İsfahan, ey masallar şehri!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Tarihi İpek Yolu’nun masalsı kenti İsfahan’ın binlerce yıldır tutkuyla bağlandığı Zayende Nehri yıllar sonra yeniden suya kavuştu. Safevi döneminde inşa edilen 33 kemerli ünlü Si-o-se Pol köprüsünün üzerinde nehirleri yeniden suya kavuşan İsfahanlıların sevinçlerine ortak olduk…

İSFAHAN’LA ZAYENDE NEHRİNİN BİNLERCE YILLIK AŞKI

Dünyanın en güzel kentlerinden biri sayılan İsfahan, İran platosunun ortasında yer alıyor. Tarihi İpek Yolu’nun bu masalsı kentinin ortasından geçen Zayende Nehri ise İsfahan’a binlerce yıldır yaşam veren önemli bir su kaynağı. Nehir havzasında tespit edilen en eski insan yerleşimleri 40 bin yıl öncesine kadar giderek paleolitik döneme kadar uzanıyor. Neolitik dönemde nehir havzasında ortaya çıkan kültür, ‘Zayende Kültürü’ olarak anılıyor. Zagros Dağlarından doğan Zayende Nehri, 400 kilometrelik yolculuğu boyunca çevresindeki irili ufaklı yerleşimlere yaşam vererek İsfahan’ın güneydoğusunda bulunan Gavkhouni bataklığına dökülüyor.

SAFEVİLERDEN KALMA BİR MÜCEVHER: Sİ-O-SE-POL KÖPRÜSÜ

Şah İsmail’in İran’da kurduğu Safevi devleti, İsfahan’da görkemli mimari eserler inşa etti. Safevi İmparatorluğu’nun kuruluşunun  100. yılı olan 1602’de İsfahan’ı ikiye bölen Zayende Nehri üzerinde inşa edilen “Si-o-se Pol Köprüsü” bu eserlerden biriydi. Allahverdi Han Köprüsü olarak da anılan 300 metre uzunluğundaki köprüye Farsça ’33 kemerli köprü’ anlamına gelen “Si-o-se Pol” denilmesi daha çok benimsenmiş olacak ki yaygın olarak bu isimle anılıyor.

SADECE KÖPRÜ DEĞİL, BİR KÜLTÜR MERKEZİ

Zayende Nehri üzerindeki en uzun köprü olarak bilinen Si-o-se Pol, yayalar, hayvanlar ve arabalar için ayrı geçiş imkanları sunacak şekilde tasarlanmış. Bir ulaşım mekanı olmanın ötesinde yüzlerce yıldır İsfahanlıların ve kente gelen gezginlerin sosyal mekanı olan köprü günün her saati insanlarla dolup taşmış. Kitapçılar, kahveciler, sokak ressamları, şairler ve ıvır zıvır satıcılarının şenlendirdiği köprü kentin en önemli buluşma mekanlarından biri haline gelmiş ve bu haliyle İsfahan’ın hafızasında yer etmiş.

HATALI SU KULLANIMI Sİ-O-SE-POL’U SUSUZ BIRAKTI

Ancak uzun yıllardır su yönetimi konusunda yapılan hatalı uygulamalar Zayende Nehrinin su rejimini bozmuş. 1970’li yıllarda nehrin yukarı havzasında inşa edilen Şah Abbas Barajı (sonradan Zayende barajı adı verilmiş), havzadaki önemli su yapılarından biri. Ayrıca nehrin sularına yaslanılarak hazırlanan ekonomik kalkınma projeleri son 20 yılda giderek etkisini artıran kuraklıkla birleşince Zayende Nehrinin sularını tüketmiş. Ağırlıklı olarak tarımsal sulama, enerji, çelik ve petrokimya endüstrisi bu kalkınma projelerinin başında geliyor. Bu baskılara dayanamayan nehir bundan 4-5 yıl önce İsfahan’a ulaşamadan tamamen kurumuş. İsfahan’ın o masalsı köprüsü Si-o-se Pol ise kemerlerinin altından suların aktığı eski günlerin görkemini yitirmiş.

SULARLA BİRLİKTE KÖPRÜNÜN İNSANLARI DA ÇEKİLDİ…

Geçtiğimiz hafta yaptığımız İran yolculuğunun önemli duraklarından biri de İsfahan’dı. Kentin ünlü köprüsünü görmek için taşıdığımız heyecan, kurumuş nehir yatağında yürüyen insanları, bisikletleri ya da motosikletleriyle bir zamanları suların kapladığı alanda karşıdan karşıya geçen gençleri görünce yerini hayal kırıklığına bıraktı. Si-o-se Pol Köprüsünün kemerlerinin arasında gezinen insanların profili de değişmişti. Konuştuğumuz yerel halk eskiden bir kültür merkezi niteliğinde olan köprünün artık bir serseri yuvasına dönüştüğünü söylüyordu. Bir taksici nehrin yukarısındaki barajlarda tutulan suların üst düzey yöneticilerin tarım arazilerine ya da fabrikalarına gittiğini dile getirirken bir yandan da nehrin sularının iki gün sonra yeniden bırakılacağının konuşulduğunu söyledi.

ÇÖLE DÖNÜŞEN NEHİR YATAĞI VE AŞKINI BİR YİTİREN ŞEHİR

Köprünün üzerinde gezinirken nehir yatağının adeta çöle dönüşen görüntüsü yürek burkucuydu. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi iş makineleri nehir yatağına inmiş, kenarlarda kuru ve çakıllı malzemeyi düzenlemeye çalışıyordu. Bir zamanlar neşeli insanları çevirdiği pedalları kuruyup küflenmiş olan deniz bisikletleri birer hayalet gibi nehir kıyısındaki ölüm sessizliğinin yasını tutuyordu sanki. İsfahan’ın kurak ve sıcak kış gününde ince dalları yavaştan patlamaya başlayan söğüt ağaçları, çıplak çınarlar ve uzaktaki dağların tepesinde kar arayan ağaçların hüznü şehrin her zaman hareketli olan gündelik hayatının içinde eriyip gidiyordu.

Fotoğraflar: Yusuf Yavuz, nehre su verilmesi fotoğrafları: (İRNA-www.irna.ir)
Fotoğraflar: Yusuf Yavuz, nehre su verilmesi fotoğrafları: (İRNA-www.irna.ir)

İsfahan, bu masallar kenti Zayende Nehri kuruyunca neşesini biraz yitirmiş, tutkuyla bağlandığı sevdiğinden ayrılmış bir aşık gibiydi…

VE İSFAHAN ZAYENDE NEHRİNE YENİDEN KAVUŞUYOR…

İsfahan’ın her köşesine tarih sinen büyülü mekanlarını ziyaret ettikten sonra rotamızı Şiraz’a çevirdik. Şiraz dönüşünde yolumuz bir kez daha İsfahan’a düştü. Nakş-ı Cihan Meydanı’nı, Ali Kapusu’nu ve elbette Si-o-se Pol köprüsünün gecesini görmeden geçmek olmazdı. 30 Ocak günü akşam saatlerinde ulaştığımız İsfahan’da ilk durağımız tarihi köprü oldu. Ancak bu kez altın rengi bir ışıkla aydınlanan Si-o-se Pol Köprüsünün her yeri insan kaynıyordu. Genç yaşlı, kadın erkek her gruptan insan gündüz saatlerinde Zayende Nehrine yeniden verilen suyun sevincini yaşıyordu. İnce, çamurlu bir su tabakasının yeniden neşelendirdiği kentin insanları adeta bir şöleni kutlar gibiydi. Biz de şükür dualarıyla suyun sevincini yaşayan İsfahanlıların arasına karışıp bayramlarına ortak olduk. Zayende Nehrine yeniden kavuşan İsfahan’ın sevdiğinden bir daha ayrılmamasını diledik. Ancak coğrafyanın dilini unutan insanoğlunun salt ekonomik kalkınma odaklı uygulamalarını düşündükçe tarihi bir köprüde tutkulu buluşmalar yaşanan İsfahan kenti ile Zayende Nehrinin aşkının daha ne kadar süreceği konusunda kaygılanmamak elde değil…

BİNLERCE YILLIK KÜLTÜR TAŞIMA SUYLA AYAKTA KALIR MI?

Sahip olduğu değerin kıymetini ancak onu yitirince anlayan insanoğlunun trajedisi hiç bitmiyor. Binlerce yıldır yaşam kaynağı olan nehir havzalarının içinden geçtiğimiz ‘kalkınma’ söylemli zamanlara kadar taşıdığı kültür mirası artık yalnızca ‘taşıma suyla’ ayakta kalabilir duruma geldi. Suyun insanı yönettiği zamanlardan, insanın suyu yönettiği zamanlara geçişin yarattığı kültürel hafıza kaybı dünyanın her köşesinde ayrı öyküler barındırıyor. Ancak bu hafıza kaybının sonuçları hemen hemen aynı: Gerçek doğadan, coğrafyadan ve mekandan koptukça daha çok ıssızlaşan insan teki.

İsfahan, ey masallar şehri! Otuz üç kemerli mücevherle süslediğin Zayende’nle sonsuza dek payidar olasın…

 

Önceki haberDidar Arslan’dan ‘Faşizmin Kanatları'” sergisi düzenlemesi
Sonraki haberMars’ta Millet Bahçesi olur mu?
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here