IQ yayıncılıktan 4 yeni kitap

IQ Kültür Sanat Yayıncılıktan araştırma – inceleme dalında 4 yeni kitap çıktı. Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’dan “Doğu ve Güneydoğu” ve “Türk Ulus – Devlet Kimliği” adlı iki kitap, Yrd. Doç.Dr. Mert Bilgin’den “Avrasya Enerji Savaşları” ve Tekin Taşdemir’den “Ahıska ve Sürgün Halk Ahıskalar” adlı kitaplar, bu konularla ilgilenen ve Türkiye’nin iç ve dış politikalarını merak edenler için kaynak kitap olma özelliği taşıyor.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU (Kabile – Aşiret Yapısı)

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın son derece kapsamlı bir çalışması olan “Doğu ve Güneydoğu” çalışması, bölgenin kabile ve aşiret yapısını inceliyor. Kitap Türk sosyolojisinde aşiretin tanımı ve önemli aşiretlerin tanıtımıyla başlıyor ve Avrupa Birliği sürecinde Doğu ve Güneydoğu kabile – aşiret yapısının değerlendirmesiyle son buluyor.

Anadolu’nun etnik yapısının dününü ve bugününü, değişme sürecinde gösterdiği devinimi, bölgenin sosyal yapısını sosyo-kültürel sorunlarını değerlendiren bu çalışmada, günümüzün siyasi gelişmeleri ışığında çözüm yolları ve öneriler verilmiş.

“Avrupa Birliği sürecinde Güneydoğu ve dolayısıyla Doğu bölgemiz gerek federatif yapılaşma, gerekse eğitim ve özgürleşme teranesi altında üniter kimliğinden soyutlanmaya doğru itilmektedir. Özellikle Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ile yöremiz ateş hattının içine itilmiştir. İran’dan Irak, Suriye ve Lübnan’a kadar uzanan bir Şii kuşağı yanı sıra Arz-ı Mevud’un sadece Nil’den Fırat’a değil, Van’ı aşarak kuzey küremize kadar yönelen tarihsel nostaljisi de giderek ayak seslerini duyurmaktadır. ABD siyasal kadroları Neo-Con’ların Evanjelik politikaları da bu oluşumu desteklemektedir.” diyen Orhan Türkdoğan, eserin oluşum sürecinde yaşadığı kaynak bulma sıkıntısını da önemli bir noktaya değinerek açıklıyor:

“Eldeki bilgilere göre Başbakanlık Arşivinde üç yüz binin üzerinde belge bulunduğunu, bunların ancak iki bininin gözden geçirildiğini basından öğreniyoruz. Ülkenin oymak, aşiret ve cemaat kuruluşları hakkında kaynak gösterebileceğimiz belgesel çalışmalar da son derece kıt. Bu nedenle yöre aşiretleri üzerinde yapılan çalışmalar, sadece belirli topluluklara ait olmakla, tarihsel gelişimleri hakkında bir bilgi verme durumundan uzak kalmaktayız.

Aşiret ve kabile topluluklarının tarihsel gelişimi ve kimliği hakkında bilimsel ve yansız araştırmalar için Başbakanlık Arşiv belgelerine ihtiyaç vardır. Bu yapılmadığı taktirde, yöremiz art niyetli ve oryantalist eğilimli güçlerin dilediği biçimde at oynatmalarına maruz kalacaktır. Günümüzde Zazalar ve Kürtler hakkında ileri sürülen yayınların propagandist eğilimleri bu gerçeği ortaya koymaktadır. Art niyetli iç ve dış güçler, 1960’lı yıllardan itibaren diledikleri gibi at oynatmak suretiyle Doğu ve Güneydoğu yöremizi siyasallaştırmak için gerilla savaşına yöneltmişlerdir ve 40 bin insanımızın telef olmasına zemin hazırlamışlardır.

Doğu ve Güneydoğu yöremiz üzerine yürütülen yayınların tümü siyasal ve ideolojik içerikli ve tamamen propaganda yüklü yayınlardır. Bu nedenle en kısa süre içinde bölge üniversitelerimizin antropoloji, lengüistik, sosyoloji ve etnoloji alanında yürütecekleri saha çalışmaları ile gerçekçi, bilimsel ve yansız incelemeleri kamuoyuna sürmeleri gerekmektedir. Bu yayınımız, katılımcı gözlem ve görüşme yöntemine dayalı bir alan araştırmasıdır. Böylece Doğu – Güneydoğu’nun Kürtçe – Zazaca konuşan kabile ve aşiretlerinin kültür, inanç sistemleri, töre ve geleneklerinin iç yapısını ortaya koymuş bulunuyoruz.”

Kitap Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın bu yörede 26 yıl süreyle yürüttüğü alan çalışmaları sonucu oluşmuş oldukça kapsamlı bir çalışma.

TÜRK ULUS – DEVLET KİMLİĞİ

Prof. Dr. Orhan Türkdoğan’ın IQ Kültür Sanat Yayıncılıktan çıkan ikinci yeni kitabının adı “Türk Ulus-Devlet Kimliği”adını taşıyor. Kitap, Türk sosyolojisinde ulus-devlet kimliğinin bir başka deyişle milletleşme kavramını incelemekle başlıyor. Türklerin İslamiyeti kabul ettiği döneme kadarki dönemin tarihsel yazılı belgesi olan Orhun anıtlarında, “Türk budunu” yani “Türk ulusu” deyiminin Bilge Kağan tarafından sürekli vurgulandığını söyleyen yazar, Türklerin kimlik kaybına Karahanlılar, Selçuklular ve özellikle Osmanlı Devletiyle gittiğini söylüyor ve Osmanlı döneminde yüzyıllar içinde silinen Türklük olgusu Cumhuriyetle birlikte yeniden ortaya çıktığının altını çiziyor. Yazar, kitabının önsözünde bu konuya açıklık getiriyor:

Kemalist sistem dönemin milli değerlerine sahip kadroların birlikteliğiyle yürütülen sosyolojik anlamda bir ulus devlet inşası projesidir. Bu süreç bir başka deyimle ümmetten millete geçiştir. Bu oluşumda başta Ziya Gökalp olmak üzere, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura ve Zeki Velidi Togan gibi Türk kökenli düşünürler vardır. Yerlilik kimliğinin oluşum çalışmalarında yukarıda adı geçen aydın kadronun yanında , batıdan davet edilen türkolog, dilci ve tarihçiler de vardı.

Atatürk’e göre “Türk milliyetçiliğinin dayanağı Türk topluluğudur. Millet de ortak dil, ortak kültür, ortak duygudur.” Ulus devlet Kemalist sistemde bizzat kurucusunun da önerdiği üzere: dil-kültür ve duygu birliğidir; dayanağı da Türk insanıdır.

Kapsamlı bir çalışma olan kitapta “millet nedir” sorusundan “Türkiye’de etnik gruplar”, “Türk kimliği üzerine teoriler”, “millet olma sürecinde milli kültürün önemi” ve “Osmanlı kimliğine” kadar birçok alt başlık inceleniyor.

AVRASYA ENERJİ SAVAŞLARI

Doğuş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Mert Bilgin, “Avrasya Enerji Savaşları” adlı kitabının sunuşunda “Tük kamuoyunun enerji sektörüne uzaklığı ve özellikle petrol ve doğal gaz konularında güvenilir bilgiye ulaşmanın son derece güç olması bu kitabı tamamlamamda beni motive eden itici güç oldu” derken, Türkiye’nin izlediği enerji politikalarının kamuoyu tarafından bilinmediğini ve konuyu bilenler tarafından da hayret ve dehşetle izlendiğinin altını çiziyordu.

Kitapta Hazar Havzasının, Sovyetler Birliği sonrasında belirlenmekte olan enerji rejiminin içerdiği ekonomik, siyasi ve jeopolitik önemi ortaya konuyor. Ayrıca petrol ve doğal gaz odağında şekillenen güç ve zenginlik mücadelesinin ülkeler, firmalar, kurum ve kuruluşlarla bireyler arasında ne şekilde cereyan ettiği ele alıyor ve bu sürecin hangi toplumsal sonuçları beraberinde taşıdığı belirtiliyor.

Yazar kitabının içeriğini şöyle anlatıyor:

“Genel çerçeveyi tanımladığım ilk bölümün ardından ‘Hazar’dan Avrasya’ya Petrol ve doğal gaz ticareti başlığı altında ikinci bölümdeki tahlile geçtim. Öncelikle Hazar’daki hidrokarbon ticaretinin ‘Gelişim’ alt başlığı içerisinde Hazar’daki petrol ve gazın geçirdiği tarihsel süreci özetledim. Bunu yaparken Sovyet öncesi dönemi, Sovyet dönemini ve Sovyet sonrası dönemi ayrı ayrı inceleyerek her döneme hakim olan üretim biçimini ve üretime eşlik eden enerji dinamiklerini ortaya koydum. Bu yapıda ilk bölümde ele aldığım faktörler arasındaki etkileşimin hangi unsurlarla açıklanabileceğini belirttikten sonra “Sovyet sonrası Hazar’ın enerji rejiminin dikey tahlili” başlığı altındaki güncel bölüme geçtim. Alt başlıklar altında dikey entegrasyon diye tabir edilen araştırma, üretim, taşıma ve pazarlama araştırmalarını Hazar’daki petrol ve gaz için ayrı ayrı inceledim. Böylelikle Hazar Havzasında üretim ve ihracat kompozisyonuyla gelecek öngörüsünü, hidrokarbon taşıma sisteminin Sovyet sonrası dönemde yeniden nasıl yapılandırıldığını, pazar ve pazarlama olanaklarını tartışıp, bu süreçte aktörlerin konumlarını belirleyerek çalışmalarımı sonuçlandırdım.”

AHISKA VE SÜRGÜN HALK AHISKALILAR

Tekin Taşdemir’in “Türkiye’nin Kafkasya Politikasında Ahıska ve Sürgün Halk Ahıskalılar” adlı kitabı Türkiye’nin Kafkas politikasına değiniyor. Yazar bu politikayı şöyle değerlendiriyor:

“Türkiye’nin Kafkasya, İdil – Ural ve Türkistan’a açılan kapısı olan Ahıska’da yaşanan gelişmeler, Kafkasya’daki yakın geleceği tehdit etmektedir. Kaldı ki bu bölge 1944 yılında, yurtlarından Türk oldukları için sürülen ve geri dönüşleri de gündemde olan Ahıska Türklerinin vatanıdır. Anadolu’nun kuzeydoğusundaki doğal uzantısının en uç bölgesi olan Ahıska, bilinen en eski tarihlerden beri Türklerin yaşadığı bir coğrafya olmuştur.

Rusların, Ermenilerin, Gürcülerin ve hatta Amerika ve AB’nin politikalar ürettiği Ahıska Türklerinin yurdu olan Ahıska’da kendisine hasım oluşumların etkilerini azaltmak ve doğu sınırlarını yüzyıllarca kanını akıtarak korumuş bir halka vefa borcunu ödemek maksadıyla oluşturulması bir zorunluluktur.

Devletimizin. Ahıskalıların davasının bayraktarlığını yapacak; Rauf Denktaş gibi, İbrahim Rugova gibi, Aliya İzzetbegoviç gibi bir lider etrafında Ahıskalıları birleştirmesi, halkımızın Ahıskalıların geleceği olan öğrencileri sahip çıkması, Türkiye’nin Ermenistan, Gürcistan ve Rusya’nın planlarını boşa çıkarması Kafkasya’daki etkisini sağlamlaştıracaktır ki; bunu yapacak imkan ve kudrete sahiptir.”

Kitaptan, 1857’de Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra 250 yıl huzurlu bir dönem geçiren Kıpçak Türklerinin uzantısı olan Ahıska Türklerinin, günümüzde Artvin, Ardahan, Oltu ve Tortum gibi yörelerde yaşayan halkımız ile aynı kültürü yaşamakta ve aynı ağızla Türkçe konuşmakta olduğunu öğreniyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.