İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile iki akşam Atatürk’ü anmak

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası ile iki akşam Atatürk’ü anmak

0
PAYLAŞ
İsmail Bayer
İsmail Bayer
İSMAİL BAYER – İstanbul’un iki yakası. Caddebostan’dan Küçükçekmece’ye. Şef Cihat Aşkın ile İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde, Atatürk’ün sevdiği şarkı ve türkülerle, onunla birlikte, anarak, yaşayarak, o güzel insan ile adeta tarihsel bir yolculuk yapıyoruz.
Caddebostan Kültür Merkezi, boş yer yok. Bekleyenleri de sınırlı olarak, konser salonuna alıyorlar. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası üyeleri yerlerini aldılar. Şef Cihat Aşkın mikrofonu eline aldı. Değişik bir konser akşamı olacağı, zaten başından belli oldu. Atatürk’ü saygı ile andık, daha bir duygulu olarak, orkestra ve izleyiciler birlikte, İstiklal Marşı okundu. 19 yüzyılın sonları, Selanik’den başladık önce, “Bülbülüm Altın Kafeste”. Sonra, Dilek Türkan geliyor sahneye. Manastır Türküsü. Aynı coğrafya da devam ediyoruz. “Şahane Gözler” Rumeli Türküsü. Dilek Türkan o naif sesi ile bu türküleri söylerken, biraz mikrofonun azizliği mi diyelim, orkestra ile söylemenin heyecanı mı, sesi yeterince ulaşamadı, biraz kayboldu orkestranın içinde izlenimi aldım.
Cihat Aşkın bizleri müzik ile birlikte, bir tarihsel yolculuğa çıkardı. O dönemler. Coğrafya dersi gibi de bazen. Besteciler hakkında bilgiler. Atatürk ve bu türkülerin yaşamında ki yeri. Onu etkilemesi, düşüncesi. Adeta müzik ile birlikte bir yaşam da gelişiyor.
Atatürk ile yolculuğumuz sürüyor. Sofya’ya geçtik. Bu kez opera salonundayız. Puccini’nin Toska Operası. Sahneye Ankara Devlet Operası tenoru, Aykut Çınar geliyor. Cavaradossi’nin Aryası. Sonra Yemen çöllerine uzanıyoruz. “Havada Bulut Yok”, orkestra eşliğinde bu kez Aykut Çınar, Dilek Türkan ile birlikte söylüyorlar. Bir hüzün havası bütün ağırlığı ile yayılıyor salona doğal olarak.
Osman Zeki Üngör’ün “Cumhuriyet Marşı” ile orkestra programını sürdürüyor. Cihat Aşkın adeta bir tez hazırlamış, araştırmış, belgesel bir program geliştirmiş. Cografya üzerinde tarihsel yolculuğumuz sürüyor. “Tarcan Zeybeği”ni seslendirmeden önce anlatıyor. Öneminin altını çiziyor. Salon adeta yeni bir yolculuğa başladı. Atatürk ve zeybek.
Salonda bulunanların ben dahil bir çoğunun hiç bilmediği, Muhlis Sabahattin Ezgi’nin, “Karadeniz Marşı” nı seslendirmeden önce, Karadeniz Gemisi’nin yapılış kararı, süreci ve ilk kez Akdeniz ve Okyanus’a açılıp limanlarda, yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni tanıtma serüvenini de anlattıkdan sonra, orkestra marşı seslendiriyor. Bizler de o geminin içindeyiz adeta..
Bursa’da Atatürk’ün çok sevdiği ve oynadığı, “Sarı Zeybek” anlatılıyor ve seslendiriliyor. Aykut Çınar bu türküyü söylerken seyircilerin bazıları, izliyorum, sahneye fırlamamak için kendini zor tutuyor. Heyecan dorukda devam ediyoruz zeybeğe. İzmir’e geçiyoruz. “İzmirin Kavakları”. Öyle bir söylüyor ki, salonun her yerinde tek bir ses var, ama adeta bir toplumun uyanışını sergiliyor gibi. Alkışlar ayakta ve uzun süre durmuyor.
Dediğim gibi, Cihat Aşkın şef ve keman sanatçısı değil bu konserde sadece. Bir araştırma uzmanı, müzikolog, tarihçi. Safiye Ayla ve “Yanık Ömer”i anlatırken, Safiye Ayla’nın yaşamı sürecinde gerçekleştiremediği bir özlemi de aktarılıp, yanıt bulmuş oluyor, ona selam gönderiliyor. Bu kez sahnede Dilek Türkan. Bir oh çekiyoruz önce, bu şarkıda onun sesinin bütün rengi ve naifliği ortaya çıkıyor. Sahne için seçtiği kiyafeti, tebessümü ve sesi coğlarak paylaşılıyor. Karanlıklar içinden aydınlığa ulaşma arayışı içinde, ışığı yakalayarak onun peşinde yürüyoruz. Safiye Ayla’nın gerçekleştiremediği, orkestra eşliğinde, Yanık Ömer, seyirci ile Dilek Türkan tarafından buluşturulmuş oluyor.  Yanık Ömer, Safiye Ayla ve Atamızı da anıyoruz ama, onun bıraktığı eserlerine yeterince sahip çıkabildik mi sorusunda ki, burukluğu da biraz duyarak.
Son eser, hüzün bulutlarını dağıtıyor. Ulvi Cemal Erkin ve “Köçekçeler Dans Süiti” İzleyiciler de coşku doruk da. Bir buçuk saati aşan konser sona erdi ama, kimsenin pek yerinden kıpırdadığı yok doğrusu. Şef Cihat Aşkın, Dilek Türkan ve Aykut Çınar sahnedeler, selamlar ve alkışlar. Başladığımız yere Rumeli’ye dönüyoruz. Mayadağ’a. “Vardar Ovası”, orkestra, Dilek Türkan ve Aykut Çınar birlikde seslendiriyorlar bis parçası olarak. Alkışlar bitmiyor. Orkestra yeniden başlıyor. Bu kez iki sanatçıya, büyük bir koro katılıyor. “Vardar Ovası”nı, seyircilerin hep birlikte koro olarak söylemeleri ile salon, 10 Kasım cuma akşamı bir başka günü yaşıyor ve tanıklık ediyor.
Belki Atatürk’de katıldı, sevdiği şarkı ve türküleri dinlerken bizlere. Neden olmasın. O öyle istemezmiydi.
Cumartesi akşamı ise İstanbul’un öte yakasına, boğazın Rumeli tarafına geçtik. Mesafe biraz uzak ama, gönül isteğince neden olmasın. Şef Cihat Aşkın ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, Küçükçekmece de bu kez.
“Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar ve Türküler” program ilanında var. Ayrıca birde, “Senfonik Fasıl” var. İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası üyeleri salonda yerlerini, aldıkdan sonra, şef Cihat Aşkın, sahneye Hakan Ali Toker ile birlikte geliyor. Program ve Hakan Ali Toker ile  ilgili kısa bir bilgilendirmeden sonra, mikkrofonu Hakan Ali Toker’e bırakıyor. Hakan Ali Toker piyanonun başında, çok kısa bir konuşma, “şarkı söylemek serbest” diyor.
Hakan Ali Toker’in parmakları, piyanonun tuşları arasında gezinip bir girizgah yapdıkdan sonra, tanıdık bir melodiyi duyar duymaz, izleyiciler de hafifden eşlik etmeğe başlıyor. Orkestra, piyano ve izleyiciler korosu. “Senede Bir Gün”, birlikte seslendiriliyor.
İkinci esere geçmeden önce Hakan Ali Toker, şarkıda ki gibi, keşke Atatürk de senede bir gün olsa da gelse dediğinde, alkışlar daha bir yükseliyor. Ve yine atamızı anarak ikinci eser seslendirilmeğe başlanıyor. “Şimdi Uazklardasın.”
Bildiğimiz şarkılar orkestra ve Hakan Ali Toker’in piyanosu ile adeta yeniden yazılıp seslendiriliyor.
Şarkıların sözlerini düşünerek, sadece tınıların sesini izleyip, anlatılanın nasıl notaya dökülmüş olduğunun örneğini de veriyor. Bir başka değişik seslendirme de deneniyor. Hakan Ali Toker’in önerisi ile, dudaklar açmadan mırıldanarak, “Kimseye Etmem Şikayet” hep birlikde seslendiriliyor.
Hakan Çetinkaya, sahnede yer alıyor. Parmaklar, deri üzerinde adeta konuşuyor, gözler ile birlikte. Hakan Ali Toker’in bestesi, “Tekamül” seslendirilirken piyanoya, orkestra içinden başka enstrümanlar da, ayrıca solist gibi katkı vererek, eser tamamlanıyor.
Hakan Ali Toker’in bu kısımda ki katkısı bitti ama, alkışlar bitmeyince, bir sürpriz. Orkestraya eseri seslendirmeğe başladığında, salonun bir diğer kapısından, akordionu ile girerek, seyirciler arasından, “Yıldızların Altında”ya Hakan Ali Toker eşlik ediyor.
Orkestra, bir gün önce İstanbul’un Anadolu yakasında seslendirdiği eserlerden, “Selanik Türküsü”, “Cumhuriyet Marşı”, Tarcan Zeybeği” ve “Karadeniz Marşı” ile Atatürk’ün sevdiği türkülerden bir demet sunuyor.
Bu iki konserin ben de düşündürdüğü. Bu program adeta belgesel bir çalışma. Cihat Aşkın’ın araştırmaları sonucu sunumu, bir tiyatro sanatçısı tarafından aktarılabilir. Bu coğrafyada gelişen tarihsel olaylar, görseller ile birlikte zenginleştirilerek, şarkı ve türküler, senfoni orkestrası ile seslendirilebilir. Bu şekilde hazırlanacak, bir başka anlatımla, Atatürk’e saygı belgeseli DVD’si hazırlanıp, bütün okullarda gösterilebilecek bir eğitim malzemesi hazırlanmış olur.
Cihat Aşkın’ın bu araştırmaları ve seslendirmelerin, çok sesli müziğe yeni dinleyiciler kazandırdığını da yadsıyamayız.
Hakan Ali Toker’e gelince, o her etkinliğinde,. yeniliklerle, sürprizler yapmayı seviyor.
_________________
İsmail Bayer. 13 Kasım 2017. İstanbul.   ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK