KANADA… Çin’in Özgür Basını Kanada’da…

Çin gazeteciliği basın özgürlüğünün tadını çıkaracak yeri buldu: Kanada!

Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Dünya Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü ve sivil toplum kuruluşlarındaki özgürlük karnesi hep kırık not getiriyor. 

180 ülkenin en dibinde yer alan Kuzey Kore’dir.

Çin’in maşallahı var, 3 sıra önde; yüz yetmiş yedinci en berbat notu almış. 

Birinci sıraya kurulmuş olan Norveç’in ardından altıncı sırada Kanada’yı parmakla gösteriyoruz; güzel… 

Önce rakamlarla biraz sizi sıkayım, sonra bir fıkra anlatır, ferahlarız hep beraber:

37 milyonluk Kanada’da gazete sayısı bini geçkindir; toplam tiraj 25 milyondur. 

Bu gazetelerden ulusal ölçekte dağıtıma çıkanların sayısı 35’dir.

Çift dilli, İngilizce ve Fransızcanın resmî dil bulunduğu çift dilli Kanada’da internet yayıncılığına rağmen gazete okur sayısı düşmek bir yana 2016 sayımına bakılırsa % 4 civarında artış bile göstermiş. 

Tabii böyle bir gazete pazarında Kanada’daki Çin asıllı göçmenlere hitap eden yayıncılığın olmaması düşünülemez. İki milyondan fazla Çinli-Kanadalının hem ulusal hem de yerel ölçekte Çince yayınlanan gazetelerini her köşede bulmak mümkün.

Bunlar arasında en ünlüsü, Toronto’da merkezi olan Sing-Tao’dur. 1938’de Hong Kong’da kurulmuştu, sonra Kanada’ya taşındı. Kanada’daki günlük tirajı 200 bin! 

Sing-Tao’nun Birleşik Krallık’ta, Avustralya ve Amerika’da ayrı baskılarının yayınlandığını da buraya eklemeli…

Öte yandan ilana dayalı parasız dağıtılan küçük gazeteleriyle birlikte Kanada’daki Çin asıllı etnik grubun gazete sayısı yirmiden fazladır. 

Şimdi gelelim asıl merak uyandıran bir iddiaya: Başta Kanada olmak üzere öteki ülkelerde Çince yayın yapan gazetelerin pek çoğunun aslında Çin Halk Cumhuriyeti’nden maddi anlamda destek gördüğü iddiası öteden beri öne sürülüyor.

Bu iddia tümüyle kanıtlanabilir görülmüyor, en azından bazı gazetelerin Çin’e derin bir muhalefet sürdürdüğünü biliyoruz; bunlar arasında Sing-Tao bulunuyor.

Eğer doğruysa, Çin’in yaptığı Truva Atı’yla Batı’nın özgür gazetecilik alanına girmekten başka bir şey değildir.

Basın özgürlüğü karnesi ikmâle kalmak şurada dursun, mektepten uzaklaştırmayı gerektiren Çin, başkasının hürriyetinden yararlanmakta, göçmen bulunan Çinlileri siyasi ve kültürel hegemonyası altında tutmaya devam etmektedir.

Tabii, gazeteciliğin neyi nasıl göstereceğine dair nesnel bir gerçeklikten söz etmek de zor!

Geçen gün İngiliz BBC’nin, uzunca bir süre Çin’e sokulmayan Dünya Sağlık Örgütü-WHO uzmanlarının virüsü araştırmak üzere mecburen kabul edildiklerine dair haberde gösterdiği Çin şehri, aman Allahım, kırık dökük evlerin, kirli pasaklı sokakların, hani şurada bir gece konakla deseniz içine adım atamayacağınız bir takım yerlerin görüntülerini verdi. 

Kaldırımlarda hain ve sinsi bakışlarıyla dolaşan farelere rast gelinse, şaşmazdık! 

Vah vah, dedik. 

Ardı sıra, hemen her gün mutlaka biraz olsun izlediğim Çin devletinin yarı resmî televizyonu olan CGTV isimli Çin Haber Kanalını izledim. Aynı WHO uzmanlarını izleyen kameraman onların gezdiği kentin en güzel mahallelerini, modern gökdelenleri, hatta Amerikanvâri alışveriş merkezlerini, kaldırımlarda maskeli fakat podyuma çıkmış manken endamındaki pek şık bayanları ardı arkasına sergiliyordu. 

Haber, biraz da nereden baktığınıza bağlıdır, fakat hakikat tektir, değişmez.

Çin’de süt dökmüş kedi gibi suskun, Batı’ya gelince Aslan Yürekli Şvayk olan Çin gazeteciliğine ait Amerikan fıkralarının ortada olmaması da ilginç; bir vakitler, Sovyetlere giydirmedikleri kalmıyordu Conilerin… 

Eski Amerikan Başkanlarından, neo-liberalizm siyasetiyle dünyanın başını nâra yakmış  Ronald Reagan‘ın iyi bir fıkra anlatıcısı olduğunu hatırlıyoruz. Sovyet bloğunun tam da çöktüğü günlerdi, fıkralarından bir tanesinde, kürsüdeki Reagan herkesi kırıp geçiriyordu:

Bir Amerikalı bir Rusa, ABD’nin özgür bir ülke olduğunu ve eğer isterse Beyaz Saray önüne gidip, ¨Kahrolsun Reagan¨ diye slogan atabileceğini söyler. Rus, derhal cevaplar: ¨ O da bir şey mi!¨ der, ¨Ben de Kremlin’in önünde Kahrolsun Reagan, diye bağırabilirim.¨

Sovyet karşıtı bu fıkraları üretmek için o vakitler CIA merkezinde bir fıkra üretim merkezi kurulduğunu da biliyoruz. Fıkralar CIA patentliydi, postalanan mektup gibi basına günlük servis ediliyordu. Reagan da fıkralarını buradan edinmekteydi.

Bugün Çin’e fıkra postalanmıyorsa, sebebi karşı tarafta postanelerin olmaması değildir. Soğuk Savaş yıllarının Amerikan-Rus sürtüşmesinde iki taraf ideolojik farklılıklar dışında, nihayet birbirine benzeyen insanlardan oluşuyordu.

 Oysa bugün Çinliye dair üretilecek fıkranın ucu Anti-Sinae’ye uzanır, fıkrayı söyleyen  Sinofobi suçlamasıyla karşılaşır. Irkçılık hassasiyeti ve suçlaması eşikte beklemektedir. Şimdilerde Çinli karikatürü çizmek bile hassasiyet sınırlarına giriyor.

Hasılı; Küresel anlamda insan haklarına ilişkin hassasiyet gösterilen özneler değişmiştir de işte biz o yüzden fıkrası eksik Çin’le yaşıyoruz!

Öyle ki, kullanılan anti-sinae biçimindeki siyasal terim bile Batı’nın dil ortaklığından, Latinceden gelmektedir: Bilirsiniz; Sinae, Latincede Çin demektir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven + fifteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.