Kadının toplumsal konumlanışı

Kadının toplumsal konumlanışı

0
PAYLAŞ

bir asgari ücretli bu sistemle, bekârsa 478, evliyse 573 yeni lira alabilecek. Tasarıya göre indirimin mükellefin kendisi için sanayi kesiminde çalışan ve 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yüzde 50’si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş için yüzde 10’u, ilk iki çocuk için yüzde 7,5’i, diğerleri için yüzde 5’i olarak uygulanması öngörülüyor.


Asgari ücret alan bir kişi 4 çocuklu ise bundan sonra hiç vergi vermeyecek. Bu durumda  asgeri ücretlinin eşi çalışmıyorsa ayda 9Ytl ve günde 30 kuruş gibi bir kazancı olacak. Bir dolmuş şöföründen 6 kat daha fazla vergi ödeyen asgeri ücretlilerin asgari geçim indirimi adıyla yürürlüğe konulan bu yasayla biraz olsun rahatlayacağı kuşkusuz.


Ancak konuya başka bir boyuttan baktığımızda bu uygulamanın işgücüne katılım oranı zaten oldukça düşük olan kadınları daha da eve bağımlı hale getirebileceği ya da zaten halihazırdaki bir realiteyi pekiştirebileceği düşüncesi akıllara geliyor. Ülkemizde toplumsal konumlanışı itibariyle kadın ve erkekler arasında eşitsizlik hala sürmekte. Siyaset alanından tutun da iş yaşamına ve eğitime değin kadınların arka planda kalmışlığı ülkemizde bir gerçek olarak karşımızda.


Nuray Mert, 13.03.2007 tarihli Radikal gazetesindeki yazısında, kadınların maruz kaldığı şiddet olgusunun analizini hem sosyo eokonomik hem de kültürel boyutuna değinmekte ve liberal ve modern bir çevrede yaşayan kadınların herhangi bir kültürel ya da normatik baskıya maruz kalmadığından şiddete uğraması sonucunda boşanmasının ya da ilişkiyi sonlandırmasının daha kolay olacağını söylemekte.


Bu noktada, ülkemizde ekonomik özgürlüğe sahip ve liberal bir çevrede yaşama olanağını bulan çok az kadın odluğunu hatırlamalıyız. Mert, bu şanslı azınlığın şiddete maruz kaldığında olası çözüm yollarını değil de yakınmayı seçmelerini onların burjuva şımarıklığına bağladığını ve bu şekilde olayın toplumsal değil daha çok kişisel/psikolojik bir sorun haline dönüştüğünü o söylemekte. 


Bu yoruma kaltılmakla birlikte   kültürel değerlerin ve normların ekonomik özgürlüklerle aynı oranda ve hızda gelişmediğini hatırlamamız gerekmektedir. Bunun yanısıra kadınların ekonomik olarak erkeğe bağımlılıkları ve hala ülkemizin çoğu bölgesinde geçerli olan feodal, geleneksel değerler ve normlar, kadına yönelik şiddeti pekiştiren bir olgu.


Dolayısıyla,  şiddet olgusuna salt altyapısal indirgemeci bir yaklaşımla eğilmemiz bu olgunun eksik bir biçimde değerlendirlmesine neden olacaktır. İndirgemeci bir açıklamadan kaçınmak için sistemin bireyler -özellikle kadınlar- üzerindeki hegemonik etkisinden söt etmek gerekmekte. Marxist düşünür Gramsci’nin kapitalist burjuva toplumu ile ilgili yaptığı bir kavramsallaştırma olan hegemonya kavramıyla burjuva değerlerinin egemen hale geldiği bir toplumsal yapıda ekonomik ve sisaysal baskı ve iktidar mekanizmalarının yanında ideolojik bir baskı unsurlarındandan da bahseder. Kapitalist burjuva toplumu din, aile, eğitim ve benzeri kurumlar aracılığıyla hakim ideoloji ya da kültürünü bireylerin içselleştirmesini sağlar.


Burada önemli olan rıza kavramıdır. Kapitalist burjuva toplumundaki egemen kültür bireylere baskı ya da şiddet uygulamaksızın –berlirli ideolojik hegemonya araçlarıyla- kendi değerlerini alımlamalarını sağlar. Bizimkisi gibi hala geleneksel ve feodal değerlerin yaygın olarak deneyimlendiği ve aynı zamanda serbest piyasa ekonomisi ve tüketim kültürnün yaygın olduğu bir toplumda bir takım kültürel hegemonya araçlarından söz etmek mümkün. Bu araçlar- din, devlet, aile, eğitim- bireylerin ve özellikle kadınların sistemi kendi rızalarıyla yeniden üretmelerini sağlamakta.


Ev dışı alnada üreten erkek ve erkeğin üretimini sağlaması için domestik alanda ücretsiz -rızasıyla- çalışan kadın bu yolla sistemin devamını sağlamakta.  Buna ilave olarak bir takım toplumsal kurumlar da kadını toplumsal konumlanışı itibariyle geri planlarda tutmaya devam etmekte.


Asgari ücretli çalışmakta olup alım gücü zaten oldukça zayıf vatandaşlarımıza vergi muafiyeti uygulaması oldukça adil ve olması gereken bir uygulamayken asgari ücretlinin eşinin çalışmaması halinde bu muafiyetten yararlanamsı koşulu kafada bir takım soru işaretleri oluşturuyor. İkisi de asgari ücretli olan bir çiftin aylık geliri yaklaşık 900 YTL.


Bu durumda Şubat 2006  verilerine gore yoksulluk sınırı 1,141YTL iken her iki eşin de çalışması halinde vergi muafiyetinden yararlanması ugun olacaktır. Yani, asgeri ücretli evin reisinin eşinin çalışmaması koşulu kaldırılıp eğer çalışan kadın da asgari ücretliyse her ikisini de vergi muafiyeti getirilmeli ve bu yolla kadınların işgücüne katılımı desteklenmelidir.
_______________


* Maltepe Üniversitesi, Arş.Gör seline@maltepe.edu.tr

BİR CEVAP BIRAK