Kafasını kaşıyan adam (!)

Bu ülke 84 yıldır çağdaş toplumlar arasına girmek için yol alıyor.
Bu ülke cumhuriyet sayesinde ayakta.
Bu ülke 1946’dan bu yana Büyük Kurtarıcı Atatürk’ün kurduğu CHP’nin öncülüğünde çok partili sisteme geçti.
1950’den bu yana 57 yıldır demokrasiyi deniyoruz.
Üç tam, bir yarım yani, üçbuçuk yol kazası yaptık.
Hedef ise kazasız belasız daha ileriye gitmek.
Gidilebildiğimiz kadar değil, fazlasını hak ettiğimiz yere kadar çabalayıp ulaşmak.
Yani kaderci değil, iddialı olmamız gerek.
Kimseyi küçük görmeden.
Kimseyi karalamadan.
Kimseyi kırıp dökmeden.
Ve de siyaseticiyi politikadan soğutmadan yolumuza devam etmeliyiz.
“Neden kimseyi küçük görmeyelim?”
Neden bu soruyu sordum?
Gazeteci dostum, 35 yıllık arkadaşım köşe yazarı Bekir Coşkun’un “Göbeğini kaşıyan adam”ı hala gündemde de ondan.
Genel Kurmay eski Başkanlarından emekli orgeneral  Hilmi Özkök Miliyet’te Fikret Bila’ya “göbeğini kaşıyan adamla” ilgili bazı tesbitlerini aktarmış.

Paşa sözlerinin bir yerinde “Göbeğini kaşıyan adamı kazanmalı. Birileri göbeğini kaşıyan adamı hor görürken, öbürü onun evine ayakkabısını kapı önünde çıkarıp giriyor ve onu kazanıyor…”demiş.

Bekir Coşkun ise yazısında şu karşı tesbiti köşesine taşımış.

“Bu bir siyasi yaklaşım olarak doğrudur.
“Göbeğini kaşıyan adam” çoğunluktadır ve onu kazanan siyasette de kazanmış olacaktır.
Ancak bunu yapmak “siyasi ahlak” içermez.
Çünkü “göbeğini kaşıyan adam”ın düzeyine ine ine, onu ödüllendire ödüllendire, onu yücelte yücelte bir yere çıkılmaz.
İnilir…
Belki siyasi partiler bir süre kazanabilirler, ama Türkiye kaybeder.
Nitekim 1950’den bu yana sağ partiler bunu yaptıkları için Türkiye çağdaşlaşacağına giderek çürüdü”

Peki de Türkiye’nin fakirliği, geri kalmışlığı gibi tüm gerçekler ortada iken, okumuşların sayısı belli iken “göbeğini kaşıyan adam sayısını”azaltmak mı gerek, yoksa arttırmak mı?
Onu horlamak mı gerek, eğitmek mi?
Onu kaybet mi gerekiyor, kazanmak mı?

Bekir Coşkun hep tersten bakmış olaya:

“Göbeğini kaşıyan adam asla okumaz.
Asla uyanmaz.
Asla görmez..
Asla düşünmez.
Ve göbeğini kaşıyan adam asla kafasını kaşımaz.”

Yani Urfa’da, Maraşta, Edirne’de Kars’ta, Sinop’ta, Antalya’da dizi dizi üniversiteleri, göbeğini kaşıyan adamın önüne koymuşuz gibi…
Oxford, Yale,  Harward, MİT, Princeton ve Sorbonne üniversitelerinde okumaları için şans verdik (!) ama  göbeğini kaşıyan adam ısrarla okumadı…
Aydınlatmaya çalıştık, aydınlanmadı.
Uyandırmak için dürttük, uyanmadı.
Görmesi için rehberlik yaptık, ışık tuttuk ama onlar göremedi.
Düşündürmek için gazetecisi, aydını, entellektüeli, sanatcısı ve politikacısı olarak üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık ama bu adamlar düşünmediler.
Üstelik hep göbeklerini kaşıdılar.

Yazıktır, günahtır.
Bühtandır.
Bu iddialar insanı çarpar.

Önce göbeğini kaşıyan adamı “adam gibi” kazanmayı düşünelim.
Sadece seçimden seçime onu “çantada keklik” gibi gören kötü siyasetcinin önüne set çekmenin tek yolu, göbeğini kaşıyan adam sayısını asgariye indirmek, başını kaşıyanların sayısını arttırmaktan geçiyor.

Bu da kimilerinin beğenmediği çağdaşlaşmaktan geçiyor.
Kusura bakılmasın ama bu böyle…
Bir yere taş atarken demek ki kırk kere düşünmek gerek.

 

 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

13 − eleven =