Kahveden gelir sesi

PAYLAŞ

Genel durumu şöyle özetleyebiliriz: herkesin bir fikri var ve kimse hoşnut değil. İnsanın olumsuz etkenleri yüzde yüz kendinden başka bir yerde araması bir ölçüde doğal karşılanmalı: kendini görmek başkasını görmekten her zaman daha zordur, ayrıca insan kendine katlanabilmek için boşluklarını görmezden gelmek eğilimindedir. Asıl sorunları kalın örtüler altında gizlemeye yatkın bir kavrayışın sürekli yapay sorunlar yaratıp ilgiyi bu yapay sorunlar üzerine çekmesi yaşamı her adımda biraz daha güçleştiriyor. Çözülmemiş ve ertelenmiş sorunlar ya da geçici yöntemlerle çözümlenir gibi yapılmış sorunlar bir zaman sonra dallanıp budaklanmış olarak, yepyeni sorunlarla bütünleşmiş olarak karşımıza çıkıyor. Her durumda sağduyulu halkın dayanıklılığına güvenmek gibi bir tutumu elden bırakmayarak bugünü olduğu gibi yarına aktarmakla elde edebileceğimiz çok bir şey yok. Sorunları yüzeyden tartışan ya da tartışır gibi yapan ya da kendi çıkar hesapları çerçevesinde işine geldiği gibi yorumlayan yetersiz kimseler her şeyi daha da bulandırıyorlar. Pencereler kapalı, ışık gelmiyor. Hep aynı insanları karşımıza çıkarıyor birileri, o aynı insanlar bugün şurada yarın burada kırık plak gibi aynı şeyleri söylüyorlar.

Korkunç bir bilinç yetmezliğinin doğal sonuçlarını yaşıyoruz aslında. Oysa yıllardır ve yüzyıllardır yaşadığımız şeyler aydın bilincinin ne kadar önemli olduğunu bize derinden duyuruyor. Toplumsal bilincin üstüne çıkan ve elbette her adımda toplumsal bilinci yönlendirecek olan aydın bilinci kendisi muhtacı himmet bir dede görünümünde her gün biraz daha acınası bir biçimde eriyor. Yarım yamalak eğitilmiş insanların derme çatma yöntemlerle ve görünür görünmez ilişkilerle bilim adamı, felsefe adamı, sanat adamı, meslek adamı, siyaset adamı, iş adamı olabildiği yerde sağlıklı fikir üretiminin olabilmesi için mucizelere gereksinim vardır. Dinlerin öngördüğü mucizeler yaşamda kendini göstermez ve yaşam bize kulaklarımızı iyi açarsak şöyle diyecektir: dehalar bile bir yanı toplumsal ve öbür yanı kişisel çabaların ürünüdür. Yani emek vermeden doğru dürüst yani insana yakışan hiçbir şey elde edemezsiniz. Yaşam toprak gibi verimlidir ama onu işlemeden hiçbir ürün alamazsınız. Aydın geçinen kimsenin her türlü yetersizliğini sıkı sıkı koruyarak kurulu düzenin sıcak kanatları altına sığınıp orada gününü gün etmesi nice kötü sonuçları getirmiştir.

Herkesin bir fikri var ve kimse hoşnut değil. Kimse bunda benim suçum ne kadar diye düşünmüyor. Herkes başkalarını suçluyor. Herkes bir başka kesimi gözlüyor bir başka kesimi eleştiriyor. Aydın dediğimiz insan enaz çabayla bilgi üretmenin yollarını arıyor. Kimse okumuyor ve herkes biliyor. Üç tane yazı yazmış adam elli yıldır yazı yazan adama yazarlık öğretiyor. Yaşama bilgiyle değil de kurnazlıkla yönelmek, onu zekanın inceliklerini kullanarak anlamaya ve çözmeye çalışmak eski bir alışkanlık. Kitaplıkları bile olmayan bilim yuvalarının yetiştirdiği insan kitap gördüğünde şeytan görmüş gibi oluyor. Sergilerde satılan kitapların yüzde doksanı uydurma.

Düşünce üretiminin engellendiği gibi bir izlenim toplumda yaygındır ve bu büyük ölçüde de doğrudur. Ama bu izlenim biraz da yanlış bir izlenimdir. Adama sorarlar: ne ürettin de neyi engellediler? Elbette engelliyorlar ve elbette engelleyecekler. Dünyanın her yerinde baştan beri böyle oldu bu. Onlar engelleyecekler sen üreteceksin. Koca bir toplumu herhangi insanların istemine bırakıp çıkabilir misin? Çıkamazsan yapacağın şey fikir üretmektir. Kapıdan atacaklar, bacadan gireceksin. Ama sen ne yapıyorsun? Şuradan buradan ama hep kolay yollardan edindiğin olanaklarla gününü gün etmeye bakıyorsun. Bir bakıyoruz Bodrum’da rakıyla balığı buluşturuyorsun bir bakıyoruz Marmaris’de bir barda kafayı çekiyorsun. Bir bakıyoruz Ankara’da falanca meyhanedesin bir bakıyoruz İstanbul’un lüks “mekan”larından birinde “keyif” çatıyorsun ve tam bir yaşam ustası olarak üstün “performans sergiliyorsun”. Anadolu’nun her yerinden okey şıkırtıları yükseliyor, bu defa da kahvedesin. Tamam, yap bunları, gözümüz yok, ama hep böyle mi yaşayacaksın?

Herkesin fikri var ama kimse hoşnut değil dedik ya bu da doğru mu değil mi bilemiyorum. Belki de hoşnut herkes. Zaman zaman herkes hoşnutmuş gibi bir izlenim de alıyoruz. Fincancı katırlarını ürkütmeden yaşamak, alabildiğini alıp alamadığına aldırmamak, bir şeyler edinmek için her şeyi yapabilmek ama yetinmeyi de bilmek… Kısacası eğrisini doğrusuna denk getirerek yaşamak ve devrim bilincini her zaman ayakta tutmak!

CEVAP VER