Kadınları görmek kimin cehennemi olabilir?

Kadınları görmek kimin cehennemi olabilir?
Bu yetenekten yoksun olarak bir sabah uyanan adam önce karısını bulamaz. Ardından hiçbir kadını…
Kısa zaman içinde kadınları sadece cam ve ayna yansımalarında görebildiğini, ama onlara dokunamadığını, içlerinden sanki bir hayaletmiş gibi geçip gittiğini keşfeder.

Hastalanmıştır besbelli. Önce alternatif bilimlerle de ilgilenen ünlü bir göz doktoruna, daha sonra da bir psikiyatra gider. Nafile. Hasta değildir. Teşhis konamaz. Çok yakın bir nörolog arkadaşı katıldığı bir kongreden ona hastalığını bilimsel olarak açıklamaya çalışır. Bu sırada spritüel âlemin yardımına koşacağını hesaplayıp budizme de kafa yoran kahramanımız haftanın belli günlerinde düzenli bir “kadın” ziyaretine ve ilgisine maruz kalmaktadır.

Derken kör bir kadına dokunabildiğini bulgular. Bu deneyimi ona bağışlayan kadınla konuşurken karşı cinse olan özlemini her anlamda giderir. Hasta bir halde karısını aramaya devam ederken çetin bir yol ve kader arkadaşına rastlar: Vamos.

Aynı hastalıktan mustarip Vamos, kadınları siluet olarak görebilen bir gözlük icat etmiştir ve gene kendi ürettiği bir sıvı sayesinde net olarak da görebilmektedir. Fakat bu sıvının yol açtığı ölümcül bir hastalığa yakalanmışsa da kendini şunu sorar:

“Hangisi daha kötü bir şey: Kadınları görememek mi, onları göremeden ölmek mi?”

KİTABIN KAPAK YAZISI

Daha önce de Halil Gökhan okumuştum. İlk tanışmam, burun kıvırarak başladığım bir kitabı ile olmuştu. Kitabını uçakta okuyacağıma söz vermiştim, ama Türk yazar okumaktan pek haz etmiyordum. Yazamadıkları için falan değil aman yanlış anlamayın. Sadece iç kararttıkları için.

Uçağa binerken büyük bir unutkanlık göstermiş ve lap-topumu şarj etmeyi unutmuştum. Film seyrederim diye yanıma sevdiğim kitaplardan da almamıştım. Elimi çantama attım ve içinden Halil’in kitabı çıktı. Uçakta film oynatılmasa daha az işkence olurdu diyerek ilk sayfayı çevirdim ve okumaya başladım.

Hayatımda ilk defa uçakta yemek verildiği için sinir olmuştum. Çünkü birazdan önüme konacak tepsi yüzünden okumaya devam edemeyecektim.

Bilmiyorum, oturup her sayfayı sonrakine nasıl bağlarım diye tek tek düşünerek mi yazıyor, ama her sayfada “acaba şimdi ne olacak” düşüncesinden kendimi alamıyordum. Daha önce bana “Karamsar ama umut dolu, karanlık ama apaydınlık, öfkeli ama dingin bir hikaye nasıl yazılır?” diye sorsaydınız herhalde size “Yürü len, olmaz öyle şey” derdim. Ama Halil’in yazdıkları işte aynen böyle.

Bir hikâyeyi iki boyutlu olmaktan çıkartıp, sonsuz boyuta taşıyabilen, yarattığı dünyayı size her açıdan gösterebilen bir yazar. Ve şimdi de elini “evrensel konulara” attı.

Bkalım başımıza daha neler gelecek.

NOT: Başıma gelecekleri bildiğim için bu sefer uçağa binmeyi beklemedim okumak için. Çünkü uçakta yemek yemeyi çok seviyorum.

AYKUT OĞUT

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.