Kafalar değişmedikçe…

Kendisini geliştiremeyen politikacı bizde.
Kavgacısı bizde.
Sabıkalısı, yolsuzluk yapanı, rüşvet vereni; velhasıl bilumun suçlardan yakayı sıyırmak için dokunulmazlık zırhına bürünmüş olanı bizde.
Az gelişmiş milletvekilimiz var ve herkes şikayetci.
Ya diğerleri?

Misal: Yargımız nasıl?
Kendi ağızlarından itiraf ettikleri şekilde “ Vicdani ile cüzdani” arasında sıkışmış yargıçlar bizde.
Anayasa ve yasaları gözü görmeyip “fetva” vereni bizde.
Dünyanın en garip yorumları ve kararları ile kendisini yasamanın üstünde ve bulutlarda dolaştığnı sanan Anayasa Mahkemesi bizde…
Siyasete bulaşmışı bizde.
Ergenekon’a dolanmışı bizde.

Bir başka misal: Devlet memurumuz nasıl?
Eksik olmasın, rahmetli Turgut Özal’ın kehaneti olan “Benim memurum işini bilir” vecizesinden sonra alimallah işini bilmeyen memur kalmadı sayılır.
Kırtasiyecilik azaldı deniyor, memur direniyor.
Rüşvet bitti-bitecek deniyor, şimdilerde ise “belgeli rüşvet” ya da “ortam dinlemeli” suçüstü rüşvet olayları patlak veriyor.

Misal: Polisimiz ne haldeler?
Polisimizi iç güvenlik yanında başka görevlerle donatmak istiyorlar. Yani askerin bazı görevlerini polise aktarmak istiyorlar. Bu kez de “ Polis devleti” iddiaları yaygınlaşıyor.
Aslına bakarsanız, 1980 öncesi polis ikiye bölünmüştü.
Pol-1 ve Pol-2 diye.
Değişen pek şey yok.
Şimdilerde Fethullahcılar ve karşı Fethullahcılar diye yine iki parçalar.
Yani ordada durum “parçalı” bulutlu.

Misal: Peki askerimiz nasıl?

Bence dayanıklı bünyeye sahip bir yapısı var cihet-i askeriyemizin.
Bir çok yönden kuşatılmasına rağmen sağlam çıkan Genel Kurmay Başkanı Başbuğ, aslanlar gibi savunuyor camiayı.
Güven erozyonuna rağmen, gerek içten ve gerekse dıştan ağır top ateşine maruz kalmasına rağmen ordumuz, seçilmişlerin emir-komutasına girme konusunda yavaş hareket etmeyi tercih ediyor. Zamana yaymak istiyor bu yeni oluşumu.
İçlerinde “ karanlık” işlere bulaşmış bazı kurmayların ve komutanların, daha önce iç bünyeden atılmaması sancısını çeken Başbuğ, zaman zaman “ Ne şiş yansın, ne kebap” politikası izlese de çözüm uzaklarda…
Asırlık alışkanlıklar, bir günde terkedilecek gibi değil.

Velhasıl.
Uzaktaki dostlar, Türkiye dışında yaşayan arkadaşlar.
Kafamız hala değişmiyor.
Hoşgörü, hazmetme kapasitesi, eski alışkanlıklardan vazgeçme, tek parti zihniyeti günlerini özleme gibi sosyal tutum ve davranışlarımız değişmedikçe bizim Batı ile arayı kapatmamız mümkün değil.

Önce “kafadan” kafa değişikliği lazım.
Aksi halde son kavgaların yaşandığı Meclisteki gibi daha çok “kafa kafaya” toslaşırlar, “kafa-kol” kırarlar ama sonunda bir yere varılmadığını farketmeye başlarlar.
İnşallah başlarlar…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.