Kadın olmak zor bir meslek

Bugün Elif Şafağın kısa bir hikâyesini okurken, aklıma bu yazıyı yazmak geldi, Elif Şafak hikâyesinde evlilik denen kurumu, güllerden yapılmış bir labirente benzetiyor ve dikenleri canımızı yakmasına rağmen hala bu labirentten çıkmaya çalışmak yerine, daha da derinlere giderek, canımızın daha çok yanmasını kabulleniyoruz diyor.

Evlilik denen kurum, hele ki de aşka dayalı olursa, o derin duygular hiç bitmeyecek gibi gelir âşık olana ki aşık olan, bu diken dolu labirentte kendi isteği ve rızası ile kanaya kanaya ama büyük bir gururla yiter. Tabii ki aşk iksirinin o dayanılmaz lezzeti, kanayan yaralarımızın yanında hep baskın çıkar ve o zehirli iksirden bir yudum daha alabilmek için Ferhat dağları deler, Kerem yanmayı göze alır ve Defne aşkından başkasına gitmemek için, dağlara sığınıp bir çalı parçası olur.

Ancak; aşk iksiri büyüsünü kaybettiğinde, dananın kuyruğu kopar ve artik kanayan yaraların acısı dayanılmaz bir hale gelir. Bazılarımız bir gayrete gelip bu karanlık labirentten çıkmayı başarırız, bazılarımızsa kaderim deyip çekmeye devam eder, bu derin ızdırabı, hem de hiç kimseyle tek bir söz paylaşmadan.

Bu karanlık labirentten dışarı çıkmayı becerenler, eğer kadınsa hayatın başka tuzakları onların yolunu bekler; toplumdan dışlanmak korkusu vardır, arkadaşlarını kaybetmek, nede olsa yalnız bir kadındır artık ki karşı cins onu avlanmaya hazır bir av, hemcinslerinin bolca yaşadıkları taciz ve tecavüz dünyasına yeni düşmüş kurban gibi görürler. Çoğu kez maddi sıkıntı içinde yuvarlanıp giderlerken, en yakın çevreleri onları rahat tepti diye irdeleyip durur. Bazı hemcinsleride ava çımıs bir avcı gözüyle bakarlar.

Bu karanlıktan kurtulmayı başarabilen kadınların mücadelelerinin en zor kısmı ise, vaktiyle içtikleri o aşk iksirinin, bugüne kadar beraber oldukları o erkekle artık hiçbir tadının olmadığını anlatmaktır. Bizim delikanlı erkeğimiz ise; karısının ya da sevgilisinin ona olan aşkının bitmesini, bir türlü sineye çekemez. Adeta tek silahı olan, erkekliğine dil uzatılmıştır, nasıl olabilirde bir kadın onu terk edebilir. Bu haleti ruhiye içerisinde zaten içinde var olan canavar ona “senin değilse toprağın olsun” telkininde bulunur. İbrahim Tatlıses ve benzerlerinin “Saçlarını yol getir” türküsü satış rekorları kırmıştır Türkiye’de. Bizim erkeklerimiz bunlardan yola çıkar, karısının aşkının bittiğini, adeta kendi erkekliğinin bittiğiyle eş olarak yorumlar.

Özellikle son yıllarda artan kadın cinayetlerinin devletin aile politikasıyla örtüştüğünü düşünüyorum yani kadınlara “evinize dönün ve üç çocuk yapın, evinizin hanımı olun” diyen Müslüman başbakanımızın, bu cinayetlerden rahatsızlık duyduğunu zannetmiyorum. Özellikle İslam dininin erkeğe verdiği üstünlük, yani sana itaat etmeyen karını döv tavsiyesinin, bu cinayetleri bir anlamda yasallaştırdığını düşünüyorum. Türkiye toplumunda, terk edilen erkeğin karısını öldürmesi normalmiş gibi algılanmaya başladı. Gazete sayfaları öldürülen kadın haberleriyle dolu, hem de günde bir kaç tane. Eğer Avrupa da bu kadar kadın öldürümü yaşansa idi, eminim sosyal kurumlar basta olmak üzere, bizim toplumumuza ne oluyor diye bir soru sorulurdu, oysa Türkiye de bu sadece gazete köşelerinde kalan cinayet haberi olarak kalıyor. Cinayet işleyen erkeklerin toplumun çoğunluğunu oluşturan İslami hareketten büyük cesaret aldığını düşünüyorum..

Sevgilerimle

fatma

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen + 16 =