Irak’ta devletleşme sorununun yol açtığı çıkmazlar

Irak, 1921’de İngilizler tarafından zorla bir manda devleti haline getirildikten sonra problemler meydana gelmeye başlamıştır. İster Kral Faysal’ın protesto edilmesi isterse kuzeydeki isyanlar olsun o dönemdeki gelişmelerin bir hayır alameti olmadığı ve yapılan bir yanlışın sonucu olarak yönetim ile halk arasındaki güven kaybının doğduğunu göstermiştir. Devletin kuruluşuyla birlikte başlayan “iç savaş” günümüze kadar gelmiş durumdadır. Geçen Perşembe Kerkük’te, 30 vatandaşın hayatına mal olan saldırılar savaş bilançosuna yeni sayılar eklemiştir. Birkaç gündür Başkent Bağdat’ta bulunmaktayım, buradaki olayların akışı diğer kentlerden çok daha hızlı gitmektedir. Örneğin kimliği belirsiz gruplar tarafından daha fazla patlama ve saldırı, ölü tablosuna eklenen daha fazla sayı ki hükümet bu olayları önlemek için kılını kıpırdamamış gibi gözüküyor. Az önce kentin iki farklı semtinde meydana gelen saldırılar sonucu 10’a yakın vatandaşın hayatını kaybettiği haberi televizyon kanallarında yayınlanmaya başladı.
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışından sonra ulus-devlet anlayışına karşı direnen Irak halkı, hep İslam Halifesinin dönüşünü beklemişti. Bu tarz anlayışa sahip olan insanın yıllarca demokrasi ve hürriyeti bir “Batı Oyunu” olarak algılamasına neden olmuştur. Zaten ardı ardına gelen hükümetler ya dış güçler tarafından kurulmuş ya da onların güdümünde hareket edenlerden olmuşlardı.
Devletin başına geçen yöneticiler de demokrasi ve insan hakları kavramlarına yabancı oldukları için cumhuriyete “Halifelik” kılıfı uydurmuşlardı. İktidarı “Vesayet” olarak gören yöneticiler, keyfi yönetim tarzını uygulamaktan geri kalmamışlardı. Kendileri petrol parası sayesinde “Oval Ofis”lerinde keyif sürerken halk, açlık sefalet içinde bir yaşamını sürdürmüştür. İktidardakilerin davranışları bize ünlü tarihçi Bernard Lewis’in Orta Doğu hakkındaki tespitlerini doğruluyordu. Lewis’e göre: ABD ile Orta Doğu’da yapılan siyaset arsındaki fark şöyledir: ABD’de zengin insanlar siyasete yön verir; Orta Doğu’da ise zenginleşmek isteyen insanlar siyaset yapar!!
Irak’ın siyasi tarihine baktığımızda para siyaseti değil de siyaset paraya yön vermiştir. Denetim sistemi diye bir kurumun var olmadığı için siyasetçiler, devletin gelirinden istedikleri kadar almışlardı. Bundan önceki makalelerimin birinde Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Temsilciler Meclisi Başkanı ile 325 milletvekilinin maaşlarını belirtmiştim. Şimdi de onu tekrarlamakta sakınca görmüyorum. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Temsilciler Meclisi Başkanı’nın aylık maaşları 73.000 Amerikan Doları, her milletvekilinin aylık maaşı ise 30.000 Amerikan Dolarıdır. Buna ek olarak Bağdat’ta ev kiralamak için her ay “kişi başı” 3000 Amerikan Doları ödenmektedir. Seçimden sonra kazanan adayların, yaşam standardını düzeltmeleri için 250.000 Amerikan Doları peşinen ödenmektedir. Her milletvekili için devlet tarafından 700 Amerikan Doları civarında aylık maaş alan 30’dan fazla koruma tahsis edilmektedir. Yani bu başarısız olarak nitelendirebileceğimiz yöneticilerin yıllık gelirlerini topladığımız zaman Asya devletlerinin milli gelirini karşılamaktadır. Peki, şimdilik bu insanlara ödenen paraları bir kenara bırakalım çünkü ödenen Dolarların toplamı, Irak’ın petrol geliri yanında küçük bir miktardan başkası değil!! Yöneticiler bununla yetmeyip milli geliri yutmaktalar.
Şimdi gelelim odak noktaya: Ahtapota dönüşen bu siyasetçilere hesap soran mı yok? Hiç mi duyarlı bir insan yok? Bu ülkede hiç mi hakkını arayanlar yok? Cevap: “VAR” ama ya güçsüz ya da güçsüzleştirilmiş durumdadır. Halkın çoğunluğu fakirlik sınırı içerisinde yaşamakta ama buna rağmen yöneticiye hesap sormaktan çekinmekteler. Korktuğu için değil de “yönetici ile vatandaş” ya aynı mezhep veya ırka aitler ya da o yönetici vatandaşın desteklediği partinin başkanı veya başkan yardımcısıdır. Bu ülkenin vatandaşları, afyon etkisi gören mezhepsel ve ırkçı söylemlerle uyutulmuş durumda olduklarını söylemek yanlış olmaz. İnsanlar, doğru dürüst çalıştığını sorgulamadan takım tutar gibi parti tutmaktalar.
Irak’ın sosyo-ekonomik yapısında aşiret reislerinin de öne çıktığını görüyoruz. Hasep nesep faktörü, bir vatandaşı en tepeye çıkartabilir veya “hayatında başarılı olmasına rağmen” onun geleceğinin hiçe sayılmasına neden olabilir. Örneğin devrik Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin döneminde bazı aşiretler rejime yakınken bazıları dışlanmış durumdaydı. Şimdiki durum 2003 öncesindeki tablonun başı aşağı döndürüldüğünü gösteriyor.
Sonuç olarak Irak devletinin geçirdiği sıkıntılı süreçler günümüzde de etkisini göstermektedir. Mezhepsel, milliyetçi, kabileci ve aşiretçi kayırmacılık ülkedeki sınıfsal yapının gelişmesini engellediğini söyleyebiliriz. Böylece rasyonel bilinçten yoksun karasız bir halk kitlesinin doğmasına neden olmuştur. Bu gibi sorunlar halkın, ne yönetimi desteklemesi ne de ona karşı çıkması ile sonuçlanmıştır. Vatandaştaki karasızlık onu, ne inanlardan ne de inanmayanlardan yapmıştır. Böylece halk “Araf”ta yaşamaya mahkuk kalmıştır!!

msarikahya@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.