başkalarına değil bize zarar veren zayıflıklardır. Aşırı duygululuk, ölçüsüz düşçülük, hiçbir sağlam temeli olmayan iyimserlik ve kötümserlik, her söylenilene inanma, ölçüsüz yeme düşkünlüğü gibi zayıflıklar sahibine zarar veren zayıflıklardır. İnsan bu zayıflıklarının faturasını ödedikçe ayılmaz mı? Hiç belli olmaz, ayılmayabilir. Zayıflıkların büyük bir bölümü hem kendimize hem başkalarına zarar veren zayıflıklardır. Başkasına zarar veren her zayıflığımız doğal olarak bizden de bir şeyler götürür. Buna göre insanoğlu iyi bir şeyler elde edeyim derken hem kendisi için hem başkaları için kötü sonuçlar elde edebilir.

Benim gözümde zayıflıkların en kabadayıları bencillik ve cimriliktir. Her ikisi de bir tür ruhsal sakatlanmışlığın belirtisidir. İkisinin de kökeninde kendini koruma içgüdüsü olmalıdır. İkisi birbirini tamamlar: bencil olmayan cimri fikri de cimri olmayan bencil fikri de saçmadır. Bu zayıflıklar başka zayıflıkları getirirler: hırslar bilenir, yalancılık koyulur, acımasızlık öne geçer, daha neler neler olur. Bu zayıflıkların ileri biçimlerinde çok çirkin çok berbat çok utanç verici tablolar ortaya çıkar: adam öldürme eğilimleri, çalma heyecanları, cinsel sapıklıklara yatkınlıklar bu tabloların en kötü olanlarıdır. Bütün bu zayıflıkların altında yaşamın ilk dönemlerinde karşılaşılmış yoksunluklar ve uğranılmış çarpıklıklar olmalıdır. Bir annenin şöyle yakındığını duyarsınız: “Ne yapsak anlamıyor şekerim, gecenin bir yarısında gelip ikimizin arasına yatıyor. Artık üçümüz birlikte uyumaya alıştık.” İyi uykular akılsız kardeşim. Çocukların saçma ya da uygunsuz isteklerine boyun eğen anneler babalar çocuklarının ruhunu sakatlamakta olduklarının bilincinde değiller. Bir zaman sonra anne ve baba yetişkin çocuklarının davranışlarında gariplikler gördüklerinde bunun kendi yanlışlarının bir sonucu olduğumu düşünmezler.

İnsan bireyinin kişilikli bir varlık olarak yetiştirilmesi dünyanın en güç işlerindendir. Hayvanlar yavrularını doğal koşullarda eğittikleri için son derece rahattırlar. İnsanoğlu çocuğunu hem doğal hem insani koşullarda eğitmek gibi büyük bir yükümlülüğün altındadır. Belirlenmişlikle özgürlüğün uyumunu gerektirir bu. İşin doğal yanı azçok kendiliğinden gerçekleşir, zor olan işin insani yanıdır. İnsan yetiştirebilmek için öncelikle insan olmak gerekir. Oysa bizler annelerimizden ve babalarımızdan, bir o kadar da öbür yakınlarımızdan yüklendiğimiz zayıflıkları çocuklarımıza taşırız. Bu zayıflıklar kişisel ilişkilerle de göreneklerle de taşınır. Doğal gelişim koşullarının belirleyiciliğinde kendini insan olarak varetmeye çalışırken sakatlanan birey kişilik yetmezliği çekecek, kişileşememiş olmanın sıkıntılarını ömür boyu yaşayacaktır. “Yemedim yedirdim” ya da “saçımı süpürge ettim” anneleri, “gel lan buraya” babaları dünyalarımızın çok zavallı ama çok korkunç yaratıklarıdır. Oradan yaşama açılan yol her türlü şiddete açılan yoldur.

Kişileşememiş birey birilerinin kuyruğuna takılıp gitme ahlakını yani sürü ahlakını benimser. Kendi kendine karar verecek durumda değildir, bir şeylere karşı çıkacak, görüş üretecek, yetkeye hayır diyebilecek durumda değildir. Böyle bir bireyin ahlak yolundan sapması için büyük nedenler gerekmez. Sürü ahlakı her koşulda bir zayıflıklar ahlakıdır. Bu ahlakın yaygın olduğu ortamlarda toplumsallık enaza inmiştir ya da bir başka deyişle toplum atomlaşmıştır. O koşullarda topluluk toplumun önüne geçer, başıbozuk kümeler oluşur, bunlar birbirleri için tehlikeli birliklerdir. Tümüyle bilinç yetmezliği üzerine kurulmuş olan bu kargaşık yapı apaçıklıklardan değil gizliliklerden beslenir. Böyle bir ortam kimse için bir güven ortamı değildir. Her kişinin kendini kurtarmaya çalıştığı yerde kimse kendini kurtaramaz.

Bütün bu olumsuzlukları enine boyuna yaşamamak için tek çıkar yol insanın kendinden kurtulmasıdır. Kendinden kurtulmak dediğimiz şey kendi zayıflıklarından kurtulmaktır. Burada sağduyulu aydın bireylerin üreteceği fikirlere gereksinimimiz olduğu doğrudur. Sağduyulu bireyler bir yandan kendileriyle savaşırken bir yandan da toplumun yıpranmış değerleriyle özellikle de göreneklerin olumsuz yanlarıyla savaşırlar. Kendi boşluklarını kapatamamış insan, kendi zayıflıklarını giderememiş insan başkalarına ne verebilir? Kendiyle savaşmayı bilen insan gerçek insandır

BİR CEVAP BIRAK