‘Irak’a saldırı hepimizedir…’

BİA (İstanbul) – Irak Dünya Mahkemesi’nin (WTI) İstanbul oturumu, Vicdan Jürisi sözcüsü Arundhati Roy’un ve İddia Heyeti sözcüsü Richard Falk’un konuşmalarıyla başladı.


Roy, mahkemenin ABD’nin suçlu mu suçsuz mu olduğunu anlamak için değil, Irak işgalinin her yönünü belgelemek için toplandığını söyledi.


“Irak’a saldırı hepimizin haysiyetine, zekasına ve geleceğine saldırıdır” diyen Roy, “mahkemede sunulan kanıtların ve belgelerin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından da kullanılması gerektiğini, devlet yöneticilerinden generallere, uluslararası medya kuruluşlarının yöneticilerinden çok uluslu şirket yöneticilerine kadar, sorumluların saldırıya ortaklıkları oranında savaş suçlusu olarak yargılanması gerektiğini” vurguladı.
 
Uluslararası hukuk alanında dünyanın önde gelen adlarından Profesör Falk da, Irak Dünya Mahkemesi’nin “susmayı, susturulmayı reddetmek” olduğunu söyledi. Falk, mahkemenin Irak işgalinin genel bağlamını, ABD’nin hegemonik gücünü de göz önünde bulundurduğunu açıkladı.


Roy: Mahkeme kazananlar için değil, “geçici olarak kaybedenler” için önemli


Yazar Arundhati Roy, mahkemenin son oturumunun, ABD’nin hava üslerini kullanmak istediği Türkiye’de yapılmasının çok önemli olduğunu, Türkiye yönetiminin işgale ortaklıkla ilgili kararlarının hepsinin, ülkedeki büyük muhalefetin yüzüne karşı yapıldığını anımsattı.


“Irak Dünya Mahkemesi’nin Brüksel ve New York oturumlarında dinlediğimiz tanıklar sayesinde, dehşetin yalnızca çok az bir kısmını öğrendiğimizi anladık.


İşgalin her yönünü inceleyeceğiz. Hukuk, medyanın rolü, seyreltilmiş uranyum silahlarının, parça tesirli bombaların etkisi, Arap hükümetlerinin sorumluluğu, Irak’ın Filistin işgali üzerindeki etkisi, ABD-Britanya işgalinin tarihçesi.
 
Bu mahkeme için ‘sözüm ona bir mahkeme, önyargılı bir mahkeme’ deniyor. ABD hükümetinin ve koalisyon hükümetleri diye anılanların başını çeken Bush ve Blair’in görüşlerinin temsil edilmediği; mahkemenin savaşı desteklemek için öne sürülen fikirleri içermediği söyleniyor.


Çok uluslu medya şirketlerinin egemenliğinin çağında, bunu gerçekten savunanlar varsa, gerçekten bir ironi çağında yaşıyoruz demektir. Bu mahkeme kendi başına bir direniştir. Savaş tarihinde görülmemiş bir saldırıya karşı düzenlenmiştir.


Bu mahkeme Saddam Hüseyin’in savunması değil. Hüseyin bugün bir savaş suçlusu olarak yargılanıyor; ama onu silahlandıranlar, destekleyenler ne olacak? Onu mahkemeye getirip kendilerini aklamaya çalışanlar ne olacak? Kürt halkına ve diğer halklara (Türkiye halkı da dahil) karşı işlenen suçlar ne olacak?


Buradaki kanıtlar, tanıklıklar, belgeler, ABD’li, Britanyalı, İtalyan askerlerin eline de silah verecek bir güçte olmalı. Başkalarının hayatına kast etmek istemeyen askerler de var. Aralarında şairler, sanatçılar, tesisatçılar, teknisyenler var.


Irak Dünya Mahkemesi, kendi inancını milyonlarca insanın vicdanına dayandırmaktadır. Aşağılanır, boyunduruk altına alınırken, öylece durup bakmak istemeyen insanların.”


Falk: Amaç gerçeği keşfetmek değil, teyit etmek


Richard Falk, mahkemenin iki nedenle tarihsel öneme sahip olduğunu açıkladı:


“* Tarihin gördüğü en büyük askeri gücün işgali sırasında, direniş yeni bir aşamaya girmiştir. Irak halkı kendi kaderini tayin etme hakkından yoksun bırakılmaktadır; bunun için mücadele verilecektir.


* Irak Dünya Mahkemesi, uluslararası hukukun ihlali karşısında, yurttaşlar için, yurttaşlar tarafından oluşturulan bir mahkeme. Bu yeni bir fikir değil; ilk çaba Bertrand Russell’dan gelmişti. 1967’deki Russell mahkemesi, ABD hükümeti ve önderlerinin Vietnam’daki sorumluluğunu sorgulamıştı.


Russell mahkemesi ABD’nin Vietnam’da işlediği suçların önüne dikilen sessizlik duvarını kırmak için acılı bir çığlıktı.


Irak Dünya Mahkemesi bu geleneği devam ettirmekte, susmayı susturulmayı reddetmektedir.”


Falk, uluslararası hukuka bağlılığın ve hukukun savunulmasının uzun bir gelişmenin ürünü olduğunu da şöyle anlattı:


“Hükümetlerin ve BM’nin uluslararası hukuka bağlılığının yerine getirilmediği yerde, yurttaşlar bir araya gelerek hukukun savunulması gerektiğini, ABD ve Britanya’ya yöneltilen suçların doğruluğunu teyit etmeye yönelmiştir.


Farkında olmalıyız: Mahkeme’nin uluslararası hukuka bağlılığı uzun gelişmenin aşamasıdır. Savaşın hukuk ahlak ve politika açısından kural ve normlarla düzenlenmesi, taarruz savaşlarının yasaklanması, ABD ve Britanya’nın 20. yüzyıl başında savaşın ulusal politikanın aracı olarak kullanılmasını engelleyen metni imzalamalarıyla ortaya çıktı. Bundan sonraki aşamada, saldırı savaşlarını yasaklayan bu norma dayalı olarak, suçu getiren sonuçlara ilişkin adımlar atıldı.”


“Nuremberg vaadi defalarca çiğnendi”


Falk, Nuremberg yargılamalarında, ABD’li yargıç Robert Jackson’ın “Aynı suçları ABD işlemiş olsaydı, Almanya’nın yerine ABD’nin yargılanabileceği” yönündeki sözlerini anımsattı. Nuremberg’in saldırı savaşı başlatmanın uluslararası bir suç olduğunu tanımanın ötesinde, muzafferlerin suçlarının da soruşturulabileceği vaadini içerdiğine dikkat çekti.


“2. Dünya Savaşı’nın ardından, Nazi subaylarının Nuremberg’de yargılanmış olmaları bir kilometre taşıdır. Ama bu Nuremberg davaları muzaffer güçlerin adaletinin örneği olması açısından sorun olabilirdi.


Nuremberg vaadi defalarca çiğnendi. Biz bu vaadin mutlaka yerine getirilmesini istiyoruz.”


Savaştan önce, savaşın hukuk dışılığını biliyorlardı


“Bu mahkeme, normal bir mahkeme olma iddiasında değil. Aynı zamanda, dünya halkları adına, uluslararası hukuka saygıyı sağlamak için hareket ediyor. Hükümetler ve BM susarsa, saldırının mağdurlarını koruma görevini yapmazsa, duyarlı yurttaşların mahkemesi otorite sahibi olur.


Mahkemenin temel niteliği, gerçeği en güçlü ve tam olarak ortaya koymak.


ABD işgal için birçok yalan söyledi. Mahkeme bu yalanları çürütecek. Gerçekliğin teyit edilmesi, Downing Street [Britanya Başbakanlığı’nın bulunduğu adres] zabıtlarıyla daha da güçlendi: Savaş başlamadan önce savaşın hukuk dışı olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Başlatmakla kalmadılar, dürüstlük dışı bu meselenin üstünü kapatmak için delil imal ettiler.”


Mahkeme devletin değil, sivil toplumun organı


“Irak Dünya Mahkemesi’nin görevi, bu yalanların hikayesini anlatmak ve dünya halklarına Irak halkının yanında yer almaya çağrıdır.


Bu mahkeme bir avukatlar kurulu, vicdan jürisi temelinde. Kurul, delilleri sunacak, jüri hukuki, ahlaki politik sonuçları çıkarıp tavsiyeler yapacak.


Normal mahkemeden şöyle farklı: Devletin değil, sivil toplumun organı. Amacı gerçeği keşfetmek değil, teyit etmek.


Jüri üyeleri kendi toplumlarının nötr, tarafsız, kayıtsız bireyleri değil. Geleceğe olan inançları, polise, şiddete değil, vicdana, kamuoyuna yaslanmakta.


Mahkeme, hukuku ortaya koymaya, kendi alanında hüküm vermeye yetkilidir.”


Görevimiz Türkiye yönetiminin suç ortaklığını da soruşturmak


“Aynı zamanda şu da var: Türkiye, Irak Dünya Mahkemesi’nin oturumu için çok uygun ortamdır. Dünyanın politik merkezinde, eski sömürgelerin yakınında olduğu için uygun. Önceki hak mahkemeleri Avrupa’daydı. Şimdiki girişimler Hıristiyan Batı’dan uzaklaşıyor. Bu yer değişimi önemli.


Türkiye parlamentosu ABD’nin işgali Türkiye’den başlatma talebini reddettiği zaman, Türkiye tarihinin en gururlu anlarından birini yaşadı. Türkiye için demokrasinin gelişmesinde kilometre taşıydı. Türkiye Irak’ın komşusu, savaşın kötü sonuçlarından etkileniyor.


Türkiye hükümeti ABD’yle uzun süredir işbirliği yapmıştır; İncirlik üssü 90’dan bu yana Irak’ın bombalanmasında önemli görev gördü. Görevlerimizden biri de, bu suç ortaklığının sadece ABD ve Britanya için değil, bu tür ülkeler için de suçlama konusu olması.”


ABD’nin küresel fırtınasına karşı umut zorunlu


“Umut duymak zorundayız. Bu suçluluk gösterisinin, dünya halklarının ABD’nin dünyaya egemenlik çabasına karşı mücadelenin vesilesi olmasını ummak.


Irak Dünya Mahkemesi, Irak halkının mücadelesiyle dayanışmadır.


İşgal küresel bir fırtınanın ifadesidir: ABD’nin egemenliği silahla, ekonomik küreselleşmeyle sömürüyle dayatmasının, güvenlik fikrini Washington’dan yönlendirme çabasının ürünü. ABD anti terörizm bayrağını kullanıyor; sürekli 11 Eylül’e referans yapıyor.


11 Eylül saldırıları, devletlere karşı saldırıyı, işkenceyi haklı gösteremez.


Mahkeme’nin düzenleyicileri, Irak işgalinin bu daha genel bağlamını göz önünde bulunduruyor.


ABD’nin kendisinin bir istisna olduğu iddiasını göz önüne almalıyız.


11 Eylül’e cevaben bir savaş açma hakkınızın olduğunun iddia edilmesi, kendi görevlilerini uluslararası hukuktan muaf tutma eğilimi çok zararlı.


İddianın iki yönü var:


1. ABD liderlerini ihlalin bireysel sorumluluğundan kurtarmaya çalışmak. ABD Nuremberg geleneğini yerleştirmek için çok şey yapmıştı, ama şimdi kendi liderleri için yeni bir cezasızlık kültürü yaratıyor.


2. Yelpazenin öteki ucunda yer alan, terörist olduğu iddia edilen insanların, Ebu Garib ve Guantanamo’daki kamplarda utandırıcı koşullardan da sorumlular. ABD bu insanlara hukukun korunma hükümlerinden yararlanma fırsatını tanımadı. Sanki ölüm kamplarında tutuluyorlar, hiçbir hakları yok.


Hem muafiyetlerden hem de tutukluların hukuktan yararlanamaması bakımından istisnalar, insan onurunu ve haklarını ihlal ediyor.”


Başka bir dünya mümkünse, gereklidir


“Sonuç olarak, savaşa ve bu vahim ihlallere yöneliş, 90’lı yıllardaki bazı umut verici gelişmelerin önüne geçti. Bunlar, çelişik olsa da, küresel adalet yönünde gelişmelerdi.


* Demokrasinin yayılması, küresel sivil toplum, çevre, insan hakları, kadın hakları, barış hareketlerinin ve küresel sosyal hareketlerin yükselişi. İnsan haklarına desteğin dünya çapında artması, devletlerin duyarlı hale gelmesi gibi.


* Geçmiş zulümlerin hatırlanması, yerli halklara, rahatlama kadınlarına, zorla çalıştırılanlara yapılan zulmün hatırlanması, kölelerin torunlarına saygı gösterilmesi gibi.


* Nuremberg’den kimsenin muaf olamayacağı duygusu, Pinochet’nin gözaltına alınması, BM’nin Ruanda’da soykırımı saptaması, Yugoslavya yargılamaları gibi.


* Yüzlerce sivil toplum örgütünün uluslararası ceza hukukunu uygulamak için devletlerle ortak çalışmasının sonucu olarak, Uluslararası Ceza Mahkemesi.


Bu adımlar ABD’nin dünyayı içine attığı fırtınada kayboldu.


Irak Dünya Mahkemesi, Irak’ın yanı sıra, bu normatif devrimi de yeniden canlandıracak. Başka bir dünya mümkünse, gereklidir, diyecek.


Mahkeme, sadece baskıya karşı bir direnç ve kurbanlarla dayanışma değil, aynı zamanda 90’ların ruhunu canlandırmak anlamına geliyor. Bu ruh ‘ahlaki küreselleşmedir’.


Önceki oturumlar, bu girişimin gerçekleşmesi için bir işbirliği göstergesiydi. Dünyanın vicdanı, Irak savaşına ve ABD’nin projesine karşı seferber edildi.”


(BİA Haber Merkezi /  Tolga KORKUT)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.