Kapitalizmi kimler nasıl buralara taşıdı

Kapitalizmi kimler nasıl buralara taşıdı

0
PAYLAŞ

Geçtiğimiz hafta sonunda basında iki haber yan yana çıktı. Bunlardan birinin başlığı şöyle: “TİM’den Muş’a Yatırım Seferi”; diğerinin başlığı ise şöyle: “(X Firması)İlk Yurtdışı Yatırımını Makedonya’da Yaptı” . Görüldüğü üzere, bir yandan Türkiye’nin geri kalmış bölgelerine yatırım çekmeye çalışılırken, büyük bir firma bir yabancı ülkede yatırım yapıyor. İşte kapitalizmin, daha da ileri giderek, küreselleşmenin mucizevî cilvesi budur: içeride biriktir, dışarıya aktar!

Sermayenin vatanının olmadığı öteden beri biliniyor olmakla beraber, ulusal ekonomik sınırların kalktığı günümüz koşullarında sürecin daha da hız kazandığı ortadadır. Hal böyle olunca, bir yandan sermayeyi içeride tutabilmek, diğer yandan da dış sermayeyi de çekebilmek için devletler adeta birbirleri ile yarışırcasına maliyet kısıcı önlemlere yönelmektedir. Bu önlemler arasında da emek getirisinin baskılanması, vergi teşvikleri verilmesi ön sırada yer almaktadır. Bunların yanında, yer temini, ithalat kolaylığı vb gibi diğer maliyet baskılayıcı önlemler de devreye sokulabilmektedir.

Bu kısa ifadeyi dikkatle irdelersek, neoliberal politika dokusunun nasıl işlediğini çok net algılayabiliriz. Hareket kabiliyeti artan sermaye bir bakıma emeği de kamu erkini de çaresiz bırakmaktadır. Başka bir deyişle, neoliberal politikalarla kamusal erkin çok önemli bir parçası olan maliye politikası devre dışına atılmış olmaktadır. Maliye politikası; kamusal erkin mali araçlarla istihdam sağlamaya ve ulusal geliri yükseltmeye yönelik politikalar geliştirip uygulamaya koyma alanı olarak tanımlanır. Yukarıda verilen iki haber ve iktisat öğretisindeki yeni gelişmeler artık kamu kesiminin böyle bir amacının olmadığının çok net göstergesidir.

1929 Büyük Krizi sonrasında oluşan derin işsizlik ve ekonomik çöküş karşısında iktisat öğretisinde çok büyük bir değişim yaşanmış ve ünlü iktisatçı Keynes’in katkısı ile Maliye Politikası oluşturularak, istihdamın sağlanması ve bunu amaçlayacak şekilde ulusal gelirin yükseltilmesi hem öğreti düzeyinde hem de ulusal politikalar olarak gündemde üst sıralara yerleşti. Sermayenin henüz günümüzdeki kadar otomatikleşmediği, üretimde hâlâ ciddi boyutta emek kullanımının geçerli olduğu dönemlerde ülkelerin iç pazarlarının geliştirilmesi de maliye politikası araçları ile olası olduğundan, geliştirilen politikalar tuttu. Böyle bir teorik yapı üzerine oturtulan sosyal demokrasi politikaları aynı zamanda kapitalistlerin korkulu rüyası olan komünizme karşı da sisteme supap işlevi gördü.

Artık ortada komünist de yok, üretim için binlerce emekçiye ihtiyaç da. Kaldı ki, sermayenin günümüzdeki görüntüsüyle ileri düzeyde mekanize olması ve piyasaların da doyma noktasına gelinmesi nedenlerine bağlı olarak, kâr oranları da eskilerde olduğu gibi yüksek düzeylerde de seyretmemektedir. İşte Yeni Dünya Düzeni ya da neoliberal politikalar dediğimiz günümüz ortamı bu gelişmeler ve koşullar altında oluştu.

İnsanımız ünlü “Çökertme” türküsü ile neşeli bir şekilde oyuna kalkarken, bu türkünün nasıl hazin bir olayın hikâyesi olduğunu hatırlamadığı gibi, emekçiler de günümüzün ekonomi politikalarının nasıl bizzat kendi nasırlı elleri ile hazırladığının farkında olamamaktalar. İngiltere tüm dünyaya yayılmış sömürgelerinden ülkesine zenginlik aktarırken, aydınları “liberalizm” politikaları geliştiriyordu. Aydın her yerde aynı mahlûktur! Bu mahlûk ezilenler sınıfına dâhil olmadığından, ezilenleri anlayamayacağı gibi, kurtarma işine soyunması da hem saygısızlık, hem de göstermeliktir. Sosyal demokrasi dönemi, sosyalizmden korku çağı olduğu kadar kapitalizmin de pembe dönemi olduğundan bu dönemde emekçilere biraz pay verilebiliyordu. Emekçiler bu yeme tav olarak ve hiç farkına varamadan o dönemde sistemi bugünlere taşıyan olağanüstü sermaye birikimine katkı yaptılar ve haklarını burjuva demokrasisi içinde tiyatro misali parlamenter demokrasi ile alabilecekleri yalanına kandılar. Bu derin aldanış ve uyku ile günümüzün “kamu personeli toplu görüşmesi” komedisine gelindi.

İşte bugün geldiğimiz nokta! Artık ne komünist var ortalıkta, ne de üretim için yoğun emekçiye ihtiyaç. Kaldı ki, kapitalistler de düşük kar oranları nedeni ile fazla mutlu değiller. Hal böyle olunca, şimdi sırada emekçileri, kamu kesimini ve sermaye dışı tüm kesimleri baskılamak ve sömürmek tek çare olarak görülüyor. Bu süreç, “küreselleşme”, “piyasa”, “uluslararası rekabet”, “bütçe disiplini” vb gibi anlamsal olarak özünde sermaye dışı kesimlerin baskılanmasını ifade eden, ancak ilk algılanması ile uyulmasında sakınca görülmeyen süslü kavram ve söylemlerle perdelenerek ve ezilen halk yığınlarının dikkatini çekmeden, suhuletle sürdürülmektedir. Aydın mahlûkatının çabalarını da devreye aldığımızda, bu denli sömürü ve baskıya rağmen siyasetin ayakta kalabilme mucizesi anlaşılabilir olmaktadır.

BİR CEVAP BIRAK