Kadıköy’de ‘nükleer’ protesto

Platform’un “Çernobil’ in 28. Yılında Nükleer Tehlike ve Nükleere İsyan Devam Ediyor…” başlıklı açıklaması aynen şöyle:

“Ukrayna’da 26 Nisan 1986 yaşanan Çernobil katliamının etkileri hala sürüyor. Çernobil nükleer santralinden yayılan radyasyon 28 yıldır tüm canlıları yaşamı tehdit ediyor; yeni doğan ölümleri, anormal doğumlar, kanser vakaları, tarımda verimsizlik, ekosistemin bozulması gibi geri dönüşü olmayan sonuçlarla yaşamlar yok oluyor…
Çernobil faciasından günümüze ülkemizde iktidarlar çoğunlukla, yaşanılanların korkunçluğunu görmezden gelip, bütün ölümlere ve bilimsel verilere rağmen bu katliamı tanımayarak örtmeye çalışmış; katliama ortak oldular.

Karedeniz’ de Çernobil; radyasyon bulutlarıyla, ölüm olarak topraklarımıza yağdı. Sonuçların bilinmesine rağmen devlet, Karadeniz’de geçimini çaydan, fındıktan sağlayan, günlük gereksinimleri için yağmur suyundan yararlanan insanlara uyarı yapmadan facianın boyutlarından habersiz bıraktı. Radyoaktif çaylarla bizleri kendi ellerimizle zehirlediler. Dönemin gazeteleri aracılığıyla “Çayı şimdi içebilirsiniz, kesin rapor: demlenince radyasyon etkisini kaybediyor” diyerek yaşamlarımız üzerinden kâr etmeye devam ettiler. Bugün elimizde bu örtbas politikacıları sayesinde Çernobil’in etkileri ve rakamları üzerine gerçek hiçbir veri yoktur. Fakat bizler halen bu katliamı, sevdiklerimizi, dostlarımızı, yakınlarımızı kaybederek yaşıyoruz. Geçim kaynaklarımız zehirli, çocuklarımız hastalıklarla doğuyor. Çernobil’den sonra Karadeniz’de hiçbir şey eskisi gibi değil.

Ukrayna Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından yürütülen uluslararası çaplı bir araştırma kapsamında Çernobil kazasının etkileri yıllardır gözlemleniyor. 2010’da Yayınlanan raporda o dönemde 18 yaş altında olan ve kazanın çevresindeki bölgelerde yaşamış 12,500 kişinin sağlık durumları sunuluyor. Söz konusu kişilerin tiroit bezleri kazadan sonraki 2 ay içerisinde radyoaktivite testine tabi tutulmuştu.

Araştırmacıların bulgularına göre maddeye en çok maruz kalan kişilerin ileriki yıllarda kansere yakalanma riski en yüksek olarak belirlenmiş; ve araştırma dahilindeki kişilerin %65’lik kısmı 10 yıl içerisinde tiroit kanserine yakalanmıştır.
Karadeniz bölgemizde ise, hatırlanacağı gibi hükümetin tek sözümona bilimsel araştırmasına göre arttığı saklanamayan kanser vakaları “sigara ve stresten” kaynaklandığı yalanı ile veriler örtbas edilmektedir.
1986’daki felaketten sonra nükleer karşıtlarına katılan Rus Termodinamik Mühendisi Natalia Mironova, yıllar sonra Fukuşima faciası karşısında, “Çernobil kirli bir bombanın patlaması gibiydi. Yeni kirli bomba Fukuşima’dır. İnsani ve ekonomik bakımdan çok daha pahalıya mal olacaktır” ifadesini kullanmıştı.

Yaşananlar hiçe sayılarak, bugün Çernobil’in ve Fukişima’nın etkileri tüm dünyada sürerken hükümet Japonya ile Sinop Nükleer Güç Santrali projesi imzalanmıştır. Halk süreçten uzak tutularak, tüm ülkedeki nükleer karşıtlığına rağmen, Çevresel Etki Değerlendirme(ÇED) süreci kapsamında; hiç bir bilimsel sonucu beklemeden Sinop’ta nükleer santral kurulmak istenen alan çevrilmiş, ağaçlar kesilmiştir.

Dünya’da bölgemizde ve ülkemizde tüm yaşananlara rağmen nükleer tehdit serüvenci hükümetler ve nükleer lobileri tarafından halklara dayatılmakta devam ediyor.

Nükleer Santral sadece kurulan bölgeyi, ülkeyi değil tüm dünyayı yok eden bir katliamdır. Ülkemizde Nükleer Santral fikri, farklı yöntemlerle fakat hep aynı söylemlerle bizlere dayatılıyor. “Artık güvenli nükleer reaktörler yapıyorlar.”, “Ekonomik kalkınma sağlayacağız.”, “Süper güç olacağız”,“Dünya nükleer enerji kullanıyor” yalanları da günümüz iktidarının yaşamı hiçe saydığını göstermektedir. Tüm bu rantı, talanı meşrulaştıran nükleer güç olma amacı güden katliamcı politika bizleri 35 yıldır yıldıramadı. Nükleer Santraller; tüm iktidarların, ellerini kana bulamaktan korkmadan gerçekleştirmek istediği , nükleer silah üretme ve deneme çalışmaları için Türkiye’yi nükleer çöplüğe çevirecek projeleridir.

Bunların yanı sıra Ermenistan, Türkiye sınırına 16 km mesafede bulunan, Metsamor Nükleer Santralini 2023’e kadar işletme kararı aldı.1988 yılında Fukişima benzeri bir facianın yaşanmasının son anda engellendiği Metsamor Santrali’nin halen çalıştırılması, sistemin enerji ihtiyacı bahanesiyle daha fazla kar elde etme ve sömürme amacını gözler önüne seriyor. Patlamaya hazır ve sızıntının devam ettiği bu santral da derhal kapatılmalıdır.

Geldiğimiz süreçte; dünyanın her yerinden nükleer sızıntı haberleri gelirken, Japonyadan Fukişmanın acısını yaşayan nükleer santral karşıtları bizleri yaklaşan felekate karşı uyarıyor, Nükleer Santral fikrine asla alışmamamız gerektiğine dikkat çekiyorlar. Ülkeleri adına özür dileyen nükleer santral karşıtları bu mücadelenin ortaklaşması, barış ve yaşam hakları için birlikte hareket etmeye davet ediyorlar.
Yaşanan acılara, kayıplara rağmen bu eli kanlı projelere direnmeye devam ediyoruz.35 yıldır yaşam alanlarımızda nükleer santralleri istemedik, mücadele ettik direndik yaptırmadık. Bu mücadele, doğanın parçası olan insanla birlikte yaşamdan örnek alarak bizden sonrakilere de geçecek, isyan devam edecek.
Hangi anlayıştan olursa olsun tüm insanları Çernobil katliamı vesilesiyle nükleercilere ve nükleere karşı yaşamı savunmaya çağırıyoruz.
Yüreklerimiz şu anda Sinop’ta yürüyen, Akkuyu’da Antalya’da İzmir’de Ankara’da Türkiye ve Dünya’da ayakta olan Nükleer karşıtlarıyla birlikte atıyor.
Karadeniz Yürüyor Nükleere İsyan Sürüyor!”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × 3 =