İranlı yazar Ata Erad: ‘Halı bizim için hayattır!’

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Şiirin, öykünün ve resmin yünle buluşarak büyüleyici bir sanata dönüştüğü İran halıları zamana direnmeyi sürdürüyor…

İranlı yazar ve halı uzmanı Ata Erad, dünyanın en önemli el halısı üreticisi olan ülkesindeki dokuma kültürünün halkın üçte birinin geçim kaynağı olduğunu belirterek, “İran’ın petrolden sonra en önemli ihraç kaynağı olan halı bizim kültürümüzde hayattır. Köylü halıyı dokur ve satar. Şehirli de halıyı alıp saklar ve paraya ihtiyacı olduğu vakit onu satar ve paraya çevirir” sözleriyle el halıcılığının öneminin altını çiziyor. Köklü İran edebiyatıyla dokuma kültürünün birleştiği halıyı, hem edebiyatçı hem de halıcı olan Ata Erad’la konuştuk…

TÜRKİYE’NİN YİTİRDİĞİ DOKUMA KÜLTÜRÜ İRAN’DA ZAMANA DİRENİYOR

Halı dokumacılığı Türklerin en eski sanatlarından biri. Bugün ‘Orta Asya’ olarak anılan coğrafyaya geçmişte Türkistan deniliyordu ve biblo gibi zengin kentleriyle ünlü bu geniş coğrafyanın en önemli dokuma ürünlerinden biri de halıydı. Asya bozkırlarının ve verimli otlakların koyunculuğa elverişli olması halı dokumacılığı için en önemli ham madde olan yün üretimini kolaylaştırıyordu. Türkistan’la birlikte Asya’nın en önemli halı üretimi ise bugünkü İran coğrafyasında gerçekleştiriliyordu. Geçmişte Ahameniş, Sasani, Samanoğulları gibi İrani devletlerin kontrolünde olan bu büyük kültür coğrafyası, 11. Yüzyıldan itibaren Selçukluların bölgeyi ele geçirerek bugünkü Tahran’ın eski yerleşimi olan Rey’i başkent yapmasıyla Türklerin egemenliğine girdi. Selçukluların dağılmasıyla Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Avşar ve Kaçar gibi Türk kökenli hanedanlıkların yönettiği İran topraklarının baskın kültürü her zaman canlı ve ayakta kalmayı sürdürdü. Bir bakıma bölgeyi yöneten Türkler, bu köklü ve derin kültürün içinde büyük ölçüde eriyip dönüştüler. Ancak bu zengin kültür harmanından bugüne ulaşan ve İran coğrafyasında halen canlılığını sürdüren el dokuması halıcılık en önemli ortak değerlerin başında geliyor.

EL DOKUMASI HALILAR, KIRSAL YOKSULLUĞU YENMENİN YOLUYDU

Türkiye geçmişten gelen bu büyük kültürü ne yazık ki hızla yok etti. Bugün yaşanan birçok toplumsal sorunun temelinde yer alan kırsal yoksulluğa bağlı göçün önlenmesinde en önemli etkenlerden biri olan halı dokumacılığının yok olması köyleri boşalttı. Isparta, Konya, Niğde, Gaziantep, Malatya, Kula, Uşak, Gördes, Yaycıbedir, Sındırgı, Karapınar, Kırşehir, Avanos, Döşemealtı, Ladik ve daha onlarca irili ufaklı yerleşim adını bir düğüm tekniğine veren Türk halıcılığının ve kilim dokumacılığının kalbinin attığı kentlerdi. Küçük aile ekonomisinin çarklarını çevirirken aynı zamanda köklü bir kültürü de sürdüren bu büyük üretim modeli son 30 yılda kayboldu. Ancak halıcılık kültürü Anadolu’ya gelirken uzun süre soluklandığı coğrafyada halen canlılığını sürdürüyor. İran’ın en büyük üçüncü kenti ve önemli bir ticaret ve kültür merkezi olan, Türk nüfusun yoğun olarak yaşadığı Tebriz, el dokuması halıcılığın nabzının attığı yer.

HEM EDEBİYATÇI HEM HALICI OLAN ATA ERAD’LA TAHRAN’DA BULUŞTUK

El dokuması halı İran’da adeta bir külçe altın ya da hazine bonosu gibi. Başınız sıkışınca, salonunuzda serili olan halıyı bir halıcıya gidip kısa yoldan nakde dönüştürebileceğiniz bir değer. İran’ın birçok kentinde halıcılık üzerine yaptığımız izlenimlerin ardından başkent Tahran’da halı ticareti yapan ve halıcılık kültürünün nabzını tutan Ata Erad ile buluştuk.

EN SON FUAT KÖPRÜLÜ’YÜ FARSÇA’YA ÇEVİRDİ

Çevirmen, şair ve yazar olan Ata Erad, aynı zamanda bir halı uzmanı. Ailesinden kalan işyerinde İran halıcılığını yaşatmayı sürdürüyor. Binlerce el dokuması halının süslediği Tahran’ın merkezindeki işyerinde buluştuğumuz Ata Erad ile İran halılarını ve halıcılık kültürünün toplumsal ve kültürel işlevini konuştuk. Türkiye’yi de yakından tanıyan ve çeviriler yapan Erad, daha önce Tolstoy’un Hz. Muhammed kitabını Türkçe baskısından Farsça’ya çevirmiş. Sezai Karakoç ve Mevlana İdris’in kitapları da çevirileri arasında. En son Fuad Köprülü’nün İslam Medeniyeti Tarihi kitabını çevirmiş. Yeni çeviriler yapmak istediğini ancak zaman bulmakta zorlandığını anlatıyor. Tablo gibi halıların doldurduğu işyerinde sözü edebiyattan halılara getiriyoruz ve Ata Erad’la İran ve Türkiye’deki halıcılığı konuşuyoruz…

‘HALICILIK İRAN’IN EN ÖNEMLİ SANATLARINDAN BİRİ’

-El dokuması halı denilince bugün tüm dünyada İran’ın adı öne çıkıyor. Bize İran’daki el dokuması halıcılığın ilk ne zaman başladığını ve tarihsel gelişimini anlatır mısınız?

-Öncelikle okurlarınıza ve Türk dostlarıma ve kardeşlerime selam ederek sözlerime başlayarak Türk milletinin önünde saygıyla eğiliyorum… Sorunuzu yanıtlamak için çok eski zamanlara gitmek gerekiyor. Sanat, İran tarihinde her zaman önemli olmuş, hatta diğer ülkeler ve kültürler arasında bir köprü işlevi görmüştür. Halıcılık da İranlıların en önemli sanat dallarından biri olmasının yanında ekonomik bir önem de taşımıştır. Günümüze ulaşan en eski İran halıları 16. ve 17. yüzyıllara aittir ve bu halılar dünyanın önemli müzelerinde sergilenmektedir. Bunların başında Victoria ve Albert Müzesi ile New York ve Paris’teki müzeleri sayabiliriz. Şeyh Safi (Safiyüddin Erdebili) halısı, Şikargah halısı veya Chelsia halısı bu müzelerde sergileniyor ve yıllardır tüm bakışları üzerlerine çekmeyi sürdürüyorlar. Ancak halıcılık sanatına hakkında antik döneme ait somut bir örnek yakın geçmişe kadar bilinmiyordu. 1940’larda Rusya’nın Sibirya bölgesinde buzlar içinde (Pazırık Kurganında) bulunan bir halı bu durumu değiştirdi. Yapılan karbon testleri ile 2600 yıl öncesine ait olduğu ortaya çıkan ünlü Pazırık halısı, bugün St. Petesrburg’da bulunan Hermitage Müzesinde saklanıyor. Bu halının üzerinde Ahameniş imparatorları, köşe süslemelerinde ise bazı hayvan figürleri yer alıyor. İran halıcılığının tarihi kısaca böyle…

‘HALI BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE HAYATTIR, ONDAN VAZGEÇİLEMEZ’

-Pazırık halısının düğüm tekniğinden dolayı tamamen Türk halısı olduğunu savunanların yanı sıra, İran’da dokunup Altaylara ihraç edildiğini savunanlar da var. Ancak bu tartışmaları bir yana bırakırsak, Pazırık Halısının iç içe geçmiş her iki toplumun tarihi ve kültürünün dokuma sanatında somutlaşmasını göstermesi bakımından da önemi çok büyük… Biz yine bugüne dönersek; geçmişte İran ile birlikte Türkiye de önemli bir el halısı üretim merkeziydi ancak Türkiye son 20-30 yıllık süreçte bu kültürü ne yazık ki kaybetti. Binlerce yıllık el halısı dokumacılığı makine halısına yenildi. İran bu kültürü nasıl koruyabildi, bundan çıkartılacak dersler nelerdir size göre?

-Efendim bu sorunuz benim için üzücü bir anımsatma oldu. Türkiye’deki el dokuması halıcılığın yok oluşuna gerçekten çok üzülüyorum. Bakınız, bizde de bu sanatı korumak için hiçbir bilimsel çaba yok. Ancak İran halkı halıcılığı bırakmıyor, bırakamıyor. Zira halı bizim kültürümüzde hayattır, yaşamın kendisidir. Halı kazanç demektir, ekonomidir ve ondan vazgeçilemez. Bizde bilgisayar ya da otomotiv sanayisi yok. Halkımızın elinden çıkan gerçek bir değer olarak sadece halı var. Köylü halıyı dokur ve satar. Bundan para kazanır. Şehirli ise halıyı alıp ve muhafaza eder, saklar. Paraya ihtiyacı olduğu vakit halıyı satar ve nakde dönüştürür. İran nüfusunun yaklaşık üçte biri halı sektöründen ekmek yiyor. Halı, petrolden sonra İran’ın en önemli ihraç ürünüdür. Türkiye maalesef bu sanatı hemen hemen kaybetti. Zira devlet bu önemli ekonomik üretim modeline sahip çıkmadı ve iktidara yakın olan makine halısı üreticileri bu sektörün ölümünü zevkle seyrettiler.

‘BU İŞİN KAYMAĞINI YİYEN NE İRANLILAR NE DE TÜRKLERDİ’

-İran ve Türk halılarının özellikle Avrupa ve Amerika pazarına ulaşmasını sağlayan en önemli girişimlerden biri de 19. yüzyılda kurulan İngiltere merkezli ‘Şark Halı Kumpanyası’ The (Amalgamated Oriental Carpet Manufacturers ) şirketi oldu. Bu girişim özelde İran halıcılığını nasıl etkiledi; modeller, üretim ve sosyo-ekonomik olarak nasıl bir etkisi oldu İran’a?

-Çok enteresan ve önemli bir soru. Sadece bu soru için bir kitabı dolduracak kadar konuşabilirim Yusuf Bey! Bakınız… İran’da başka bir firma bu misyonu üstlendi. Bu şirketin ismi ‘Ziegler’di. Aslen bir İsviçre firmasıydı ve İngilizlerle sonradan ortaklığa girdi. Ne yazık ki bize has olan el halıcılığı bile yabancıların, Batılıların isteği ve zevkiyle ilerledi ve güç kazandı. Yani kısacası bize özgü bir sanat bile yabancılara ve Batılılara endeksli hale geldi. Yabancılar halı almazsa bizler üretemeyiz. Ambargolarla ihracatımız engellenirse sektör yok olmaya yüz tutacaktır. Sorunun asıl yanıtına dönersek… İşte Ziegler firması, adını daha sonra Şark-Londra (Şark Halı Kumpanyası) diye değiştiriyor ve İran halılarının ihracatına başlıyor. İran’dan başlatılan halı ihracatı, Anadolu’ya, Türk topraklarına uzanıyor ve Londra’ya kadar devam eden bir ticaret yoluna dönüşüyor. Batıdaki gösterişli ve lüks konutlar İran halılarıyla dekore edilerek güzelliğine güzellik katılıyordu. Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren de özellikle Uşak halıları Avrupa ve Amerika’ya ihraç ediliyordu. Tabi ki bu işin asıl kaymağını yiyen ne İranlı sanatkarlar ne de Türk ustalarıydı…

‘İRAN HALISI DESEN VE GRAFİK BAKIMINDAN ANSİKLOPEDİ GİBİDİR’

-İran halılarını Türk halısından ayıran en önemli ayrıntılardan biri de düğüm tekniği ve desenleri değil mi? Bize düğüm, dokuma tekniği ve desenleriyle İran halılarını anlatabilir misiniz?

-Tabii ki, memnuniyetle efendim… Düğümler ikiye ayrılır. Evvela Türk düğümü ve daha sonra Farsi düğüm. Türkiye’de tüm halılar ‘Türki’ (Türk düğümü) veya diğer adıyla Gördes düğümüyle örülür. Farsi düğüm (İran düğümü), Türk halılarında görülmez lakin İran halılarında her iki düğüm de kullanılır. Örneğin Nain, İsfahan ve Yezd gibi Farsi bölgelerde İran düğümü kullanılır. Bunun yanı sıra Azeri bölgesinde Erdebil halılarında Türk düğümü kullanılır… İran halısı grafik ve desen bakımından bir ansiklopedi gibidir. Halılardaki renk ve desen o kadar fazladır ki, bunları saymak ve anlamak için bir kitabı okumak kadar zamana ihtiyaç vardır. Önemli halı tarihçilerine göre tüm göbekli ve kenarlı desenler Tebriz halılarından tüm dünyaya yayılmıştır. Edwards Cecil* bu konu hakkında çok çalışmıştır ve değerli bir eser olan İran Halıları (Persian Carpets) kitabını yazmıştır. Mesela mihraplı desen, Anadolu ve Türk desenidir ve İran halı motiflerine buradan girmiştir. Aynı zamanda çoğu Bünyan ve Konya Ladik halılarında da Tebriz göbekli kenarlı desen tercih edilmiştir.

‘37 YILLIK HALICIYIM, TEBRİZ HALILARI BENİ HALA ŞAŞIRTIYOR’

-Sizin iş yerinizde de gördüğümüz halılarda, her kentin kendi adıyla anılan bir halı tekniği ve renk özellikleri var ama İran’da en çok öne çıkan bölge sanıyorum Tebriz… Tebriz halıcılığı neden bu kadar önemli ve kendini hep hissettiriyor?

-Haklısınız… Tebriz halısı İran halılarının içinde bambaşka bir yere sahiptir. Tebriz halısı dünyada adından en çok söz getiren, en çok ses getiren halıdır. Öncelikle Tebriz halısının dokuyucusu tüm dokuyuculardan farklıdır. Zira dakikada attığı düğüm sayısı ile diğer halı dokunan bölgelerden en az iki kat daha öndedir. Bu asgari bir istatistiktir. Örneğin İsfahan’daki usta bir halı dokumacısı dakikada 50-60 düğüm atıyorsa bu sayı Tebriz’de dakikada 120 ila 130 düğüm arasında değişir. Bu, inanılmaz bir rakamdır. Tebriz halısı ayrıca dünyanın en fazla halı deseni üretilen kentidir. Tebriz halılarında renk ve desenin sınırı yoktur. Tebriz’deki desen ustaları her gün yeni bir desen üretirler ve Tebriz veya Tahran’daki pazara sunarlar. Hiçbir halı ustası buradaki desenleri daha önce görmemiştir. Ben 37 yıldır el halıları ile uğraşıyorum, Tebriz halıları beni bile şaşırtıyor. Bu yüzden Tebriz halıları tüm dünyada ünlüdür ve kendini naz ile sattırır. Ayrıca geçmişte ticaret yollarının üzerinde bulunan Tebrizli tüccarların ortak akılla davranıp işbirliği yapmaları bu kentin halı ticaretinde daha çok öne çıkmasını sağlamıştır.

DOĞUMDAN ÖLÜME BU KÜLTÜRDE  HALI HER YERDE

-İran’da halı gündelik hayatın önemli bir parçası olmuş durumda. İran halkı hangi durumlarda halı satın alıyor?

-Halı İran’da bir kültürdür. Havadır, sudur, gururdur… Tabii ki aynı zamanda bir zenginlik göstergesidir. Birisi öldüğü zaman yere halı serilir. Aynı şekilde doğum sırasında da yere halı serilir. Düğünde, hüzün meclisinde de halı göstermek misafire saygıyı simgeler. Bir ailenin kızını istemeye geldiklerinde eğer evde iyi bir halı yoksa komşudan ya da akrabalardan güzel bir halı ödünç alınır ve yere serilir. Zira halı bir saygı göstergesi ve güzellik simgesidir. Kızların çeyizlerinde ilk sırayı halı alır. Gelin ve damada verilebilecek en iyi hediye halıdır. Halı bir sermayedir ve her istediğiniz zaman paraya çevirebileceğiniz bir üründür. Halı döviz gibidir ve fiyatı her zaman yükselir. Bu yıl belirli bir tutara iki tane Tebriz halısı alabiliyorsanız, seneye aynı parayla bu iki halıyı alamazsınız. Kısacası İran’da halı her şeydir. Diğer yandan İran’da bir kişi halı satın aldığında bir hayır işlemiş olur. Zira bir halıda yüzlerce kişinin el emeği vardır. Çobandan tutun da halıcı dükkânına kadar herkes bu işten ekmek yiyor. Halı İran’da büyük bir sektördür ve el halıları İranlılar için gurur kaynağıdır.

ÜRETİMİ YETMEYİNCE İRAN AVUSTRALYA’DAN YÜN İTHAL EDİYOR

-Halıcılık denilince ilk akla gelen ipliğin ana malzemesi olan yün ve pamuk. Geçmişte İran’ın önemli bir yün tedarikçisi ülke olduğunu biliyoruz. Bugün yün ve pamuk ihtiyacını tam olarak karşılayabiliyor mu? Örneğin dünyada yün tekeli ülkelerin başında gelen Avustralya gibi ülkelerden yün ithalatı yapılıyor mu?

-İran, bir zamanlar dünyanın en iyi yün kalitesine sahip ülkesiydi. Fakat zamanla bu özelliğini kaybetmese de yün üretimi o kadar azaldı ki artık yünün kalitesinden söz etmek boş ve anlamsız kalacak. Tebriz bölgesine bağlı bir kent olan Maku yünü iyi bir kaliteye sahiptir ve bu yün ile dokunan halılar yıllarca sağlıklı ve sağlam olarak babadan oğla, dededen toruna yadigâr kalırdı. Bugün çok fazla yün ihtiyacı olmasına rağmen iç üretim ihtiyacı karşılamaya yetmiyor maalesef. Dediğiniz gibi İran mecburen bazı ülkelerden halı üretimi için yün ithal ediyor ve Avustralya yünleri bunların arasında en iyilerinden sayılıyor. Zira bildiğiniz gibi Merinos koyununun yünü iyi kalitededir. Gönül isterdi ki bu yünü kendimiz yurt içinde üretebilseydik lakin görünüşe göre bu mümkün değil.

PETROLDEN SONRA İRAN’IN EN ÇOK İHRAÇ ETTİĞİ ÜRÜN HALI

-Halı dokumacılığı İran toplumu için ne anlama geliyor. Örneğin İran halkının önemli bir kısmının gelir kaynağını oluşturuyor diyebilir miyiz?

-Kesinlikle efendim… Halı İran pazarının en önemli ekonomik ürünü sayılır. Halısız bir İran ekonomisi düşünülemez. Halıcılığın elden gitmesi, çoğu insanların aç kalması demektir. Daha önce de söylediğim gibi halı, hayattır. Halı İranlılar için ailenin bekası demektir. Hem para, hem sanat, hem de kültür ve emek anlamına gelen halı, İran’da petrolden sonra en fazla ihraç olan üründür.

İNANILMAZ GÜZELLİKTEKİ TABLO HALILAR TEBRİZDE DOKUNUYOR

-Bir de İran’ın neresine gidersek gidelim duvar halıları ya da tablo halılar görüyoruz. Adeta bir ressamın fırçasından çıkmışçasına ince ve albenili renklerle ipeğin sanata dönüşmesi ve bunun oldukça canlı bir kültür olarak yaşatılması hakkında neler söyleyeceksiniz?

-Dünyada sadece dört veya beş ülkede halı üretilir ve bu ülkeler de tabii ki herkesle aşina ülkelerdir. Bu ülkeleri sayarsak, Türkiye, Çin, Hindistan ve Afganistan ve tabii ki İran. Lakin İran’dan başka hiçbir ülkede adeta profesyonel bir ressam gibi halı dokunmuyor. Bu sanat sadece İran’a, İran’da da sadece Tebriz’de sürdürülüyor. Tebriz’e sadece 5 kilometre mesafede yer alan Serdrud kentinde yaşatılıyor bu sanat. En klasik İran resimlerinden tutun da en batılı tarzdaki resimlere kadar inanılmaz güzellikte halılar elle dokunuyor Serdrud’da. İranlılar bu tablo halıları birer güzellik objesi olarak evlerinin odalarına asarak devamlı olarak bunlardan zevk alıyorlar. Ayrıca bu tablo halıların en iyi müşterileri arasında Arap ülkelerini de sayabiliriz.

ŞİİR, HİKAYE VE FELSEFE HALILARDA YAŞIYOR

-İran halılarında dikkatimizi çeken bir başka ayrıntı da geleneksel edebiyatın yansımaları oldu. Özellikle Firdevsi’nin Şehname’si başta olmak üzere Leyla ile Mecnun öyküleri ve kadim Pers kültürünün mitolojik kahramanlarının evlerden iş yerlerine, çarşı-pazardan kamu kurumlarına kadar birçok yerde halıların adeta ikonografik bir kültürel aktarım ürününe dönüşmesini nasıl yorumluyorsunuz?

– İran, bildiğiniz gibi bir edebiyat ülkesidir. İran bir kaç mevzuda belki dünyada söz sahibidir ve bunlardan gurur ve kıvanç duyar. Bu gurur kaynaklarından birisi halıdır. Diğeri de tabii ki edebiyattır. Bu iki güzel kültürün güzelliği birbirini beslemiş ve halı üzerinde bir araya gelmiştir. Çoğu eski ve yeni halılarda özellikle de halıların borderlerinde, metinlerinde Hafız, Sadi, Firdevsi ve Hayyam’ın şiirlerini görebilirsiniz. Çoğu Kuran hikâyeleri, özellikle de Hz. Yusuf’un hikâyesi İran halılarının üzerine işlenmiştir. Leyla ve Mecnun hikâyesi ve bununla birlikte birçok yaşanmışlık hikâye ya da şiir tarzında halılarda yer almıştır. Hayat dersleri, felsefe, dervişlik ve özellikle de maddiyata karşı özdeyişler şiir formunda İran halılarını süslemiştir.

HALICILIK SEKTÖRÜN ÇABASIYLA AYAKTA KALABİLİYOR

-Son olarak İran halıcılığının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Modern üretim teknikleri ve endüstriyel üretimin daha ucuz ve “kullan at” ürünleri İran halıcılığını ne ölçüde tehdit ediyor ve bu konuda yetkili merciler ya da kanaat önderleri bir tedbir alıyor mu? İran’ın bu güzel halıları geleceğe nasıl aktarılacak?

-Evet, halıcılığın geleceğini maalesef çok parlak ve iyi göremiyorum. Zira İran devleti birçok başka sorunlar gibi bu konuya da ciddiyetle eğilmiyor. Bu kadar önemli ve İran memleketinin şah damar meselesi olan halıcılık üzerinde hiç bir çalışma, devlet yardımı ve desteği görünmüyor.  Hatta ve hatta devlet var olan destekleri bile azaltmak veya kaldırmak yolunda hareket ediyor. Halıcılık sektörü, yalnızca halı işçileri, tamirciler, dokumacılar, yıkamacılar, ip üreticileri ve bu alandaki diğer küçük üreticilerin yüreklerini ortaya koyarak canla başla çalışıp çabalarıyla ayakta kalıp nefes alabiliyor. Makine halıları reklam ve propagandalarıyla insanları her gün daha fazla kendine çekiyor. El halılarının yanında daha ucuz görünen makine halıları yavaş yavaş meydanı kapmaya, el halısını piyasanın dışına itmeye çalışıyor. Devlet ise el halıları açısından yaşanan bu kötü gidişatı engellemek ve mantıklı bir yolla yönetmek yerine sadece geçici çıkarları kollamakla meşgul oluyor.

-Birbirinden güzel halıların arasında İran çayı eşliğinde yaptığımız bu güzel sohbet ve verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

-Ben de sizi İran’a geldiğiniz için kutluyorum. Gerçek gazeteci ve aydın olarak biz İranlıları gururlandırdınız. Sizin aracılığınızla Türk kardeşlerime ve dostlarıma selam gönderiyor, Türkiye için de Allah’tan barış ve bereket diliyorum…

***

*Arthur Cecil Edwars (1881-1953). İzmir merkezli İngiliz Şark Halı Kumpanyası şirketinin kurucularından biri olan James Baker’in yeğeni olan Edwars, daha sonra bu şirketin Türkiye sorumlusu oldu. 1911’de İran’ın Hamedan kentine taşınan Edwars, burada kendi şirketini kurdu. İran’da kaldığı dönemde Pers kültüründen derinden etkilenen Edwars daha sonra Şark Halı Kumpanyasının yönetimini devraldı ve üretim maliyetini azaltmak için halıcılığı Hindistan’a taşıdı. Edwars’ın yaptığı araştırmalara dayanan Pers Halıları kitabı, İran halıları konusundaki en kapsamlı çalışmalardan biri kabul ediliyor.

Önceki haberTarımda ata tohumlarımıza geri dönelim!
Sonraki haberİNGİLTERE… Küba va Venezüella: Unutulmaması gerekenler
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.