Irak – İran – Suriye ve tabi ki Türkiye

Irak – İran – Suriye ve tabi ki Türkiye

0
PAYLAŞ

muhteşem ruh ve bedeninin yörüngesinde ne demiş:


“Ben sadece alçak gönüllü bir günahkârım, eğer bugün Teksas’ta bir barda oturup içki içmek yerine, Oval Ofis’te bulunuyorsam, bunun nedeni tanrıyı bulmuş olmamdır.” (*)


Newsweek dergisi “Bush ve Tanrı” adlı incelemesinde, Allah korkusu taşıyan dini bütün Başkan’ın (!) Güneş doğmadan önce tatlı uykusundan uyanarak, Beyaz Saray’ın gözlerden uzak kuytu bir köşesinde, Protestan din adamlarının vaazlarını okuduğuna yer vermişti.


Sevgili okurlar;
Şu dindarlığa, şu günah işlemekten korkan ve sürekli iyilik yapmak isteyen asil ruh’a bakın(!) Her gün Tanrı’nın huzurunda onun yüce varlığına durmadan dua ediyor… Hiç kimseye ve hiçbir ülkeye kötülük yapmıyor(!)


Büyük Başkan Bush, şer ve şeytanı temsil ettiğine inandığı (Irak petrollerini millileştirdiği için değil tabi (!) B.Ö.) Saddam’ı yok etme görevinin ‘hayatın ve tarihin mimarı’ tanrı tarafından kendisine verildiğine inanmaktaymış!..
George Bush’un uluslar arası politikasına yansıyan dini söylemlerine göre; dünya da iyiyi ve kötüyü temsil eden güçlerden ‘şer güçler üçgeni” ne giren üç ülke bulunmakta imiş. Bunlar Kuzey Kore, Irak ve İran! (*)


Peki Türkiye için ne düşünüyor ABD’nin Büyük Başkanı?
Hiç iyi şeyler düşünmüyor… Şimdilik ülkemiz için taşıdığı dostluk yüklü (!) düşüncelerinin neler olduğunu sır gibi saklıyor. Zamanı gelince eylemsel olarak 
GÖSTERECEK yani ortaya koyacak!


Bush Saddam’ın işi halletti… Irak, artık İsrail için tehlike oluşturmuyor. ABD ülkenin petrollerini de ele geçirdi. Bundan sonra ki hedef İran… Daha sonra Suriye…


Yenidünya düzeninde Türkiye’nin yeri ne peki?
Söyleyelim. Bush’un ve AB’nin dostane planlarına göre; önce yavaş yavaş ülkeyi içeriden çökertme, daha sonra vakit saat gelince,  “altın vuruş”la son darbeyi indirerek, bizi bölüp parçalamak ve yok etmek!.. Tabi yapabilirse!..



Türkiye’nin, yenidünya düzeni (küreselleşme) karşısında ki iç dengeler itibarıyla tanımını değerli bilim insanımız Sayın Erol Manisalı bakın nasıl yapıyor: “Türkiye yerli şirketlerini yabancılara terk eden, üretim yerine tüketime yönelen bir süreç yaşıyor.” Bu sonuca hangi kanıtlarla varıyor?


– Her yer yabancı alışveriş merkezleriyle doldu. Üretim unutuldu. Tüketim toplumu haline geldik…


– İmalatta 100 liralık yerli üretim için % 79’ı ithal girdi kullanıyoruz. Bu oran 1991 yılında % 30 idi…


– Tarım sektörü tamamen dışa bağımlı hale getirildi. Tohumluk girdiler dışa bağlandı. ABD ve AB’nin sübvansiyonlu ürünleri piyasayı doldurdu…


– Dış ticaret açığımız, cari açığımız ve dış borcumuz hızla artmakta…


– Bankacılık sektörü hızla Batı’nın dev tekelerinin eline geçti…


– Pek çok alanda ülkemizi yabancı şirket ve tekeller ele geçirdi…


– İMKB’ yabancı banka ve şirketlerin kontrolü altında… (**)


Sevgili okurlar;
Böyle bir ortamda; yeni “Petrol Yasası” tabi ki dışa tam bağımlı olarak çıkacak ve yerli şirketimiz TPAO saf dışı edilerek! Yabancı şirketlere ülkemizde petrol ve doğal gaz arama ve üretimlerinde, inanılmaz avantaj ve ayrıcalıklar verilecektir!.. Ne demişler “Borç alanın boynu alacaklı karşısında her zaman eğiktir ve ekonomik özgürlüğü ambargoludur.”


“Dış borç”, “dış ticaret açığı” ve “cari açık”, Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde tavana vurmuş, ülke ekonomisi başta Arap ülkeleri olmak üzere dışarıdan gelen sıcak (emanet) paralarla ayakta durmakta. Ülkede her an bir iktisadi ve siyasi krizin patlaması uzak olasılık değil!.. Böyle bir durumda, dilekle, duayla, yalvarıp yakarmayla güçlü kalabilmek olanaklı mı?



Gerçeği çok iyi bilen Bush ve ABD’de; her yönüyle dışa bağımlı hale getirdiği ülkemizi, neden bölüp parçalamayı, yeraltı ve yerüstü nimetlerinden bol bol yararlanmayı hedef haline getirmesin!


Ne yazık ki süreç bu yönde işliyor…
Kim ne derse desin, yüreği vatan sevgisi ile dolu olan bu ülkenin gençlerine, ulusçu oldukları için hangi yöntemlerle saldırırlarsa saldırsınlar, böyle bir ortamda, genç yaşlı tüm vatan evlatlarının, ulusçuluk yani milliyetçilik duygularıyla gelişmeleri izlemeleri ve ülkemize yönelik olarak gittikçe artmakta olan tehlikeleri bertaraf etmeleri yönünde, duyarlı olmaları “tarihi bir görev” olarak karşımıza çıkmakta!..


Belli ki, İran’dan sonra Suriye ve Türkiye’ye saldırmayı ve becerebilirse ülkemizi işgal etmeyi hedefleyen ABD’ye, “emperyalist akbabalar” a; bu ülkenin damarında “asil kan taşıyan vatansever gençleri” gerektiğinde tüm maddi ve manevi varlıklarıyla en büyük dersi vermelidir!
Gün o gündür!..


Yüce Atatürk’ün emanet ettiği güzel vatanımıza, bu hassas günlerde olağandan daha duyarlılıkla sahip çıkmamızın, milli görevimiz olduğunu bir kez daha anımsatarak her zaman ki gibi diyoruz ki;


VATANSIZ VATANSEVER OLUNMAZ!



burhanaozbey@yahoo.com  


(*) 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat – Dr. Sait Yavuz  Syf: (331 -332)
Alfa Yayınları 1. Basım Haziran 2006
(**) Ayni kitap Syf: (689-690)

BİR CEVAP BIRAK