İnsanlık aslında neyi sorguluyor?

GÜLAY ŞAHİN / LONDRA – Küçük bir virüsün,“müthiş uygarlık ve gelişmişlik” düzeyine ulaştık denilen o yanılsamayı darmadağın ettiğini mi?

Bu arada öyle bir gelişmişlik düzeyi ki bu!!! Bu sözde gelişmiş ülkeler birbirlerinin acil tıbbi malzemelerine el koyup,korsanlık bile yaptıklarına dair haberleri okuduk yakın zamanda.

Bir virüs tüm insanlığı hop oturtup hop kaldırdı. İçeri gir dediler girdik – dışarı çık dediler çıktık,ellerini şöyle yıka,hayır öyle değil böyle yıka… Hep birlikte aynı anda senkronize bir şekilde aynı eylemleri yapar olduk. Bu boyutta korku yayan öldürücü bir enstrümana çok hazırlıksız yakalandığını mı?

Yoksa dünya insan topluluğunun asıl büyük çoğunluğunu oluşturan, çalışan ve üreterek yaşamını sürdüren kesimlerinin daha da ağırlaşan yaşam şartlarının kendilerini bunalttığı adeta sistemin çarklarının dişlileri arasında nasıl ezildiğini ve bazı önemli sorgulamaları yapmaya başladığı ve de itirazların yükseldiği sırada gelen bu korku imparatorluğunun ne yapmaya çalıştığını mı?
Peki bu dünyanın geniş insan topluluğuna sunulan şu hayal zaten bir illizyondan ibaret değilmiydi? Neydi Hayal? Hadi dostum bak çok az kaldı!! Ha gayret!!!

O çok istediğin “özgür ve refah hayat” orada seni bekliyor. Biraz daha,biraz daha çalışıp para kazanman lazım,baksana insanlık gelişti,kendini geliştirdi,öylesine gelişti ki artık isteklerimize çok daha hızlı ulaşabiliyoruz. Mesela,İnsanlık “büyük,’’mega” şehirler kurdu,çok hızlı uçaklar yaptı dünya şehirleri ayağının altında artık, istediği her yere “hızlı,daha hızlı” gidebiliyor,istediği her şeyi satın alabiliyor,ulaşabiliyor. Hatta öyle yemeyi için atlayıp Paris’e,Bürüksel’e gidebiliyor. Yüksek teknolojili arabalar kullanabiliyor,yüksek teknolojili yatlarda tatil yapabiliyor,yüksek teknolojili evlerde yanlız yaşayabiliyor,hatta her geçen gün daha da hızlanan yüksek teknolojili akıllı telofonlarla “ dünya elimizin altında”!!!

Ve büyük yalan,çok çalışan her birey bütün bunlara sahip olabilir,“sahip olmak”; Bütün bunlara sahip olmak muhteşem bir özgürlük ve zenginliktir!! Öyle demiyorlar mıydı modernist kapitalizmin hayal satıcıları? Aslında küçücük bir azınlık dışında yukarıda sayılan şeyleri o büyük çoğunluk dediğimiz kesim alamamıştı ve fakat dünya toplumlarının önemli çoğunluğu bu hayali satın almaya devam ediyordu. Satın aldığı bu hayallerle toplumların kaderini belirlemesi gereken o büyük çoğunluk her geçen gün çarkın dişlileri arasında eziliyor eziliyordu. Öylesine bir güdülenme ile kafalar meşgul ediliyordu ki kimsenin kafasını kaldırıp bütün olup biteni sorgulayacak gücü ve de takatı kalmiyordu. Ayrıca sorgulamaya vakti olan adına ‘aydın kesim’ dediğimiz kitap,dergi,gazete okuyan nisbeten düşünmeye vakti olan kesimlerin kafasına da bir “modernite kaskı” geçirildi ki işte bu insan olanın içini en çok acıtan durumdu. Aslında şöyle de örnekleyebilirim belki,vücudun yaşaması yani varlığını idame ettirebilmesi için damarlarda düzenli akan kan ne ise,toplumların içerisindeki okuyan,yazan ve düşünmeye vakti olan kesimlerin toplumlara söyleyebilecekleri de ‘o damarlardaki kan’ kadar yaşamsaldı. Ve fakat toplumları şekillendirme misyonunu üstlenenler yani kafalarımıza geçirilen “kask” ların üreticileri her şeyi düşünmüşlerdi,toplumları birbirinden kılcal damarlarına kadar ayıracak illizyonu da iyi şekillendirmişlerdi. Bu “modernite” kavramı çok kullanılışlı bir şeydi,toplumları ayrıştırmada çok işe yarıyordu.

Mesela kırsalda yaşayan toprakla ve diğer canlılıkla hemhal olan,üreten insan ‘modern’ insan değildi. Modern insan olmak öncelikle büyük ve kalabalık şehirlerde yaşamayı gerektiriyordu,sonrasında ise belirtilen şekilde (yani çekilen film,dizi,reklam,roman,hikaye v.s)’ lerde anlatıldığı gibi yaşamak ve tüm toplumsal ilişkilerini yeniden bu sunulanların doğrultusunda dizayn etmek gerekiyordu. Öğle bir illizyon yaratılmışdı ki hiç kimse bu “modern” liğin dışında kalıp ötekileştirilmek istemiyordu.
O yüzden de hepimizi gönüllü köleler gibi o “mega” şehirlerine hapsettiler. Doğayla bağımızı kopardılar. Kırsalda yaşayan ve üreten insanlara bakışımızı yeniden bu kavramlar etrafında şekillendirdiler. Tabii bu kavramın içerisine “modern insan” nın sahip olması gereken şeyler sıralandı,sıralanan şeylere sahip olanlar daha özgür ve mutlu olacaktı,o hep özlemini duyduğu hayati yaşayacaktı…”gelişmiş” ve “modern insan” bütün bunlara sahip olan insanmıydı gerçekte? Bütün bunlar o hep özlemini duyduğu,sahip olmayı istediği şeyler miydi ? Bunlar la mı kendini daha özgür hissediyordu,daha tamamlanmış,hatta daha “İnsan” mı hissediyordu?

Dünya toplumunun bugünkü hali bana 20 yıl önce izlediğim bir film karesini hatırlattı. 1971 yılında çekilen Stanley Kubrick’in “A Clockwork Orange” filmindeki önemli bir sahnesinden fırlamış gelmiş gibi. Filmin baş karakterinin kafasına bir sürü kablodan oluşan bir kask geçirilir ve gözleri klipslerle zorla açık tutulur. Yönetmenin önemli filmlerinden biridir izlemediyseniz eğer,özellikle de sorgulamayı artırdığımız şu günlerde tavsiye ederim. Sanki tüm insanlığın kafasına bir kask geçirilmiş de dünya insanlığı olarak bizler var olmayı ve yaşamayı bu illizyondan ibaret sanıyoruz.

Peki ne oldu,bu virüs bizi uyandırdı mı? Uyandık mı dersiniz? Pek sanmıyorum.. Bu yaşadıklarımızın bir uyanma olduğunu umut etmek isterdim,ancak edemiyorum… Gördüğüm odur ki kafamıza bu “kask” ı geçirenler sadece kısa bir süre ara verdiler. Tıpkı filmin 2. yarısını başlatan gong sesine kadar olan süre kadar. Şu anda yaşadıklarımız tam da bu sanırım. Yeni versiyonlu bir “kask” kafamıza geçirilene kadar ki şaşkın halimiz… Ancak bir tarafdan da içten içe biliyoruz ki yeni kasklarımız çoktan hazır ve onları da yine çok sorgulamadan ve de gönüllü takacağız…

Bir diğer tarafdan da dünyanın bazı yerlerinde yoğun tartışmalar duyulur oldu. Fakat görünen odur ki yeni bir yaşam pratiği veya olasılığını denemeye niyetimiz yok,hatta ve hatta henüz oturtulduğumuz o koltuktan kalkmaya bile cesaretimiz yok!!! Oraya ne zaman oturtulduk? Daha öncesi varmıydı? Vardıysa nasıldı?

Bazılarımızın bunları anlamaya çalıştığı,dili döndüğünce de anlatmaya çalıştığı bir süreçten geçerken diğer bazıları; Bir an önce doğayla iç içe yaşamaya geri dönmek zorundayız,artık bu kalabalık şehirler insan yaşamına uygun değil,bu yaşadığımız modern hücrelerden kurtulmak zorundayız diyen derin sorgulamaları başlatti. Peki seslerini duyabiliyormusunuz?

Umuyorum ve diliyorum ki onların seslerini filmin ikinci yarısı başlamadan önce duyabiliriz…

Bu arayı neden bir “ virüs” salgınıyla vermeği tercih ettiler? Kullanabilecekleri çok daha farklı estrümanları da var elbette,mesela bir diğer olasılık nükleer savaş; Bu arada bunun denenme olasılığı da henüz ortadan kalkmış değil. Ancak bu olursa yerkürenin büyük bir bölümünde canlılık(biyolojik çeşitlilik) yok olacak ki bu şimdilik pek istenmeyen bir sonuç. Bir diğer enstrüman ise “dinler arası” büyük bir savaş ki bunun da bir süreliğine gerektiği zaman hasıl olacak sanırım,ve tabii bu savaşın yaşanacağı yer “Ortadoğu” ile sınırlı tutulur ki yönetici elitlerimizin huzuru kaçmasın. Bir diğer enstrüman ise; bugüne kadar farklı neyi hayata geçirebileceğimizi sorgulamadığımız,ezberimiz olan “mükemmel bölüşüm ve paylaşım aracı dedikleri para” nın değişimi ve yeni rolü. Geldiğimiz nokta gösteriyor ki “Küresel Elitler” artık “para” denen bu araca da ihtiyacınız yok diyorlar,çünkü artık çalışmaya ihtiyacınız yok. Bütün sistemi akıllı robotlarla control edeceğiz diyorlar. Artık yüzlerce yıllık görevini “başarıyla” tamamlamış bu insanlığı yeniden dizayn etmemiz gerekiyor diyorlar. Tabii elde kalan sağlarla… Yaşamınız için gerekli azami şeyleri sistem olarak karşılıyor olacağız da diyorlar. Yeni sistemdeki ihtiyaçlarınıza da “kredi puan” larınızla ulaşabileceksiniz diyorlar.

Yaşamasına izin verdiğimiz her bir bireyin onu sistemde var eden bir numarası olacak “ Dünya Birliği Sistemi” üye kodu gibi meselaa. Zaten bunları yıllardır hazırladığımız film ve dizilerle zihinlerinize yerleştirmiştik. Sizler bütün bu üretimleri sadece birer film zannettiyseniz o da sizin saflığınız da diyorlar!!!

Bu arada aklıma geldiği için anmadan geçemeyeceğim 1999 yılında okuduğum, ve okuduktan sonra birçoğumuz gibi hadi canım dediğim,değerli “Biz” kitabının yazarı Yevgeni İvanoviç Zamyatın’in tek roman çalışması olan bu kitabında tam da yukarıda anlatmaya çalıştığım insanlığa sunulmak istenen yeni yaşam kurgusu anlatılıyor. Artık ne kadar öngörülü bir yazar mı desem,yoksa gelecek yüzyılı bir öncekinin ilk çeyreğinde zaten kurgulayan aklın neferlerinden biri mi desem bilemiyorum…
Burada başımıza geçirilmesi kuvvetle muhtemel yeni “kask” larımızın içindeki diğer algı illizyonlarını bir sonraki yazıya bırakarak esen kalin diyor.

Saglikli ve huzurlu zamanlar gecirmenizi diliyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.