Kapitalizmin kâğıttan silahı: Kredi kartı

Kapitalizmin kâğıttan silahı: Kredi kartı

0
PAYLAŞ

“Kapitalizmin gerekçesi yahut kibar bir tabirle nazarî temeli olan liberalizm, insanı bütün kutsiyetinden sıyırmış, iştahlarından başka kanun tanımayan bir yaratık haline getirmiştir; homo economicus, en az gayret ve emekle en çok kazanç sağlamaktan başka bir amaç gütmeyen akıl sahibi varlık… Bu dizginsiz canavar evvelâ kendi ülkesindeki insanlara çullanmış, sonra da kâinata kan kusturmuştur… Liberalizmin hürriyeti hür bir kümeste bir tilki hürriyeti. Bu kalpsiz ideolojinin insanlığa hazırladığı korkunç istikbal, nazariyecilerin şairane palavralarına rağmen sahneye çıkar çıkmaz sezilmişti…” Cemil Meriç, Kırk Ambar adlı kitabında (Cemil Meriç bütün eserleri 9, İletişim yay. 2004) kapitalizme dair işte böyle anlamlı ve önemli çözümlemeler yapmıştır.


Günümüzde evrensel bilim olarak okullarda okutulan iktisat bilimi tamda Meriç’in işaret ettiği temel noktaları evrensele yayma çabası içindedir. Hatta söz konusu noktaları, bizzat bilim adı altında meşrulaştırma gayesindedir. Bu gün asgari bir “İktisada Giriş” kitabında iktisat; kıt kaynaklarla sınırsız ihtiyaçların karşılanması olarak tanımlanırken, arkasındaki manipülasyonlar itinayla gözden kaçırılmaktadır. Bu noktada gerçek bir bilimden söz etmek istiyorsak şu soruları sorma cesaretini göstermeliyiz: Kaynaklar neden kıttır? Ve ihtiyaçlar neden sınırsızdır? İşte bu iki sorunun cevabını egemen iktisadi retorik, hala vermiş değildir. Kaldı ki, mevcut kapitalist veya neoliberal sistem, kaynaklar kıt olduğu sürece ve ihtiyaçlarda sınırsız olduğu ölçüde “kar maksimizasyonu”na ulaşabilmektedir. Oysa kaynakların kıtlığı teorik olarak bile imkansızken temel amacın kaynak bulmak için sömürgeciliği meşrulaştırmak olduğu gözden kaçırılmaktadır. İktisat bu noktada kutsal görevini itinayla yerine getirmektedir. Bu perspektifteki bir okuma bize, kapitalist sistemin kendini yeniden üretebilmek ve kronik krizlerinden sıyrılabilmek için çılgın bir tüketim moduna girdiğini veya girmesi gerektiğini göstermektedir. Nede olsa bilim adı altında okutulan iktisat, bu anlamda kapitalist hegemonyaya ideolojik cepheden destek sağlamaktadır. Kaynakları kıtlığı bir yana, özellikle ihtiyaçların sınırsızlığı retoriği, pratikleri bağlamında ele alındığında pek çok sorunu beraberinde getirmektedir. Bu anlamda yaşanan en önemli sorunlardan biri nakit sıkışıklığıdır veya iktisattaki adıyla “likitide sıkışıklı”ğıdır. İşte tamda bu noktada sistem, soruna çözüm olarak kredi kartlarını devreye sokmaktadır. Gaye Yılmaz’ın Açık Radyo dergisindeki makalesinde belirttiği gibi “Sanayii sermayesinin elinde bulunan Finans ve Bankacılık sistemi Kredi kartları mekanizması ile bu soruna da bir çıkış yolu buldu ve insanlar borçlu yaşamaya alıştırıldı. Alışverişte kolaylık, sürat, devrim adı altında ATM’ler, Visa Card’lar girdi yaşamımıza. Artık, cebimizdeki paraya göre alış veriş etmek zorunda değildik.” Burada tüketiciye şu mesajın verilmek istendiğini söylemek mümkündür; sen yeter ki tüket, nakit sorunun mu var al sana kredi kartı, hem de limiti gelirinin üç katı, harca harcayabildiğin kadar. Merak etme borcunu başka bir kartla kapatırsın. Nede olsa köşe başlarında simitçilerin hemen yanındaki stantlarımızda bol bol dağıtıyoruz.


İşte son yıllarda ülkemizde iflaslara, boşanmalara, krizlere ve en nihayetinde intiharlara yol açan kredi kartları, diğer bir deyişle kapitalizmin kağıttan silahları insanları büyük sıkıntılara sokmuştur. Son olarak bir polis memurunun kredi kartı borçları yüzünden intihar etmesi mevcut durumu/sorunu tekrar tartışmaya açmıştır. Polis memurunun intihar mektubunda yazdığı şu cümle aslında mevcut durumu açıkça özetlemektedir. “Ben onurlu adamım. Bu şerefsiz dünyada şerefsiz adamlardan borç aldım” . Ya kredi kartı borcu için böbreklerini satmaya razı olan onca insana ne demeli? Yada daha bir hafta önce iki subayın sırf kredi kartı borcu yüzünden TSK’dan atılmasına…


Gelinen noktada ülkemizde kredi kartı sayısı yaklaşık 27 milyona ulaşmış durumda ve Bankalar arası Kart Merkezi verilerine göre ülkemizde kişi başına 1.8 kart düşmektedir. Yani son durumda Türkiyede 15 milyon kart kullanıcısı bulunmaktadır. TBMM vekilleri intihar eden memura para toplayacağına- herkese para toplayarak borçların kapatılmayacağını en azından bunun TBMM’nin görevi olmadığını biran önce fark edip- bu sayısal verilerin başka intiharlara yol açmamasını sağlayacak önlemler almalıdır. Aksi halde durum oldukça vahim olacaktır. Artık ana haber bültenlerinde ilk sırayı alan kredi kartı ölümleri veya boşanmaları genel olarak çığrından çıkmış sistemin özelde ise onun argümanı olan kredi kartlarının biran önce dizginlenmesinin ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak intiharlarla sonuçlanan ve bu yönüyle toplumsal bir soruna dönüşen kredi kartlarına acilen bir çözüm bulunmalıdır. Çözüm arayışlarında sermayeden yana mı yoksa halktan yana mı olunduğu elbette ki ilerleyen günlerde ortaya çıkacaktır. Umuyoruz ki bunca insanın hayatı bir avuç kapitalistin ve onların “maksimum kar” fetişizmine kurban edilmeyecektir. Çünkü durum mevcut haliyle devam ederse borçların yarattığı baskılar, hemen arkasındaki icra takipleri ve haciz işlemleri gibi çeşitli sorunlar daha nice intiharları gündeme getirecektir.


______________
* Arş.Gör.(İktisatçı),  dozyakisir@gmail.com

BİR CEVAP BIRAK