Kanadalı maden şirketine Emirdağ yaylalarında altın arama izni!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Türkülere konu olan Emirdağ yaylalarında 10 binlerce dönümlük alanda siyanürlü altın madenciliğine açılıyor. Afyonkarahisar Oğuz Boyu Yörükler ve Türkmenler Derneği Başkanı Şakir Altıntaş’tan girişime sert tepki: “Madencilik Emirdağ’da tarım ve hayvancılığın sonu olur. Ruhsatlar derhal iptal edilsin. İptal edilmezse çadırlarımızı kurup nöbete başlayacağız!”

Türkiye’nin en önemli küçükbaş hayvancılık ve tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesindeki yaylalarda altına hücum dönemi başladı. Adını yöre halkının Emir Baba olarak andığı ve kutsal saydığı Eren’den alan Emirdağ’ın meralarını ve su kaynaklarını tehdit eden altın ve gümüş madenciliği girişimine ilçe halkından tepki geldi. Türkiye’de Uşak Kışladağ ve İzmir Efemçukuru madenlerini de işleten Kanadalı Eldorado Gold adlı altın şirketinin alt kuruluşu olan Tüprag Madencilik’e, Emirdağ’da 13 bin 640 dekarlık alanda maden arama ruhsatı verildi.

 

Sondaj çalımalarına başlanan Emirdağ’da ayrıca 3 maden firması daha benzer şekilde altın, gümüş ve bakır gibi maden arayacak. Mera ve yayla olarak kullanılan dağın Bolvadin sınırında da 8 bin dekarlık bir başka arama ruhsatı daha verildiği ortaya çıkarken Afyonkarahisar Oğuz Boyu Yörükler ve Türkmenler Derneği Başkanı Şakir Altıntaş girişime sert tepki gösterdi. Emirdağlarının altın madenciliğine açılmasının hem tarımı hem de hayvancılığın sonunu getireceğini savunan Altıntaş, “Burada üç tane de baraj var. Siyanürlü madencilik hayvanları da insanları da ovadaki tarımı da zehirleyecek. Emirdağlarında verilen maden ruhsatlarının derhal iptal edilmesi gerekiyor. Eğer iptal edilmezse Yörük-Türkmen dernekleri olarak Emirdağlarında çadırlarımızı kurup burada nöbete duracağız” diye konuştu.

Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesi, adını ilçe sınırlarında bulunan Emirdağlarından alıyor. Osmanlı döneminde adı ‘Aziziye’ olan Emirdağ, Anadolu’da Yörük-Türkmen kültürünün en canlı olduğu merkezlerden biri olarak biliniyor. Güçlü bir küçükbaş hayvancılık üretimi bulunan ilçedeki yetiştiricilik kültürünün kökleri çok eskilere dayanıyor. Antropolog Doç. Dr. Atilla Erden’in verdiği bilgilere göre Emirdağ ve çevresi 13. yüzyıldan itibaren Türklerin yerleştiği ve geleneksel hayvancılık üretimini devam ettirdikleri bir bölge.

ÜRETİMİN VE KÜLTÜRÜN KAYNAĞI DAĞLAR

Orta Asya’dan taşınan inanca göre yüksek dağlarda ve tepelerde ulu kişilerin ve yüksek ruhların dolaşacağına inanıldığını kaydeden Erden, ayrıca dağların hayvancılık üretimi açısından da verimli alanlar barındırdığını belirterek, “Bu yörenin insanı küçükbaş hayvancılık üretimine yatkın ve bu onların aynı zamanda bir yaşama ve üretim biçimi. Buradaki dağlar hem kendilerini koruyabilecekleri hem de hayvanlarını besleyebilecekleri alanlar olmuş ve bu kültürü günümüze kadar korumuş bir bölge burası” diye konuştu.

TOPAK EVLER EKSİ 40 DERECEDE BİLE BARINMA OLANAĞI SAĞLIYORDU

Türklerin Toroslar’dan Kütahya’ya kadar yerleştikleri bölgelere geldikleri coğrafyadaki yer isimlerini verdiğine işaret eden Erden, Emirdağ çevresindeki yerleşim ve coğrafi yer adlarının da bu bakımdan önemli olduğunu kaydetti. Emirdağ yaylalarında yakın zamana kadar kullanılan bir çadır türü olan ‘topak evin’ bu üretim biçiminde önemli bir yeri olduğuna değinen Antropolog Doç. Dr. Atilla Erden, kurulumunda deri malzemenin de kullanılmasından dolayı eksi 40 derecede bile barınabilme olanağı sağlayan topak evin, “derim ev” olarak da anıldığını belirtiyor: Emirdağ bölgesinde de bazı değişiklikler yapılmış, 16. Yüzyılda köylerde nüfus değişimi yaşanmış. Ancak Denizli’nin bir kısmıyla Emirdağ bölgesi eski geleneklerini ve kültürel yapısını günümüze kadar devam ettirmişlerdir. Dilleri, gelenekleri ve kültürel yapıları açısından bu böyle.”

NÜFUSUN BÜYÜK KISMI GURBETTE AMA HAYVANCILIK HALA CANLI

Türkiye’nin zengin halk müziği geleneğinin nabzının attığı bölgelerden biri olan Emirdağ, son yarım yüzyıldır ise daha çok gurbetle anılıyor. Nüfusunun önemli bir kısmı gurbetçi olarak Belçika’ya göç eden ilçede her türlü zorluğa karşın halen güçlü bir hayvancılık ve tarımsal üretim devam ediyor. Afyonkarahisar’ın en önemli küçükbaş hayvan üretimi yapılan ilçelerinin başında gelen Emirdağ’da Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019 yılı verilere göre 145 bini koyun, geri kalanı ise keçi olmak üzere 154 bin 935 küçükbaş hayvan varlığı tespit edilmiş.

37 BİN NÜFUZLU İLÇEDEKİ HAYVAN VARLIĞI BİRÇOK İLDEN DAHA FAZLA

Bu rakamlar 37 bin nüfuslu bir ilçe için birçok ilden çok daha fazla küçükbaş hayvan üretimi olduğuna işaret ediyor. TÜİK verilerine göre 2019 yılında Kastamonu’da 98.063, Sinop’ta 109.566, Ordu’da Artvin’de 147.121, 135.565, Kırıkkale’de 145.244, Giresun’da 112.089, Rize’de 28.303, Sakarya’da 73.175, Bayburt’ta 39. 951, Bolu’da 130.581, Bartın’da 6.666, Gümüşhane’de 38.989, Ardahan’da 99.240, Zonguldak’ta ise 35.564 küçükbaş hayvan varlığı bulunuyor.

EMİRDAĞLARINDA ALTINA HÜCUM DÖNEMİ

Bu tabloya bakıldığında Emirdağ’ın küçükbaş hayvancılık potansiyelinin artırılması ve desteklenmesi gerekiyor. Ancak bir yandan küçükbaş hayvancılık desteklenerek kırmızı et ithalatının önünü kesmeye çalışan iktidar, aynı zamanda hayvancılık yapılan bölgelerdeki mera alanlarını da vahşi madenciliğin yağmasına açıyor.

KANADALI FİRMA EMİRDAĞI YAYLALARINDA ALTIN ARIYOR

Emirdağ’daki mera alanlarını da kapsayan maden arama ruhsatları bu çelişkili uygulamanın bunun son örneklerinden biri. Emirdağı’nda Kanadalı Kanadalı Eldorado Gold adlı altın şirketinin alt kuruluşu olan Tüprag Madencilik, Emirdağlarında 13 bin 640 dekarlık alanda altın ve gümüş gibi değerli madenlerin aranması için ruhsat verildi. Tüprag firmasına 2018’de verilen arama izninin süresi 16 Ekim 2020 tarihinde dolacak. Bu bölgedeki arama sonuçları verimli çıkarsa ardından maden çıkarma işlemine başlanacak ve Türkiye’nin birçok bölgesinde olduğu gibi Emirdağ yaylalarında da siyanür havuzları kurulacak.

FİRMALAR SIRAYA GİRDİ, 😯 BİN DEKARLIK ALANDA RUHSAT VERİLDİ

TÜPRAG dışında Emirdağ’da altın, gümüş ve bakır gibi madenlerin aranması için 3 ayrı firmaya daha arama ruhsatı verildi. Ayme Madencilik, Ay Jeofizik ve Jeotermal Madencilik, Aydın Madencilik gibi firmalara verilen arama ruhsatlarını toplam büyüklüğü yaklaşık 8 bin 143 hektarı  (81 bin dönüm) buluyor. Bu oldukça büyük bir alanda arama yapılacağı anlamına geliyor. Ayrıca Emirdağlarını yayla olarak kullanan Bolvadin sınırlarında da 802 hektarlık maden arama ruhsatı verildiği öğrenildi. Arama ruhsatlarının süreleri 2020 ile 2022 arasında değişiyor.

İLÇE HALKI TEPKİLİ, YAYLALARIN KORUNMASINI İSTİYOR

Yerel halka konuyla ilgili bilgi verilmeden, görüş alınmadan dayatılan bu tür vahşi madencilik uygulamalarına ise tepkiler her geçen gün artıyor. Emirdağ bölgesindeki mermer ve taş ocakları zaten büyük bir tahribata neden olurken siyanürlü altın madenciliği girişimleri ise bardağı taşırdı. İlçe halkı girişimin durdurulmasını ve yaylaların korunmasını talep ediyor.

YÖRÜK DERNEĞİ BAŞKANI ALTINTAŞ: ‘EMİRDAĞ HAYVANCILIK MERKEZİ’

Bölgedeki madencilik girişimi konusunda görüşüne başvurduğumuz Afyonkarahisar Oğuz Boyu Yörükler ve Türkmenler Derneği Başkanı Şakir Altıntaş’ın tepkisi ise oldukça sert. Kentteki hayvancılığın önemine işaret eden Altıntaş, şunları söyledi: “Ben Emirdağlarındaki bu girişime çok tepkiliyim. Yörük Türkmen Derneği Başkanı olarak çok üzgünüm. Kaz Dağlarına da gittim, Toroslardaki yaylalara da gittim. Karadeniz’deki yaylaların harap edilişini de gördüm. Biz her durumda dağlarımızın tahrip edilmesi karşısında tepkimizi gösterdik. Dernek olarak tavır aldık. Emirdağ bölgesinde çok önemli bir hayvancılık ve tarımsal üretim var. Yalnızca Emirdağ’ın değil, Bolvadin’in köylerinin bir kısmı da bu dağlarda hayvancılık yapıyor. Bu yaylalar mera alanı. Bizim büyükşehir yasası çıkarılırken en çok karşı çıktığımız nokta burasıydı: Büyükşehir yasasının çıkarılma nedenlerinden biri de meraların kolayca elden çıkarılmasıydı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin köy kanunları vardı ve buna göre meralar asla işgal edilemez, el konulamaz, tarıma açılamaz ve satılamazdı. Sahillerdeki meraları otellere ve konutlara, yaylalardaki meraları ise madencilere peşkeş çekmek için büyükşehir yasasını çıkardılar ve köyleri mahalleye dönüştürdüler.

‘MADENCİLİK TARIM VE HAYVANCILIĞI MAHVEDER’

Emirdağları yaylalarının bu şekilde bir madenciliğe açılması sadece dağlardaki hayvancılığı değil, ovadaki tarımsal üretimi de mahveder. Çünkü burada üç tane baraj var ve bu barajlardan tarımsal sulama yapılıyor. Türkiye için Çukurova ve Polatlı ovaları neyse Emirdağ ovası da odur. Burası önemli bir hububat üretim merkezidir. O madenlerin zehri bu barajlara akacak. Bu barajlarla sulanan bitkiler kanserojene dönüşecek. Bir süre sonra da topraklar zehirlenecek. Emirdağ’ın tarımı mahvolacak. Son zamanlarda Şuhut’ta toprak zehrinden dolayı patates ekimi yasaklandı. Şimdi Emirdağ’da patates üretimi yapılıyor, yazık olacak.”

‘DAĞLARIN TAMAMINI ŞİRKETLERİN İŞGALİNE AÇACAKLAR’

Emirdağ ve Bolvadin’de yaklaşık 30 köyün madenciliğe açılan yaylaları kullandığını ve buralarda hayvancılık yaptığını dile getiren Altıntaş, “Burada yurt dışından memleketine dönüp hayvancılık yapmaya başlayan insanlar var. Oysa madencilik için verilen ruhsatların büyüklüğüne baktığımızda geniş bir alanı kapladığını görüyoruz. Neredeyse dağların tamamını şirketlerin işgaline açacaklar. Bu şirketler sadece ruhsat sahasıyla sınırlı kalmıyor ne yazık ki, yayıldıkça yayılıyorlar. Bu girişim durdurulmazsa Emirdağ’ın hayvancılık ve tarımsal üretimi biter. Üç yıl sonra Emirdağ’da hayvancılık yapacak bir tane insan bulamazsınız. Emirdağlarındaki siyanürlü madencilik girişimine izin verilmemesini istiyoruz. Çünkü Emirdağları bizim için, Türkiye için mutlaka korunması gereken bir alandır.”

‘RUHSATLAR İPTAL EDİLMEZSE ÇADIRLARIMIZDA NÖBET TUTACAĞIZ’

Bu ruhsatların derhal iptal edilmesi gerekiyor” çağrısında bulunan Afyonkarahisar Oğuz Boyu Yörükler ve Türkmenler Derneği Başkanı Şakir Altıntaş, “Eğer iptal edilmezse Yörük-Türkmen dernekleri olarak Emirdağlarında çadırlarımızı kurup burada nöbete duracağız. Bizi engellemeye çalışacaklar, bunu biliyoruz ama her koşulda bu konudaki mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

ESKİ BAKANA HAYVANCILIK TEPKİSİ: ‘HAKKIMI HELAL ETMİYORUM’

AKP Hükümetlerinin en uzun süre bakanlık yapan isimlerinden biri olan eski Orman ve Su işleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da hemşehrileri olduğunun altın çizen Altıntaş, Eroğlu’nu hayvancılık konusunda eleştirerek şunları dile getirdi: “Eski Orman Bakanı Veysel Eroğlu da bizim hemşehrimiz, Afyonkarahisar’ın milletvekili. Biz burada 8 defa Uluslararası Türk Dünyası Şöleni organize ettik, Veysel Eroğlu bir defa bile gelmedi. Ben kendisine davetiye verirken, ‘şölenimize bütün Türkler geldi, siz gelmediniz. Size mahşer gününde hakkımı helal etmeyeceğim’ dedim. Şölene gelmediği için değil, hayvancılığı bitirdiği için.

‘KÖYÜMÜZÜN ÇOBANLARI ŞEHİRDE KALORİFERCİ OLDU’

Veysel Eroğlu Bakan olduğunda İscehisar’ın Çatal köyünde 58, Ulupınar’da 36 tane keçi sürüsü vardı. Keçi çobanlarına 2’şer bin, 5’er bin lira cezalar yazdılar. Keçinin tanesi 30-400 liraydı o zamanlar. Adamlar keçilerini sattılar ya mermer ocaklarında işe başladılar ya da şehre gidip kaloriferci oldular. Benim köyüm olan Çatal’ın gençleri şu anda şehirde kalorifercilik yapıyor. Bunların hepsi çobandı, keçi sürüleri vardı. Artık yok. Geri dönmek istese hanımını götüremiyor. Ormanları keçilere yasaklayarak birinci hayvancılık katliamını yaptılar. Şimdi de dağlarda siyanürlü altın madenleriyle ikinci katliamı yapacaklar. Hayvancılığa verilen bu zararlardan dolayı ben hakkımı helal etmiyorum. Çünkü biz dernek olarak üniversitelerle ortak bir çalışma yaptık. Keçilerin yetişkin ormana zarar vermediğini, bilakis ormanlara faydasının olduğunu ortaya çıkardık. Keçiler dökülen çam kozalaklarındaki tohumları ayaklarıyla toprağa gömerek ağaçların yeniden yetişmesini sağlıyor, ormanın zeminindeki otları yiyerek örtü altı yangınlarının önlenmesini sağlıyor.” 

Önceki haberDie Welt: Erdoğan Yunan gemisinin batırılmasını istedi
Sonraki haberDış ticaret açığı Ağustos’ta yüzde 170 arttı
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.