Kanı yetmez kanıt gerekir

Kanıya sağlam verilerden çok usun kendi kendine yaptığı çıkarımlarla ulaşılır. Öyleyse kanının sağlam dayanakları yoktur. Us bir kanıya varırken kendi olanaklarıyla bir bilgi üretmiş olur. Salt usun kendi olanaklarıyla ürettiği bilgiler doğrulanmamış bilgilerdir: doğruya açık oldukları kadar yanlışa da açıktırlar. Kanı dediğimiz şey bilgi değeri açısından sanıdır, başka bir şey değildir. Us bir konuda bir kanıya varırken kendi dışına çıkmaya pek de eğilimi olmaz. Bu yüzden kanı üretmek dünyanın en kolay işlerinden biridir. Hemen hepimiz kanı üretmeyi alışkanlık edinmişizdir. Örneğin yüz çizgilerini ve duruşunu beğenmediğimiz adamı güvenilmez ilan etmemiz işten bile değildir. Buna karşılık nicelerini son derece güvenilir görmüş, onlardan bol bol kazık yemişizdir. Kanıt aramadan doğruya ulaşma kolaylığı bu yüzden başımıza işler açıyor. Kanılarımız değiştiği zaman da iş işten geçmiş oluyor.

İyi düşünmeye alışmamış toplumlarda insanlar kanıt arama zahmetine katlanmazlar. Bu gibi toplumlarda görüş her şeyden önemlidir. Bu yüzden öznel yargılar her zaman nesnel yargılar gibi işlem görürler. Kaytarıcı bir kişi olmak işini doğru yapan bir kişi olmaktan daha değerlidir. Duygudaşlıklar kurmak adına hatta gönül almak adına yalanlara başvurun, bakın nasıl sevileceksiniz. Ben bu adamın katil olabileceğine asla inanmadım der birileri. Çocuk yüzlü canilerin bahtı her zaman açıktır. Bir de bakarsınız dört kişiyi bu dünyadan öbür dünyaya şıp şıp bir çırpıda göndermiş olan bir sefilin cezası o güzel duruşundan o melek bakışından o boynu bükük davranışından ötürü epeyce indirilmiştir. Kanıların doğru bilgi yerine geçtiği ortamlarda her türlü sefilliğin üstü ince örtülerle pek güzel örtülüverir. Bu güzel insanların eşsiz varlığında bunca kötülük bunca canilik nasıl türeyebiliyor şaşar kalırsınız.

Bazen kanıt diye bir şeyin anlamını kavramadan kendi kendimize ya da kendi olanaklarımızla kanılar üretiyoruz, bazen de kanıt gerekir diye uydurma kanıtlarla yani kanıt olmayan kanıtlarla doğru bilgiye ulaşmaya çalışıyoruz. Yetersiz kafalarımızla iş yaptığımız sürece başımız dertten kurtulmayacaktır, nitekim kurtulmuyor. Ben öyle görüyorum dediğimizde öylesine sağlam bir güven duygusu içindeyiz ki usta bir kaptanın kendini durgun denizde güvende duymasından daha da güvende duyuyoruz kendimizi. Ama bir insanı yok yere suçluyormuşuz, onun gönlünü boşuna kırıyormuşuz, onu çocuklarının önünde küçük düşürüyormuşuz, onun geleceğini karartıyormuşuz, ne önemi var. Önemli olan bizim kanılarımızdır yani sanılarımızdır. Okumakla araştırmakla işimiz yoktur ama zihnimiz nasıl oluyorsa her koşulda sağlam görüşler üretmektedir. Bazı kafaların doğuştan verimli olduğuna inansak mı?

Yargılarımız yerini bulmadığı zaman az da olsa bir sıkıntı duyar mıyız? Asla. Bizler pişman olmayı da yanılmışım diyerek özür dilemeyi de bilmeyiz. O gibi durumlarda içimizdeki dansöz hemen kıvırtmaya başlar. Daha önce rahat rahat söylediklerinizin şimdi tam karşıtını söyleyin çekinmeyin, hiçbir şey olmaz. Kimse sizin önceki sözlerinizi anımsamaz ki. Anımsasa bile ne var yani, kendisi de gerektiğinde bu her şeyin üstünü sessizce örtüverme yöntemini kullanmıyor mu? Ya da yalandan savunun kendinizi: şeker kardeşim senin belleğinde yanlış kalmış, ben onu demek istememiştim, belki güzel anlatamadım bilemiyorum, ben demek istemiştim ki… Evet uydurma dayanaklarla doğruya ulaşmaya çalışıyoruz. Araştırmak bizim işimiz değil, çıkarımızı ilgilendirmeyen sorunlarla da işimiz olmaz bizim, o durumda rüzgar ne yönü gösteriyorsa hiç çekinmeden o yöne dümen kırmak en güzelidir.

Gündelik konularda olsun daha köklü daha kalıcı konularda olsun, bir sanıya dayanarak yargı veren kişi ahlak açısından sorunlu kişidir. Hele hele bu kişi yargılarını kanıtların üzerine değil de kirli eğilimlerinin üzerine oturtuyorsa düpedüz ahlaksızdır. Bu yüzden insanları meslek adamı olarak yetiştirmeye kalkarken önce onların bilincini güçlendirmek gibi bir zorunluluğumuz vardır. Gündelik yaşamaya alışmış insanların yargıç hekim eğitimci mimar mühendis olmaları son derece tehlikelidir. İnsanın değerini bilmiyorsanız insanla ilgili vereceğiniz her karar çok zaman ahlaksızca olacaktır. İnsanların çıkarlarını kendi çıkarlarımızın üstünde tutabilmemiz ancak iyi eğitilmişlik koşuluyla olasıdır. Yoksa göz göre göre yanlış kararlar vermek işten bile değildir. Başkalarının acısını çekemiyorsanız, başkalarının sevincini yüreğinizin derinlerinde duyamıyorsanız, başkaları adına sevinemiyorsanız, başkalarını değerli göremiyorsanız katil de olursunuz tecavüzcü de olursunuz muhbir de olursunuz. O durumda insandan sorumlu mesleklerden birini seçmeyin. Yargıç da hekim de eğitimci de mimar da mühendis de siyasetçi de olmayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here