İSPANYA… Fesüphanallah, dünyada ne partiler var!

PAYLAŞ

640_1448868624_anna_Gabriel_Debat_Nacional_CUP_Manresa_foto_Adria_Costa_2015-012

Obsesif bir halk mıyız, alışkanlıklarımıza çok mu bağlıyız, hayatımıza giren kötüler bile çıkıp gitsin istemiyor muyuz, yoksa manyak mıyız, neyiz, bilmiyorum, ona uzmanlar karar versin! Ama bildiğim bir şey var, bir tuhaflığımız olmasaydı, bir türlü gitmek bilmeyen zat-ı muhteremlerle, gidip gidip gelen diğer zat-ı muhteremleri seçmezdik! Mesela Deniz Baykal!!!.. Bir süredir yine gündemde… Ne yapmak istediği meçhul! Bizim bilmediğimiz ama onun bildiği bir şeyler vardır herhalde!

Katalanlar ise bir başka tuhaf! Bizim tam tersimiz! Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen “parti”leri seçip, yönetime getiriyorlar. Dünyanın en progresif halklarından biri oldukları malum, ama bu kadar mı olur kardeşim? Size bir partilerinden sözedeyim, kararı siz verin. CUP ( Candidatura d’Unitat Popular) diye bir partileri var. Bildiğimiz partilerden değil, kendi icat ettikleri partimsi bir şey! “Nedir, nedir, nedir?” derseniz, “Eti, Eti, Eti” gibi net bir cevap veremem. O halde açıklamaya çalışayım ve isminden başlayayım! CUP yani Candidatura d’Unitat Popular, “Halk Dayanışması Adayları” ya da “Halkın Birliği Adayları” gibi bir şey demek! Kendilerine “Parti” demek yerine “Adaylar” diyorlar yani. Parlamentoya girdikten sonra bile insan hala kendine “aday” der mi? Bunlar diyorlar işte! Anlayın tuhaflıklarını!

CUP kurulduğunda insanlar pek ciddiye almamışlar, “Böyle parti mi olur, yürümez bu iş?” diye bıyık altından gülmüşler ama 2003 yılında ilk kez yerel seçimlere katılıp da 4 ayrı şehirde meclis üyeliği kazanınca, ister istemez ciddiye almaya başlamışlar. Üstelik CUP her seçimde arttırmış oylarını… Derken, 2012’de ilk kez katıldıkları Katalonya genel seçimlerinde 135 milletvekilliğinden 3’ünü, 2015’te ise 10’unu kazanmışlar. Şimdi Katalonya hükümetini oluşturan koalisyonun en önemli ayağı CUP.

Kim bunlar derseniz; hepsi, sol frekanslı, anti kapitalist, anarşist, feminist ve aktivist kişiler. İçlerinde her görüşten insan var, sadece sağcılar yok. Esas farkları ise iç işleyişlerinde… Ki laf aramızda ben bayılıyorum bu organizasyona… Başkanları yok, başkan yerine sözcüleri var, bütün üyeler eşit pozisyonda, aralarında hiç hiyerarşi yok ve parlamentoda sadece 4 yıllığına görev yapıyorlar. Sonra hepsi kendi işine dönüyor. Güç kirlenmesinin nasıl bir delilik hali olduğunu iyi bildikleri için, bu kuralı getirmişler. Mesela geçen dönemde 3 yıllığına parlamentoda görev yapan CUP sözcüsü David Fernandez, herkes ona bayıldığı ve politikaya devam etmesi için kampanyalar yapıldığı halde, esas işine geri döndü. Ben bile üzüldüm yahu, “Dünyanın senin gibi politikacılara ihtiyacı var David, gitme kal!” dedim ama tınmadı bile (politikacı dediğimi duymasın, çok kızar).

David-Fernandez-CUP-Edu-Bayer_EDIIMA20121018_0380_5

David Fernández

Durun daha tuhaflıkları bitmedi, mesela aldıkları maaşın önemli bir kısmını (oranı tam bilemiyorum) CUP’a veriyorlar. CUP’un tek başına başardığı işlere destek olmak için… Söylemeye gerek var mı bilmiyorum, işe yani parlamentoya metroyla ya da bisikletle gidiyorlar ve kıyafetleri de gündelik spor giysiler…

CUP’un özellikleri bitmiyor… Mesela merkeziyetçiliğe kesinlikle karşılar ve hep yerel takılıyorlar. Merkeziyetçiliğin, gelişmenin önündeki en büyük engel olduğunu bildikleri için, her üye kendi bölgesinde çalışıyor. Ama bu zaten artık Avrupa’da ve gelişmiş ülkelerde geride bırakılmış bir tartışma konusu. Kimse, “Yerel yönetim mi, merkezi yönetim mi?” gibi bir konuyu açmıyor bile. Minicik İsviçre’de dahi 26 tane kanton var. Katalonya da ufak bir otonom bölge olduğu halde, 4 eyalet ve çok sayıda şehir ve köy var. Hepsi de seçilmiş valilerle, meclislerle yönetiliyor. Bizdeki gibi, halkın seçtiği belediyelerle; devletin, halkın seçtiği belediyelere güvenmeyip, onları denetlemesi ve gerektiğinde engellemesi için atadığı valiler ve kaymakamlar yok.

(Burada bir parantez açayım, yerel yönetim, sadece ülkenin demokrasisi için değil, ekonomisi için de çok gerekli! Valilere, kaymakamlara, memurlara (muhtarlar seçilmiş olmasına rağmen onları da katıyorum) ödenen maaşları, kırtasiyeyi, makam ve servis arabalarını, kiraları, elektriği, suyu, vs. gibi, bu sistemin harcamalarını düşünün ve Türkiye gibi büyük bir ülkede bu bütçenin halka aktarıldığını hesaplayın… Birdenbire, başka hiçbir şey yapmadan, ne kadar refahın artacağını da anlarsınız)

Kısacası Katalonya’da halk her yerde yönetimde… Ama CUP’a bu sistem de yetmiyor. Dediğim gibi, CUP başkanlığa, hiyerarşiye ve uzun süreli görevde kalmaya karşı. “Parti” içindeki bütün kararlar asamblede alınıyor. Bütün “adaylar” belli bir süre görev yapacaklarını bildikleri için, iyi bir isim bırakmak adına canla başla çalışıyorlar ve bu sistemi ülkenin geneline de yaymak istiyorlar.

CUP hakkında yazacak daha çok şey var. Ama yerel yönetim sistemini öcü gibi görüp, en en en merkeziyetçiliğe doğru doludizgin giden bir ülkede, bu yönetim biçimlerini anlatmanın faydası var mı bilmiyorum. Zaman zaman pesimistliğin doruklarında dolaşsam da, iflah olmaz bir optimist olmaya çalışan biri olarak, vardır bence:)

 

CEVAP VER