İNGİLTERE… İşte bu bizim hikayemiz

11 Ekim tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde (KKTC’de) Cumhurbaşkanı seçimleri var. 

Ülkenin Başbakanı ve Başbakan Yardımcısı adaylar arasında. Bu kritik pandemi döneminde virüsü etkili bir şekilde yönetmeyi ikinci plana atmış, koltuk yarışı yapıyorlar.

Sosyal medyada diasporada yaşayan Kıbrıslıtürklerin nabzını yoklamak için küçük bir anket yaptım.  Sorduğum 3 soru şöyle:

  • Kıbrıs’ta 11 Ekim tarihinde Cumhurbaşkanı Seçimi yapılacağından haberiniz var mı?
  • Bu seçim sizin için ne kadar önemlidir?
  • Oy hakkınız olsaydı hangi adaya oy verirdiniz?

Hiç de bilimsel olmayan anketime sosyal medya ve diğer yollardan 100 kadar cevap geldi. 

Çabucak baktığımda şimdiki durum cevap verenlerin büyük çoğunluğunun seçimi ilgi ile takip ettikleri, seçimin kendileri için önemli olduğu görülüyor.

 Büyük çoğunluğun tercih ettiği aday şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı. İkinci tercih CTP Lideri Tufan Erhürman. Başbakan Tatar’ın tek bir kişinin dahi tercihi olmaması ilginç. 

Akıncı’yı tercih etme nedeni olarak adaylar arasında Kıbrıs’ta çözüme katkı koyabilecek tek adayın o olduğu vurgulanmakta. 

Akıncı 5 yıl önce bu vaatle Cumhurbaşkanı seçilmişti. Başaramadı. Bu seçim kampanyası esnasında bu kez seçimi kazanırsa çözüme nasıl ulaşmaya çalışacağını anlatmıyor. Değişen konjonktüre rağmen 5 yıl önce söylediklerini tekrarlıyor.

Geçtiğimiz hafta 5 adayla yapılan seçim programında ne Akıncı ne de diğer adaylar masaya farklı, somut öneri koyamadılar. Bana sorarsanız program tam bir fiyasko idi. Adaylarda zerre kadar heyecan görmedim. Hepsi de kurulmuş robot gibi idiler. 

1952 doğumluyum. O yıllarda Kıbrıs “üzerine güneş batmayan Britanya İmparatorluğu” müstemlekesi idi.

O tarihten 11 yıl içinde Britanya’nın adadan kovulmasına (ama adanın hatırı sayılır bir kısmını üs olarak kullanmaya devam etme anlaşmasını sağlamasına), Kıbrıs’ın bağımsızlık kazanmasına, yeni Cumhuriyetin yıkılmasına ve toplumlar arası çatışmaların tekrar başlamasına şahit olduk.

KKTC’de seçim

Ölü doğan Ortaklık Cumhuriyeti sadece 3 yıl sürdü.

1963 ile İngiltere’ye göç ettiğim 1970 yılını kapsayan 7 yıllık öğrencilik döneminde Dr. Küçük, Rauf Raif Denktaş ve diğer Kıbrıstürk liderlerinin çok uzun, sıkıcı nutuklarını dinledik. Görevi milliyetçilik aşılamak olan eğitim sisteminden nasibimizi aldık. Milli günlerde asker gibi resmi-geçit yaptık. 

Zaman zaman bizlere öğretilen iğrenç “Kin” şiirini okuduk törenlerde. 

“Bu kin benden vallahi de gidemez / bin gavur kellesi bir kin ödemez” diye heyecanla haykırdık tören alanlarında, okul avlularında.

Çıkar çevrelerine hizmet eden Kıbrıs’ın gerici güçleri iki toplum arasında Britanya’nın ektiği nifak tohumlarının yeşermesini teşvik ettiler ve çözümsüzlüğün devamını sağladılar.

Kıbrıs çıkmazının 57inci yılına girdik bu yıl. 

Kişisel olarak ben Kıbrıs’ta çözümü politikacıların değil, halkın getireceğine inanırım.

Pek az takip etme motivasyonu bulabildiğim seçim kampanyası süresince iki taraf arasında güven artırıcı önlemlerden bahseden bir aday duymadım. 

Halbuki Kıbrıs’ta çözüme yol açacak barışı sağlamanın tek yolu taraflar arasında yakınlaşmayı sağlamaktan geçer.

Kıbrıs toplumlarının barışa ihtiyacı var. Önce barış. İki toplum arasında barış sağlanırsa zaten çözümü toplumlar sağlar. Çıkarı çözüm olmayan siyasilere rağmen. 

Bu bağlamda sivil toplum örgütlerinin rolü çok büyüktür. Tek tek bireylerin de öyle. 

Seyrüsefer harçları için birkaç günde 40 bine yakın kişi birkaç gencin etrafında sosyal medya aracılığı ile örgütlenmişse daha hayati konular için aynı şey başarılabilir.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.