‘Kadın İsterse’ aynaya bakar

‘Kadın İsterse’ aynaya bakar

0
PAYLAŞ

Star TV’de “Kadın İsterse”diye bir dizi var. Hülya Avşar, oyunculuğunu ve azmini beğendiğim bir sanatçı olduğu için pazar akşamları bu diziyi izliyorum. Daha doğrusu izliyordum, herhalde artık izlemeyeceğim. Çünkü sıkıldım.


Tamam, bu bir komedi dizisi. O yüzden bazı uçukluk kaçıklıklar olabilir ama abartmanın anlamı yok. Bir ilişki bitmişse bitmiştir. Bu ne üzülecek ne de intikam duygularını kabartacak bir durumdur. Bu sorgulanacak bir durum olabilir sadece. Filmde olduğunun tersine kadın da kocasını aldatıp evliliğini bitirebilirdi. O zaman da erkek mi öç almalıydı? Ya o adam örf ve adetlerinin etkisinden kurtulamamış biriyse, öç almak adına karısını öldürmesine mi seyirci olacaktık? Her evliliği biten, eşinden öç almaya kalksa hayat çekilmez bir hal almaz mıydı?. Daha da önemlisi hayat ertelenmez miydi?.


Bence öç duygusu gelişmemiş bir kişiliğin göstergesidir. Olgun olamamanın, hayatı algılamamanın, dar bir açıdan dünyaya bakmanın göstergesi. “Kadın İsterse” işte bu duygunun ağır bastığı bir dizi olmaya başladığı için benim kara listeme girdi.


İzlemeyenler için diziyi kısaca anlatayım. İki çocuk annesi Canan (Hülya Avşar) evliliği eskidikçe bütün zamanını çocuklarına ayırdığı için kendini ihmal etmiş bir kadındır. Zaten var olan estetik problemlerine ve fazla kilolarına aldırmadan bir de kendini bakımsızlığın acımasız ellerine terk edince iyice hilkat garibesi olur. Hem sevimsiz hem de çirkin bir kadın. Evlere şenlik bir durum yani.


Buna karşılık eşi Zafer (Cihan Ünal) ise çok bakımlı bir erkektir. (Şimdilerde bu tür erkeklere metroseksüel deniliyor.) Zafer’in eşine olan ilgisi azaldıkça etrafındaki kadınlar dikkatini daha çok çeker ve sonunda asistanı Alev’e (Deniz Çakır) aşık olarak bunca yıllık evliliğini sona erdirmekte sakınca görmez.


Canan, kocasının ihanetini, daha doğrusu başka bir kadına aşık olduğunu öğrenince, ilk kez aynaya bakar ve korkar. “Aman allahım bu çirkin kadın da kim böyle? Daha fazla bakmaya dayanamayacağım, hemen gidip estetik yaptırayım” der ve bir dizi operasyondan geçtikten sonra gençleşir ve güzelleşir.


Nedense Canan, aynaya ilk baktığında gördüğü kadın için kendini sorgulamaz. Bu hale gelmeden önce aynaya bakmadığı için kendine hiç, ama hiç kızmaz. Çünkü Canan’ın sorgulama yetisi yoktur, onun en gelişmiş duygusu intikamdır.


Canan evliliğin bitmesine neden olan olaylar üzerine de düşünmez. O mükemmel bir anne, mükemmel bir kadındır. Bu yüzden tek suçlu Zafer’dir. Çünkü kocası mükemmel bir kadını, salt yaşlandığı için, daha genç ve güzel bir kadın bulduğunda bırakmıştır. Yani bunca yıllık emeği, bunca yıllık geçmişi bir kağıt gibi buruşturup atmıştır. Katli vaciptir bu adamın ve bunu da bütün aldatılan kadınlar adına Canan yapacaktır.


Canan’ı oynayan Hülya Avşar, gerçek yaşamında da aldatılan kadın olduğu için olacak ki, bu rolü çok içten oynuyor. Öç aldıkça daha fazlasını almak istiyor. Bir türlü doymuyor. Çok iyi oyuncu olduğunu düşündüğüm Hülya Avşar’a da bu durum hiç yakışmıyor.


Diyelim ki, Canan, çirkin ve yaşlı bir kadın olduğu için aldatılmıştır. Oysa Hülya Avşar genç ve güzel bir kadın olduğu halde aldatılmıştır. Demek ki aldatılmak için gençlik ve güzellik tek neden değildir.


Aslında bu yazıda aldatılmak ve aldatmak konularına girmek istemiyorum. Yoksa ben de size; “Heyecan kaybı, eşlerin birbirine ilgisizliği, erken yaşta yapılan evlilikler, geçimsiz ve anlaşamayan çiftler aldatma için birer sebeptir” gibi beylik laflar edebilirim.


Ya da “Aldatmayı bu kadar hafife almayın. Eşinize sadık kalın. Kalamayacaksanız evlenmeyin. Evlendiyseniz verdiğiniz sözü, ettiğiniz yemini tutun. Mutlu evliliğin ilk kuralı budur” gibi beylik öğütler de verebilirim.


Hiçbirini yapmayacağım. Aldatmanın nedenleri üzerinde durmayacağım gibi, aldatmaya mazeret bulmaya da kalkmayacağım. Çünkü bunu doğru bulmuyorum. Yukarıda da söylediğim gibi aldatmayı tıpkı öç almak gibi gelişmemiş bir kişiliğin habercisi olarak görüyorum.


Ben, artık ilişkileri ve evlilikleri birer senet gibi görmekten kurtulmak gerektiği konusuna değineceğim. İster evli olalım, ister evlenmeden birlikte bir yaşam sürelim, çiftlerin her birinin kendi dünyası olduğunu kabul etmenin zamanının geldiğini hatırlatacağım. O dünyanın sınırlarını fazla zorlamamanızı önereceğim.


Eğer hayatınızın tam ortasına kendinizi koyarsanız, hayat sadece sizin için değil, çevrenizdekiler için de kolaylaşacaktır. Ama eğer hayatınızın tam ortasına kendiniz yerine bir başkasını koyarsanız, bir gün ondan ayrılma düşüncesine bile dayanamazsınız. Ayrıldığınızda da büyük bir boşluğa düşersiniz.


Unutmayın, siz kendinize yeterseniz, çevrenizdekilerin de kendisine yetmesine fırsat verirsiniz.


Sizce Canan hayatının merkezine kocasını, kızlarını, evinin perdelerini koymasaydı, aynaya daha önce bakmaz mıydı? Aynaya bakıp kendini ve evliliğini görmez miydi? Evliliği bu kadar kolay mı eskirdi Canan’ın? Eskise bile biterken bu kadar acı ve iz bırak mıydı? Ne dersiniz?


_____________________


Yazarın diğer çalışmaları için: www.birsenaltiner.com


 

BİR CEVAP BIRAK

3 × four =