KANADA… Trump’ın dedesi var ya!

Fazla tanınıp meşhur olunca, geçmişini karıştıran çok olur.

Ben, bir keresinde, romanlarımdan birisi iki defa üst üste baskı yapıp 3-5 bin fazla satınca, peşime düşeni çok oldu; oradan bilirim.

Geçmişi karıştıranlar, taaa, dedenin babaannesinin amcasına kadar uzanır!

Oysa, sana ne yahu, dedenin dedesinin yaptığından ettiğinden; iyi de yapmış olabilir, kötüsünü de…

Amerikan Başkanı Trump’ın geçmişini de sanki o bundan sorumluymuş gibi elekten geçirenler pek çoktur.

Başkan Trump’ın cemaziyülevvelini didikleyip kirli çamaşırlarını dökmeye meraklısı da çıkıyor.

Bırakın, adamcağız ağız tadıyla Başkanlığını tamam etsin; böyle diyeni yok.

Şimdi de dedesinin genelev çalıştırıp kadın pazarladığını, tarihî bir gerçeği yakalamış gibi öne sürüyorlar.

Öyle büyütülecek bir şey değil, nihayetinde tarihin en eski mesleklerinden birisine el atmış dedesi, Friedrich Drumpf !

Adından da anlaşılacağı gibi dede bir Alman göçmeni…

1885 yılındayız; Almanya’da on altı yaşında bir berber çırağıyken, Kanada’ya göçmeye karar veriyor, bir gecede.

Duyduğu cazip hikâye bu kararı vermesine yetip artıyor.

Kuzeydeki Yukon Bölgesinde Klondike kasabası civarında bulunan altın madenine doğru âdeta hücûm şeklinde göç başlamıştır, gidenler sandık sandık, sepet sepet altınla geri dönmektedir.

Bu söylenti üzerine, ki sandık sepet kısmı biraz tevatür olsa da büyük ölçüde hakikattir, dede Friedrich Kuzey Amerika’ya gelir.

Fakat kazın ayağı öyle değildir.

Friedrich altın çıkartmanın, vahşi doğa koşullarında pek zor olduğunu pek çabuk anlar, işin kolayına kaçacaktır; hem boz ayılarını, vahşi hayvanları da görünce ona hak vermek gerekir.

Aşırı soğuk, engebeli doğa, ulaşım imkânlarının insan hayatına mâlolan güçlükleri yanı sıra vahşi hayvanlarla burun buruna gelmesi de var.

Friedrich Drumpf sel baskınları, karlı yamaçlarda çığ tehlikesi atlatarak ulaştığı altın madeni bölgesinde evvela kantinciliğe başlar, bakkallık yapar, fakat bu işten kazanacağı azımsanacak bir şeydir.

Drumpf’ın gözü daha fazlasındadır.

Bir ortak bulur kendisine ve Artik Restoran & Otel adıyla meşhur olacak bir işletme açar, ayrıca bar kısmında alkollü içki satmaya başlar; gelsin kârlar, paracıklar.

Bir süre sonra oteli geneleve çevireceklerdir ve tabelayı da ¨Klondike Ateşi¨ diye değiştirirler.

Klondike Ateşi genelevine her yerden çalışmak üzere kadın gelir; Uzak Asyalısı, Afrikalısı, Avrupalısı, Arabı bile vardır; ne bileyim ben, herhalde vardır…

Dede Drumpf’ın mesleğine verilen adı hepimiz biliyoruz; tekrara gerek yok!

Şimdi Başkan Trump’a yönelik bir hakarete dönüşmesin diye ailenin tarihini yazan biyografi yazarları, doğrudan doğruya ¨Kadın satıcısı yahut pezevenk¨ hitabını kullanmamaya dikkat ve özen gösteriyor.

Biz de asla böyle demeyiz.

Bunun yerine dede Drumpf için otel ve eğlence yeri işleticisi diyorlar; zaten birisine işletmeci dedin mi, her şey hâllolur. İşletmeci demek her şey demektir.

İşletmesinde bilardo salonu bile vardır; çalışan kadınlar orada ıstakayla çuhayı çizmeden top zıplatır, erkeklerin yüreğini hoplatır.

Dede Drumpf birkaç senede iyi para kazanır.

Sonra kerhânecilikten sıkılır…

Zaten belalı meslek!

20.yüzyıl başında Almanya’ya cebinde 600 bin Dolar civarında bir servetle döner.

Dede koku almayı da iyi bilir; yaklaşan I.Dünya Savaşını da hissetmiştir.

Sermayeyi kediye yüklememek için parasını ¨işletmek¨ üzere tekrar ABD’ye, New York’a dönecektir.

Fakat dedenin Kanada sevgisi bitmez, ilk karısı Ivana’yla, şimdiki torunun adı verilen karısıyla Montreal’de tanışır.

Aile kurulmuştur artık.

Bir daha ¨seks ve otelcilik¨ pazarlamasına kalkışmaz ama bir vakitler yaptığı ¨kerhânecilik¨ bir leke gibi onu takip edecektir.

Sonrasını hep biliyoruz, emlak ve otel imparatorluğu kuran oğlu, torunu ve ailenin çığ gibi büyüyen iktidar hırsı bugünün populist Amerikan toplumuyla buluşur…

Başkan Trump’ın Kanada’ya gümrük uygulayıcı malî tedbirleri ve kuzeydeki kuzen komşusuna soğuk siyasetle yanaşmasını kendi ailesinin geçmişine duyduğu tedirginliğe bağlayan siyasi-yorumcular da çıkıyor. Bunlar boş laflar; salla gitsin…

Fakat dilin kemiği yok, herkes her şeyi söyler; siz kulak asmayın!

Ne var ki, Trump iki de bir Kanada’ya sevgilerini gönderiyor; Kanada’yı pek seviyor!

Başkanın ne vakit Kanada’nın adı geçse, yerli yersiz, ¨Kanada’yı çok severim!¨ diye karşılık vermesi de garipseniyor, bu yüzden.

Başkan Trump üzülmesin Allahaşkına!

Biz dedeyi hatırlamıyoruz bile; yenmişe kuzu, geçmişe mâzi denir.

Olur böyle şeyler demeli; geçmişi fazla çomaklamamak lazım.

Unutulmasın ki, zaten kimse tam anlamıyla mâsum değildir.

İsa Peygamberin dediği gibi zâniye ilk taşı atacak kişi tamamen mâsum olmalıdır…

Kimsenin mâsum olmadığı bu ¨kahpe¨ dünyada, rahmetli Süleyman Demirel’in bir sözünü hatırlıyoruz, şimdi:

¨İftiradan değil, yakışan iftiradan çok korkarım!¨ diyordu.

*****

Lakırdıyı toparlayalım da ortalık yerde sersefil kalmasın:

Dedenin soyadı olan Drumpf’ı, Amerikan İngilizcesinde söylemesi zor diye, sonra Trump yapıyorlar.

O zamandan beri Trump aşağı Trump yukarı…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.