İstanbul’da, Fazıl Say ile İzmir’de dolaşıyoruz

İSMAİL BAYER – Bu farklı bir yolculuk. İstanbul’dayız. Ancak, Fazıl Say bizleri İzmir’e götürüyor. Onunla dolaşıyoruz. Geçmişten günümüze. Geleceğe de tınılarla selam gönderir gibi. Yalnız da değiliz. Brahms, Chopin, Rachmaninov da bize eşlik ediyor. Onlar da Fazıl Say ile galiba sevdiler İzmir’i.
Geçtiğimiz pazar akşamı. İstanbul’da Zorlu PSM. “Her Müziğin Caz Festivali” kapsamında, Turkcell Sahnesi’ndeyiz. Geniş salonun, iki büyük balkonun biletleri günler öncesinden tükenmiş. Ve büyük sahnede sadece bir piyano var. Fazıl Say ağır adımlarla sahneye geliyor, alkışlarla. Piyanosunun başında.
İzmir’e yolculuk yapacağız, denizine, dağlarına, gökyüzüne. Dalgalarla, rüzgarla. İnsanlar. Geçmişten günümüze, türküler, şarkılar, tarih, içiçe bir yolculuk bu. Bir harman, piyanonun tuşlarından, Fazıl Say’ın parmaklarından, iç sesinden gelecek hepsi. Duyumsadıklarını duyumsatacak,bizlere de.
Dalgalar kıyıya vurmaya başladı bile. “İzmir Süiti”nin ilk bölümü, “Körfez Dalgaları”. Kendinizi, Kordon’da dalgaların sesine bırakabilirsiniz şimdi artık. Dalgalar bir şiiri okur gibi, bazen yavaş, bazen hızlı, coşkulu, sizi içine almaya çalışıyor, yolculuğu beraber yapalım diyor. Bu yolculuğu, bu tınıların dışında başka yapamazsınız, bu özel bir yolculuk. Bırakın kendinizi dalgalara en iyisi. Biz de öyle yaptık. Bıraktık kendimizi dalgalara.
Oda ne, yolculuğa çok eskilerden, ama günümüzde hala geniş bir coğrafyada yaşamayı sürdüren Brahms’da katıldı. Fazıl Say, Brahms gibi düşünüp, duyumsayıp, tınılarla ona İzmir’i tanıtmış gibi. Romantik bir giriş, duygu yüklü. Kordonda akşamın serinliğinde yürüyüşe çıkmışlar beraber. Sohbeti ilerlettiler iyice, ama hafifden bir yağmur mu çiseledi acaba, yürüyüş biraz hızlandı. Ama romantizm, bu bölüme adeta damgasını vuruyor. “Brahms İzmir’de”
Üçüncü bölüme geçtik sonra. “Kordon’da Sessiz Sabah”. Güneşin doğuşunu bekler gibiyiz. İnsanlar değil, balıklar ve deniz de uyuyor gibi. Güneş kendini gösteriyor hafifden ve tınılarda bir hareketlilik, sabah, yeni bir gün geliyor. Düşünce önce, tasarlama, yoğurma. Ve yürüyüş başlıyor. Koşar gibi de bazen. Gün başladı. Sessizlik, dinginlik, yaşam koşusuna dönüştü adeta, şehir yaşıyor.
Yeniden romantizme dönüş. Romantik bir yürüyüşdeyiz şimdi de. Tanıdık birileri var yanımızda, tınılar ben geldim diye onun haberini veriyor. Fazıl Say, şimdide Chopin’i düşünerek onun bakış ve duygularını getirmeğe çalışıyor, İzmir’i çözümlemek o kadar kolay değil. Chopin bir başka bakmış adeta İzmir’e. Ya da Fazıl Say, Chopin ve İzmir’i bir başka anlatmak istemiş dememiz, daha doğru olur herhalde.
Dördüncü Bölüm, “Chopin İzmir’de” sonrası, Beşinci Bölüm de bu kez Urla’ya geçiyoruz. Keşfedilmeyi bekler gibi, “Urla Şiiri”.
Sevgi üzerine bir şiir okunuyor diye düşünüyorum önce. Caddelerde gençler, gece, aya bir serenad var gibi. Yaşıyor, kalabalıklar bir kucaklaşma içindeler, sevgi hakim.
Şimdi, Altıncı Bölüm. Bir tanıdık geliyor yine tarihin süzgecinden geçer gibi. Rusya’dan, Amerika’dan seslenir gibi. 2.Piyano Konçertosu çalışmasını yarım bırakıp gelmiş, Fazıl Say’ın parmaklarında piyanonun tuşlarında dolaşıyor. Hızlı, coşku ile adeta koşuyor da bazen. Evet,  “Rachmaninov İzmir’de” bu kez. Rachmaninov, coşkusunu, fırtınalarını, İzmir’de Ege Denizi ile birleştirip, dalgalara vuruyor. Çoşku ve arayış. Tanıma ve haykırış, daha da ileri gidebiliriz, sonra bir başkaldırı bile var.
Ve sonra sahneye Zeybek fırlıyor adeta, sona geliyoruz. Yedinci Bölüm. Saz yok ama piyano ile caz, “Final Caz-Zeybek” Gelenleri, gelecekleri, bizleri dinleyicileri selamlıyor. Tarihin derinliklerinden gelen bir ağır başlılıkla ile egilmiyor hiç. Dizini yere vurarken bile adeta asaletini simgeliyor. Ağır, bir bilge gibi başı yukarıda kolları ile dönerken, dünyayı selamlıyor. Hızlı vuruşlar, dönüşler, meydan okuma, kavga değil bu. Kendine güven ve yaşamı sımsıcak yakalama coşkusu.
Kordonda dalgalarla başlayan yolculuğumuz, efenin oyunu ile sonlanmış gibi görülsede, geçmişten geleceğe bir sevgi seli gibi kimlerle dolaşmadık ki, bu kısa zaman diliminde.
İzmir’de, bir İzmir’li gibi olduk adeta. Bir kent böyle güzel bir coşku ile geçmişten geleceğe, adeta nasıl selam gönderebilir, o zevki, duyguyu tatdık doğrusu.
Alkışlar öylesine yoğun ki.
Devam ediyor program. Fazıl Say, piyanosunun başında. Bu kez, “Paganini Jazz”. Şaşırtıcı, coşkulu bir arayış içinde Paganini cazın sınırlarını zorluyor, Fazıl Say’ın düşünce dağarcığı, notalardan parmaklara, bize geliyor. Şarkı söylüyor piyano ile adeta. Tanışıyor, tartışıyor ama sonra, yeni bir aşka yelken açıyor.
Ve anılara bir yolculuk yaptırıyor şimdide bizleri Fazıl Say. Şaşırtıcı bir yolculuk bu kez. “Summertime” diyor tuşlarla, düşüncesi ve duyularıyla yeniden yeniden yazıp yorumluyor.
Jazz bitmedi. Devam ediyor. Fazıl Say bu kez de, “Alla Turca Jazz” ile yeni bir yarışa girer gibi. Bize tanıdık bazı tınıların, Fazıl Say’ın düşüncesinden notalara dökülüp, yeniden yaşam bularken, nasıl bir yoğurulup bu hale getirilişini düşümnmekten kendinizi alamıyorsunuz.
Kısa bir sürede, nerelerden nerelere, bir dünya ve zaman sayahati yaparak, adeta geleceğe de koştuk. Ama biz yorulmadık da Fazıl Say da yoruldu demeyelim, bir nefes alması lazım. Yoğun alkışları kısa bir selamla, sahneden ayrılıyor. Doğal, biraz dinlenmesi lazım. Konser devam ediyor. Şimdi birazdan onun tınılarına, ses de bürüncek.
Şiirler, tınılarla yeni yaşam bulacak ve Serenad Bağcan bize, ezbere de bidiğimiz bu şiirleri, Fazıl Say’ın tınıları ile yorumlayıp getirecek.
Ama biz sizi daha fazla yormayalım ve konserin ikinci bölümü, Fazıl Say’ın “Şarkıları”nı, bir başka yazıda sizlerle paylaşmak için erteleyelim. Ve yazıya nokta koyalım. Fazıl Say yolculuğu sürecek elbette.
___________________
İstanbul. 13 Mayıs 2019 Pazartesi.  İsmail Bayer.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.