Jacobinizmi reddeden Jacobinler

Jacobinizmi reddeden Jacobinler

0
PAYLAŞ

Bir toplumu şekillendirmek için önce onun var olan değerlerinin yıkılması gerekir ki, yerine yenileri koyulsun. Var olan değer yıkımı ve yeni değer inşası ise, büyük tepki çekebileceğinden dolayı, işlem doğrudan birey dokusu üzerinden değil, bireylerin davranış kodlarının, birinci aşamada görerek öğrenme, ikinci aşamada ise sosyal baskı ve fiili dayatma ile şekillendirildiği kurumlar üzerinden yapılır. Bireyi dolaylı yoldan etki altına alarak dönüşümü sağlayan kurumlar üzerinden sürdürülen Jacobinizm fazla dikkat çekmediği gibi, aşırı dirençle de karşılaşmaz. İşte AKP’nin yaptığı böyle bir Jacobinizm’dir.

Jacobinizm toplumları öncelikle bilgi ve dil de dâhil olarak kültür ve sanat üzerinden etkiler ve dönüştürür, diğer kurumlara ise dönüşümün suhuletle sürdürülmesi ve tamamlanması görevi verilir. AKP’li siyasilerin “korkacak bir şey yok, insanların özel yaşam ve davranışlarına karışılmıyor” gibi ya da “şimdiye kadar insanların davranış ve yaşam tarzlarına karışıldı mı” benzeri ifadelerinin fiilen uygulanan ve tedricen yaygınlaştırılan politikalar bağlamında hiçbir değeri yoktur. Siyasetçi sözü ile değil, eylemi ile niyetini ortaya koyar. Bir zamanların başı açık genç kadın ve kızları bugün, duruma göre, kâh dayatma, kâh ekonomik ve sosyal çıkar, kâh sürü psikolojisi ya da sair sebeplerle örtünüyorsa, geçmişte bunlar dinsiz ya da özgürlüklerinden yoksundu da, bugün dindar ve özgür mü oldular!

AKP’nin müziğe ve tiyatroya karşı tavrı sanata bakış açısını yansıtmaktadır. Partinin çeşitli kademelerindeki çeşitli görevlilerin heykellere karşı tavrı da grubun genel görüşü hakkında çok açık bir göstergedir. Tiyatro trajedisi ise ortadadır. Karikatür hazımsızlığı gözler önündedir. Tüm bu oluşumlar hiçbir şekilde savunulur gibi görülemez. Acı olan şu ki, bugün maalesef bunları savunabilen halk, üç ya da beş çocuk projesi ile yarın daha da ateşli yandaş konumuna gelecektir. Buna insan bedeni üzerinden emperyalizme biat denir!

Eğitim meselesi de yine halkımızın gözü önünde cereyan etmektedir. Hemen tüm okulların imam hatip statüsüne dönüştürülmesinin nasıl bir mantığı olabilir ki? Maalesef, benim okuduğum Fatih 1. İlköğretim Okulu ya da ünlü adı ile “Taş Mektep” de bu kervana katılmış ve gericiliğin kurbanları arasına dâhil edilmiş bulunuyor. Ben Milli Eğitim Bakanı’na olduğu kadar tüm ilgililere soruyorum: Çocuğunun genel ahlak kültürü almasını isteyen bir veli, çocuğuna hangi dersi almasını önerecektir? Dâhiyane projede böyle bir konunun muhtemelen Hz. Muhammet’in hayatı ile ilgili derste verilmesi tasarlanmaktadır. Bir kere, bu dersin ihtiyari (kim inanır?) olduğu söyleniyor. Bununla, (1) çocuklarımızın genel ahlak kültürü dersini almaları ihtiyaridir; yoksa (2) bu bir aldatmacadır, fazla dikkat çekmesin diye ilk adım böyle atılmaktadır. Hangisini demek istiyorsunuz? İşin başka bir yanı da, Alevi ya da ateist bir vatandaş ya da İslâm olmakla beraber çocuğunun ahlak kültürünü soyut ve felsefi boyutu ile öğrenmesini isteyen bir veliye ne diyeceksiniz? Yanıtınız, ”Yaa, senin Allahın ve kitabın da aynı değil mi” mi diyeceksiniz? Ya da yanıtınız, “seçiminiz yok” şeklinde mi olacak. Bu politika ile, halkımızı kendi kafanıza göre mi yoksa çağdaş akılcılık ve medeniyet çizgisine uygun mu şekillendirmek istiyorsunuz? Her şeyden önce, şekillendirme hakkını nereden aldınız? Bu uygulama tarikatçı-Jacobinizm veya cemaatçi-Jacobinizm değil mi? Belki de şöyle düşünülüyordur: Birinci Cumhuriyet’in laik Jacobibinizmi kötü idi, İkinci Cumhuriyetin tarikatçı-cemaatçi Jacobinizm daha iyidir! Bu konuyu “ampul aydınları”na da yöneltiyorum.

Bu durumda ileri demokrasi mantığı anlaşılır olmaktadır. Aynen birey yaşam tarzına karışılmadığı söylemi gölgesinde bireyi zorla dönüştürecek kurumlara yapılan radikal müdahaleler gibi, topluma demokrasi getiriyoruz aldatmacası altında toplum emperyalizm kanalına itilmektedir. Bu süreçte sahte dincilik ve tarikatçılıkla bir yandan samimi halk baskı altına alınmakta, diğer yandan da tartışmalar bu mecraya çekilerek emperyalistlere olduğu kadar, siyasetçi yandaşlarına da nimetler sunulmaktadır. Meseleyi kasıtlı olarak sulandırabileceklere bir çift sözüm var: Burada ne dinsizlik savunuluyor, ne de samimi kutsallık reddediliyor. Burada şiddetle reddedilen, insanların kutsal duygularını siyasete alet ederek, onların sömürülmesi ve emperyalistlere peşkeş çekilmesidir.

Moody’s notumuzu olumlu yaptı. Moody’s halkımıza değil, ülkemize sepkülatif ya da yatırım sermayesi getirme adaylarına, Türkiye’ye gelip yüklü faiz geliri ya da kar elde etmenin bir riski olmadığı mesajını vermektedir. Sizce, siyasilerin böyle bir mesajdan mutlu olmasının nasıl bir anlamı olabilir?

Haftaya dincilik ve cemaatçilik ile Moody’s meselesini ele almak üzere, hoşça kalınız!

BİR CEVAP BIRAK