Kahinden 3. Dünya Savaşı uyarısı

Kahinden 3. Dünya Savaşı uyarısı

0
PAYLAŞ

Dünyaca ünlü ekonomi profesörü Nouriel Roubini, son yazısında, mültecilerin desteklenmesi, çöken devletlerin yeniden yapılanabilmesi ve milyonlarca Müslüman ve Afrikalıya ekonomik fırsatlar tanınamaması durumunda kaos, hatta ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ çıkabileceğini savundu.

Roubini’nin project-syndicate.org için yazdığı yazının tam çevirisi şöyle:

İki haftalık bir Avrupa turundayım.

Bu gezi insanı Avrupa’nın durumuyla ilgili ya kötümserliğe ya da yapıcı bir iyimserliğe itecek nitelikte.

Önce kötü haberlerden başlayayım…

Kasım ayının başında yaşanan terörist saldırıların ardından Paris, depresyonda değil belki ama çok hüzünlü, çok kasvetli. Fransa’nın ekonomik büyümesi kan kaybetmeye devam ediyor, işsizler ve birçok Müslüman son derece hoşnutsuz ve görünen o ki Marine Le Pen’in aşırı sağcı Ulusal Cephe’si, bölgesel seçimlerden iyi bir sonuçla çıkacak.

Terörist saldırı riski nedeniyle neredeyse tecrit altına alınan ve yarı yarıya ıssızlaşan Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları, bırakın sınırlarında aciliyet arz eden istikrarsızlık ve şiddet sorununu çözmeyi, mülteci ve göçmen akımı konusunda henüz ortak bir strateji belirleyebilmiş dahi değiller.

Avro bölgesinin dışındaki Londra’da, para birliğinin olumsuz mali ve ekonomik etkilerinin yayılma tehlikesinden endişe ediliyor. Ve göçmen kriziyle son dönemde yaşanan terörist saldırılar nedeniyle, önümüzdeki yıl gerçekleştirilmesi planlaan AB referandumu, Britanya’nın birlikten ayrılmasıyla sonuçlanabilir. Bu da büyük ihtimalle Britanya’nın bizatihi parçalanmasını getirebilir, çünkü İskoçlar bağımsızlıklarını ilan edebilirler.

Bu arada Berlin’de Alman Şansölye Angela Merkel’in liderliği, yükselmekte olan bir baskının altına giriyor. Yunanistan’ı avro bölgesinde tutma kararı, cesur ama destek bulmayan ‘1 milyon mülteciyi Almanya’ya kabul etme’ tavrı, Volkswagen skandalı ve Çin ve diğer gelişmekte olan piyasaların yavaşlamasının ardından ekonomik büyümenin zayıflaması, Merkel’in kendi partisi içerisinden dahi eleştiriler almasına yol açıyor.

Frankfurt, siyasi bakımdan bölünmüş bir şehir; Almanya Merkez Bankası, mali genişlemeye ve negative faiz oranlarına karşı çıkarken, Avrupa Merkez Bankası daha da fazlasını yapmaya hazır. Fakat Almanya’nın tutumlu tasarruf sahipleri (hane halkı, bankalar ve sigorta şirketleri), avro bölgesi içerisinde pervasızca para harcayan ve borç içinde yüzenleri sübvanse etmek için kendilerini vergilendiren AB Merkez Bankası’na çok öfkeli.

Bu ortamda, istikrarlı bir para birliğinin ihtiyacı olan bankacılık birliği ile ekonomik, mali ve siyasi birliğin tümünden bahsetmek mümkün değil, Avro bölgesinin ‘çekirdeği’, daha fazla risk paylaşımı, dayanışma ve daha hızlı bir entegrasyona karşı çıkıyor.

Hem sağ hem de sol kanattan popülist partiler (AB karşıtları, avro karşıtları, göçmen karşıtları, ticaret karşıtları ve piyasa karşıtları), Avrupa genelinde güçleniyorlar.

Fakat Avrupa’nın karşı karşıya olduğu bütün bu sorunlar arasında, varoluşsal bir tartışma yaratabilecek mesele, göçmen krizi.

Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Sahel bölgesinden Afrika boynuzuna kadar genişleyen bir coğrafyada, yaklaşık 20 milyon yer değiştirmiş insan var; iç savaşlar, yaygın şiddet ve başarısız devlet yapılanmaları, bölgenin standardı haline geliyor. Avrupa 1 milyon mülteciyi hazmetmekte sorun yaşıyorsa, önünde sonunda karşısına çıkacak bu 20 milyonla nasıl başa çıkacak?

Avrupa dış sınırlarını koruyamazsa, Schengen Antlaşması çökecek ve Avrupa entegrasyonunun temel prensiplerinden biri olan dolaşım özgürlüğünün AB’nin birçok ülkesi arasında ortadan kalkmasıyla, uluslararası sınırlar geri gelecek. Fakat mültecilere kapıları kapatan bazılarının ortaya koyduğu çözüm önerisi, yani halihazırda milyonlarca mülteciyi içine almış durumda olan Türkiye, Lübnan ve Ürdün gibi ülkeleri istikrasızlaştırmak, sorunu daha da kötü bir hale getirmekten başka işe yarayabilecek gibi değil. Mültecileri ‘tutması’ için Türkiye’ye para vermek hem çok maliyetli hem de sürdürülebilir olmaktan uzak.

Yanı sıra, Afganistan ve Pakistan’ı da içine alan Büyük Ortadoğu’nun ve Afrika’nın sorunları, tek başına askeri ve diplomatik yollarla çözülemez.

Ekonomik faktörler, bu ve bunlar gibi anlaşmazlıkları daha da kötü hale getirecek.

Küresel iklim değişikliği, çölleşmeyi hızlandırıyor, su kaynaklarını tüketiyor ki bunun tarım ve diğer ekonomik faaliyetler üzerindeki korkunç etkileri, devamında etnik, dini ve sosyal şiddeti de tetikliyor.

Özellikle Ortadoğu’yu yeniden inşa edebilmek için, mali kaynakları harcama konusunda ancak Marshall Planı gibi büyük bir planla, uzun dönemli bir istikrar sağlayabilmek mümkün olabilir.

Peki Avrupa bunun için payına düşeni ödemeye hazır mı?

Eğer ekonomik çözümler bulunamazsa, günün sonunda bu bölgelerdeki anlaşmazlıklar Avrupa’yı da istikrarsızlaştıracaktır. Milyonlar daha da umutsuz hale gelecek, bu umutsuzluk kaçınılmaz bir biçimde radikalleşecek ve bu ızdırabın sorumlusu olarak, Batı suçlanacak.

Avrupa etrafına duvar örülse dahi, sığınmacıların birçoğu içeriye girmenin bir yolunu bulacak ve bazıları önümüzdeki on yıllar boyunca kıtayı terörize edecek. İşte bu nedenle bazı yorumcular gerilimi yükseltip kapılardaki ‘barbarlar’dan’ söz ederek Avrupa’nın şu anki durumunu, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüne benzetiyor.

Fakat Avrupa, çökmeye mahkum değil. Şu anda karşı karşıya bulunduğu krizler, daha büyük bir dayanışmaya, daha fazla risk paylaşımına ve daha ileri seviyede bir kurumsal entegrasyona yol açabilir. Almanya daha fazla mülteci kabul edebilir (fakat tabii senede bir milyon düzeyinde değil). Fransa ve Almanya IŞİD’e yönelik askeri müdahale için finansal kaynak sağlayabilir. Arupa’nın tümü ve dünyanın geri kalanı (ABD, zengin Körfez ülkeleri) mültecilerin desteklenmesi, çöken devletlerin yeniden yapılanabilmesi ve milyonlarca Müslüman ve Afrikalıya ekonomik fırsatlar tanınabilmesi için fonlar oluşturmak amacıyla büyük miktarlarda para sağlayabilir.

Bu mali anlamda Avrupa ve dünya için pahalı bir bedel olur ve mevcut mali hedeflerin gerek avro bölgesi gerekse küresel anlamda uygun bir biçimde esnetilmesini gerektirir. Fakat bunun alternatifi kaostur ve bunlar yapılmazsa, Papa Francis’in uyardığı gibi, Üçüncü Dünya Savaşı başlar.

Avro bölgesi için tünelin ucunda bir ışık mevcut. Önümüzdeki yıllar için mali gevşemeyle ve giderek esneyen mali kurallarla desteklenecek bir konjonktürel toparlanma sürüyor. Daha fazla risk paylaşımı bankacılık sektöründe başlayacak ve mali birlik için daha istekli teklifler kaçınılmaz hale egelecek. Her ne kadar yavaş olsa da yapısal reformlar sürecek ve yavaş yavaş gerçek büyümeyi artıracak.

Krizler Avrupa’yı daha fazla entegre olmaya ve risk paylaşmaya itiyor. Bugün, hem Avro bölgesinin hem de bizzat AB’nin kurtuluşuna giden yolda alınacak riskler, aydın Avrupa liderlerini daha derin bir birlikteliği sürdürme eğilimine taşıyacak.

Bölünmüş bir Avrupa, var olma ve ABD, Çin ve Hindistan gibi büyük güçleri yükseltip, Rusya ve İran gibi revizyonist güçleri zayıflatma gayretinde olan bir dünyada, olsa olsa jeopolitik bir‘cüce’ olur.

Neyse ki Berlin’de, sayıları zannedilenin aksine birkaç taneden daha fazla olan aydın liderler, Almanya’nın geleceğinin, güçlü ve daha bütünleşmiş bir Avrupa’ya bağlı olduğunu biliyorlar.

Avrupa’nın diğer deneyimli liderleriyle birlikte bunun, Avrupa’nın sınırlarındaki sorunların çözülebilmesi için birleştirilmiş bir dış politika yüütmek de dahil, her tür dayanışmayı gerektirdiğini anlıyorlar.

Fakat dayanışma, ‘evde’ başlar. Bu da, popülistleri ve ulusalcı barbarları, işlerin ve gelirlerin kurtarılmasını sağlayacak, büyüme yanlısı reformları destekleyerek yenmek demektir. GRİHAT

BİR CEVAP BIRAK